• Hadisenin “Yunan meselesi” haline dönüşmesi ise Yunanistan’daki siyasî durumun değişmesi ve büyük devletlerin ittifakına halel geldikten sonra gerçekleşti.

    Yunan işgalinden önce bu mesele büyük ve galip devletlerce birlikte karar verilmiş olan kesin kararın tebliği mahiyetinde olduğundan hakkımızdaki genel öfkenin yok olmasını bekleyerek siyasî girişimlerle yetinme siyasetini tercih ettirmekte olduğu gibi, işgalin geçici mahiyette olması da bahse konu olan siyaseti teyit eder gibi görünüyordu.

    Mesele “Yunan meselesi” halini aldıktan sonra savaşta mağlup olmamak şartıyla direnişe ben de taraftardım. Nitekim bu düşünceyle Kuva-yı Milliye’ye sempatisi olan birtakım kabineleri de iktidar mevkiine getirdim.

    Ancak o sıralarda, Mustafa Kemal, bağlı bulunduğu devletine itaat dairesinden çıkmış ve Anadolu’da birçok ak sakallı müftülere varıncaya kadar asıp kesmek gibi zulümleriyle millî görevinin sınırını aşarak milletin başına tahammül edilemez bir bela kesilmişti.
    Kolektif
    Şevketli Sultan Mehmed Vahîdüddin Efendimiz Hazretlerinin İstanbul’dan ayrıldıktan sonraki ilk açıklamasıdır.
  • Her hükümetin, işini ödül ve cezaya dayanarak yürütebildiğini hepimiz genellikle kabul ederiz; ama bu kuralın Lilliput’tan başka hiçbir ülkede uygulandığını görmedim. Burada bir kimse, yetmiş üç ay, ülkenin yasalarından hiçbir suretle dışarı çıkmadığını ispat edebilirse, hal ve durumuna göre birtakım ayrıcalıklar elde etmeye, ve sırf bu iş için konan ödenekten bir miktar para almaya hak kazanır; aynı zamanda adına eklenen Snilpall, yani “yasal” unvanını da alır, ama bu unvan oğullarına geçmez. Ben, yasalarımızı hiç ödül sözünü etmeden, yalnız cezayla korkutarak uyguladığımızı söyleyince bunu, yönetimimizin çok büyük bir kusuru saydılar. Bunun içindir ki, Lilliput mahkemelerinde adalet şöyle temsil edilmektedir: adaletin ikisi önde, ikisi arkada. birer tanesi de yanlarda olmak üzere altı gözü var: bu, gözlerinden hiçbir şeyin kaçmayacağını göstermek içindir; sağ elinde, içi altın dolu, ağzı açık bir torba, sol elindeyse, kını içinde bir kılıç var: bu da, cezalandırmaktan daha çok ödüllendirmek istediğini göstermek içindir.
    Jonathan Swift
    Sayfa 55 - İş Bankası Yayınları - E-kitap
  • İzmir’in işgali hadisesinin karşısında ittihaz ve takip ettiğim siyaset ve gaye de vakit kazanmaktan başka bir şey değildi. Çünkü Yunan askeri tarafından derhal icra edileceği bildirilen bu işgal, üç büyük devletin kesin ve ani kararına dayandığı gibi, bu olayın bize tebliği de doğrudan doğruya bu üç devlet tarafından yapıldığından bu mesele büyük devletler meselesi şeklinde ortaya çıkmıştı.
    Kolektif
    Şevketli Sultan Mehmed Vahîdüddin Efendimiz Hazretlerinin İstanbul’dan ayrıldıktan sonraki ilk açıklamasıdır.
  • Mütarekeden sonra yürüttüğüm siyaset ise geri alınması mümkün olmayacak bir adım atmaktan kaçınmakla beraber bir taraftan dâhilde makul ve ılımlı ıslahat ve icraata gayret etmek, diğer taraftan da hâriçte siyasî teşebbüslere devam ederek aleyhimizdeki genel öfkenin bertaraf edilebileceği uygun zamanı bekleyebilmek için vakit kazanmaktan ibaretti.
    Kolektif
    Şevketli Sultan Mehmed Vahîdüddin Efendimiz Hazretlerinin İstanbul’dan ayrıldıktan sonraki ilk açıklamasıdır.
  • ... gerek bu mütarekenin imzasından ve gerek ondan sonraki bütün meselelerde Osmanlı Anayasasının gereği olarak sorumluluktan müstesna olan hükümdarlık makamı, sadece ve sadece iktidardaki hükümetin arz ettiğini onaylamaktan ibaret ve itiraz etme hakkı bulunmayan bir durumda olduğu hâlde, kendi eliyle imzaladığı mütarekenin uygulanması demek olan bu felaketlere karşı sonradan muhalefete önayak olmak küstahlığını gösteren Rauf Bey için, ne de devletin belli başlı mevcut kuvvetlerinin büyük bir kısmını esir vererek zilletle Toros dağları eteklerine iltica etmesi yüzünden mütareke akdini kaçınılmaz bir hale getiren Mustafa Kemal için kabul edilebilir hiçbir mazeret mevcut değildir.

