Avrupa, gerçek bir ümanizmden yoksun olarak, kendisine her müspet alanda öğretmenlik, yol açıcılık yapmış olan İslam Medeniyeti’ni bütün gücüyle inkâra, yıkmaya, yok etmeye çalışmıştır.
Avrupa’nın en büyük dramı şudur: Kendini hiçbir zaman sevdirememesi. Belki kendinden korkulmuş, çekinilmiş, hatta sahte yaltaklanmalar da görmüş, fakat hiçbir insanoğlunun sıcak bir yakınlık duygusunu elde edememiştir. Bu medeniyetin, öbürleri ile ilgisinde ilk görülecek şey, önce gelmiş hiçbir medeniyetin şahit olmadığı bir antipati ve cevapsızlık karşısında kalmasıdır. Zekasının hep tekniğe doğru kayışı da bu sevgisizliğin doğurduğu güvensizlik psikolojisinden ileri gelse gerek..
Asya da, Afrika da, Avrupalıları yeni bir medeniyetin ve yeni bir sesin sahibi olmaktan çok, güçlü bir barbar gibi görmüştür uzun süre. Daha doğrusu, Afrika onu bir büyücü gibi görmüş, Asya bir barbar gibi..
Osmanlı Devleti, bizim büyük devletimizdir ki, Avrupa içinde ve dışında, Asya’yı bu ölümcül durgunluktan ve geleceğini sezmişcesine Avrupalıyı taşkınlıktan kurtarmaya çalışmanın iki yüz yıllık hummasını
yaşamıştır.