• Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku... Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz. İnsan muhitin bayağı, manasız, soğuk tesirlerinden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir. Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş olmuştu. Fakat bu yetmiyor. Şiirlerimde de gördün ki kitaplara rağmen çok ıstırap çektim. Çünkü candan bir insanım yoktu. Sen benim yarım kalan tarafımı ikmal edeceksin.
  • 185 syf.
    ·41 günde·Beğendi·9/10
    Okudukça aldı beni varoluşsal bir çürüme
    Çoran emmi zehir kattı sanki yaşam kürüme
    Bir küp buzdum, her sayfada aldı beni erime
    Diyor ki ben çok yaşadım, intihar et sen yerime

    Kırk bir günde bitmiş kitap; kalmadı güç, oldum bitap
    Pek karamsar Çoran emmi, herkeslere etmez hitap
    Nasıl da kahkaha atar düşse kafamıza mehtap
    Seni hiç mi sevmediler, az munis ol Çoran emmi

    Aşık Hüsüş bezdi candan, zerk ettin zehrini bana
    Al kanımı, gözyaşımı; iç rahatla kana kana
    Zaten mutsuz, derbederiz sonuçta Türkiye bura
    Gene de pek sevdim seni, haydi uğurlar olsun sana

    "Çürümenin Kitabı"na her ne kadar içinde kitap ismi de geçse, bir kitap tanımın tüm sıfatlarını barındıyor da olsa kitap demek kolaycılık ve hafifsemecilik olur. Bu "şey", kitaptan farklı bir "şey". Elinizde bu "şey" olsa ve gözleriniz sayfalarında dolaşırken biri gelip de size dünyanın en saçma sorusunu sorup "Ne yapıyorsun?" dese, "Kitap okuyorum." demek doğru bir cevap olmayacaktır.

    Abarttım mı biraz? Benimki abartmaysa siz bir de Cioran'ın abartmalarına kulak verin: " Bir din, kendini dışlayan doğruları hoşgördüğü zaman tükenir; artık adına öldürülmeyen bir tanrı da gerçekten ölmüş demektir." s.176. Aynı sayfadaki bir başka tespit: "Ürküntü devirleri sükunet devirlerini bastırır; insan, olay bolluğundan ziyade olay yokluğundan rahatsız olur; tarih de onun can sıkıntısını reddetmesinin kanlı ürünüdür." İşin tuhaf yanı başlangıçta abartılı gelen bu cümlelerin kısa bir süre sonra makul geliyor oluşu.

    İlçemizdeki küçük bir okuma grubuyla Mart ayında belirlediğimiz bu kitabı satın alan on kişiden sanırım iki ya da üç kişi bitirebilmiştir şu bir, bir buçuk aylık süreçte. Yarısı da yarısına gelmeden havlu attı. Yani Bereketli Topraklar Üzerinde'de sık geçen bir kalıpla ifade etmek gerekirse Çürümenin Kitabı "zorlu" bir kitap. Peki neden? Kitap iyi kitap, sıkı kitap, farklı kitap ama bir kere kitaptaki neredeyse her cümle ağır ve kompleks önermeler içeriyor. Yani bu kitabı milföy hamuru gibi düşünebiliriz: Uzaktan bakınca ince, düz bir hat ancak yaklaşıldığında aslında çok katlı, çok katmanlı olduğu fark ediliyor. Her bir bölümü hakkını vererek, anlamaya anlamlandırmaya çaba harcayarak okumak istenirse beş sayfadan sonra dayak yemiş hissi uyandırıyor. Sonra bu önermeler maalesef hiçbir şekilde somutlaştırılmaya sokulmamış, örneklendirilmemiş. Cümleler oldukça soyut kalıyor. Son olarak da Cioran farkında olup da duymak istemediğimiz şeyleri bağırmak; görmemek için kafamızı devekuşu gibi yerin dibine sokmak istediğimiz şeyleri domuzuna gözümüze gözümüze sokmak istiyor. Bu da insanı bir yerden sonra tehlikeli bir ruh haline sevk ediyor ama girince alışıyorsun.