    İşte Osmanlı tahtına oturuşumdan sonra ilk siyasi adımı teşkil eden Mütarekeye kadar meydana gelen hadiseler karşısında benim vaziyetim budur.
    Kolektif
    Şevketli Sultan Mehmed Vahîdüddin Efendimiz Hazretlerinin İstanbul’dan ayrıldıktan sonraki ilk açıklamasıdır.
  • ... savaşın bütün tahrip edici dehşeti, uğursuz Mondros Mütarekesi’nin yapılmak mecburiyetinde kalınmasına kadar devam etti. Bu mütarekenin yapılmasıyla görevlendirilen delegelerin başı şu an Ankara’daki Başbakan Rauf (Orbay) Bey’di. Ayrıca o zaman memleketin en mühim askerî kuvvetinin başında da şu anda Ankara Meclisi Başkanı olan Mustafa Kemal’in bulunmakta olduğu herkesin bildiği bir şeydir.

    Asayiş meselesi ileri sürülerek gerekli gördükleri herhangi bir yeri işgal etme hak ve yetkisini İtilaf devletlerine sunan özel maddesiyle Adana, Musul, Antalya, İstanbul ve İzmir’in işgal edilmesi ve sonraki bütün felaketlerin kaynağını oluşturan sözkonusu Mondros mütarekesinin imzalanması mağlubiyetlerimizin ve mecburiyetlerimizden kaynaklandığı hâlde daha sonraları İzmir’in işgal edilmesi dolayısıyla beni itham edenlerin bakış açısından değerlendirmek gerekirse;

    bu işgallere dayanak teşkil eden Mondros Mütaıekenamesi’ni imzalamaya fiilen katılan Rauf (Orbay), Fethi (Okyar) ve askerî vaziyetiyle devleti böyle bir acı mecburiyete düşürmekte cidden dahli bulunan Mustafa Kemal gibi bugünkü Millî Mücadele reislerinin sorumlu tutulması ve itham edilmesi lazım gelir.
    Kolektif
    Şevketli Sultan Mehmed Vahîdüddin Efendimiz Hazretlerinin İstanbul’dan ayrıldıktan sonraki ilk açıklamasıdır.
  • Turgut uyar demiş ki: - En iyi ben yenilirim; dosta, düşmana, aşka…
    Tomris Uyar demiş ki: - Biri geliyor, hayatımıza bir makas atıyor; o yaşadığımız bölüm, bütünün dışına düşüyor.
    Cemal Süreya demiş ki: - Kim istemez mutlu olmayı ama mutsuzluğa da var mısın?
    Edip Cansever demiş ki: - Özlemim sanadır, varsın kar yağsın, daha yağsın seni arındırıncaya kadar.
    Didem Madak demiş ki: - İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım. Uzaklara gittim. Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!
    Sabahattin Ali demiş ki: - Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor da, kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlanış da insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde “bu böyle olmayabilirdi” düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.
    Nazım Hikmet demiş ki: Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey… Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum. VE..
    Ömür Klnr Eklemiş: Biz kime aşık deriz; ? Sevdiği olanamı yoksa sevenemi ? Yani mesela seveceğin birini bulmak mıdır ? Yoksa onu güzel sevmek midir ? Marifet bilmek midir, bildiğine olmak mıdır? Cesaretin yoksa sahrada; "Mecnun olmayana ne "Leyla" yı çağır ne çölü incit..