    Ben okurken ilk otuz sayfada çok zorlandım; elli ve doksanıncı sayfalar arasındaki bölümleri anlayabilmek namına birkaç kez okumak durumunda kaldım ama bir süre sonra ya yazarın dili daha anlaşılırlaştı ya da ben yazarın anlatımına alıştım, bir şekilde daha akıcı bir okuma sürecine girdim. Tüm zorluğuna, yıpratıcılığına rağmen iyi ki okumuşum dediklerimden oldu "Çürümenin Kitabı".
  • 184 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bazı kitaplar vardır; ne kadar cümle kurarsanız kurun, ne kadar kelime tüketirseniz tüketin, ruhunuza nasıl dokunduğunu, nereye dokunduğun asla ve asla tam olarak açıklayamadığınız bir kitap. İşte bu kitap benim için Şeker Portakalıydı. Şimdi size ruhumu anlamsızlaştıran bu kitabın incelemesini yapmak istiyorum ama nereden başlayacağımı tam olarak bilemiyor.

    Bir kitap nasıl olurda dağılmış bir ruhu, masumiyet ve acıyla daha da darmadağın edebilir. Ahh zeze sen nasıl bir çocuksun böyle? Nasıl dokundun ruhumun kırıklarına? Okurken sende kendi yansımasını görmeyen var mıdır acaba?
    .
    Ben de küçükken yaramaz bir çocuktum. Bende dayak yedim, belki seninki kadar şiddetli değildi ama benimde kırıklarım oldu. Okurken kendimi okuyor gibi hissetmediğim bir an dahi olmadı. Sanki yaşanan olayı yaşayan sadece sen değil, aynı zamanda içinde çocukluğunu öldüren herkesin yaşamı gibiydi.

    Her zaman dediğim gibi; "Yazarların en büyük çaresizliği karakterinin kendine benzemesidir." Bence işte bu cümleyi en iyi karşılayan kitap buydu bana göre. Sanki José Mauro yaşadığı bütün acılarını, umutsuzluklarını, masumiyetini zeze'nin omuzlarına yüklemiş ve bizim acılarımıza ışık tutmak için satırlara dökmüştü.

    Bence yaptığı ve yapmaya çalıştığı tek şey bu değildi. Çocukların zihin dünyasını biz yetişkin insanlara göstermek... Onların aslında küçük bir sevgi kırıntısı için neler yapabileceğini bize hissettirmek ve bütün bunların yanı sıra aslında o kadarda güçsüz olmadıklarını bize göstermekti bence.

    Kitap hakkında söyleyebileceğim ve söylemek istediğim daha çok şey var ama sizi sıkmak istemediğim için kısaca toparlamak gerekirse okurken sevgiyi, masumiyeti, acıyı tatmak istiyor ve kendi çocukluğunuzun unuttuğunuz masumiyetini tekrardan yaşamak istiyorsanız hiç bekletmeden okumanız ve okutmanız gerek bir kitap olduğunu düşünüyorum.

    Çocukluğunuz ve ruhunuz hiç solmasın. Keyifli okumalar.
  • 464 syf.
    Okuduğum ve beni çok etkileyen kitaplardan biridir. Baş karakterin yaşamı, dostları ve yazarın bana göre sakin anlatımı okudukça meraklandırmış ve kitabı bir günde bitirmemi sağlamıştı.

    Hiç Kimse Sıradan Değildir
    Markus Zusak
  • "Orada ne olacak, burada ne vardı? Hayattan ayrılmak niçin bana böyle acı geliyor? Demek ki bu hayatta, anlayamamış olduğum, hala da anlayamadığım bir şeyler var."
  • Evim bana dedi ki: "Beni bırakıp gitme, çünkü senin geçmişin bende yaşıyor."
    Ve yol, "hadi düş peşime, çünkü ben senin geleceğinim," dedi.
  • %37 (57/158)
    ·Puan vermedi
    Hayat hiç yeraltındayken bu kadar zor olmamıştı subayın omzuna çarpmak için bile zengin görünümlü olmak gerekiyordu evet zengin değil sadece görünüşlü olmak, kalbi zengin bir adamın gönlü kırılmış ve ondan özür dilemesini istediği ama yapamadığı sonra defalarca karşılaşıp yalnızca kendisi tarafından tanıdığı subaya nefret beslemeye başlayan, sonra beyninde düşünceleriyle savaşıp neden yürürken ona yol veriyorum ki! O bana versin diyip vermeyeceğine karar verip neler olacak diye günlerce hazırlanan bir yolculuktayız...
    Evet hayatı bu kadar zorlaştırmış karakterimiz dosto nedesem bilemedim devam ediyorum sırf o subayın omzuna çarpınca ne olacak inan merak ettim...