• “Şimdi sen kalkıp gidiyorsun.
    Git.
    Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar.
    Gitsinler.
    Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin”


    Cemal Süreya
  • TURGUT UYAR’IN “BÜYÜK SAAT”İ

    M.NİHAT MALKOÇ

    Kalem erbabı, ölümü tutsak eden yiğittir. Bir şair son nefesini verince değil, aslında okunmayınca ölür. Şairi öldüren şey; nefes alsa da, almasa da her halükârda yok farz edilmektir. Türk şiirinin, duruşu sessiz olsa da, gür sesli şairlerinden biriydi Turgut Uyar… İç dünyasındaki çalkantıların dış suskunluğuna isyan eden bir vakarı vardı. Ağustos’ta geldiği dünyadan yine bir başka ağustos gününde göçtü O... Fakat geldiğinde boştu heybesi; göç kervanının başında menzile ilerlerken şiir heybesinin ağırlığı omuzlarını çöktürüyordu.

    “İkinci Yeni” diye adlandırılan şiirin ağır toplarındandı Turgut Uyar… Dili yalındı, anlatımı sadeydi, ama şiirinde bazılarına zor gelecek bir merkezi derinlik ve iç ağırlık vardı. Hattat bir babanın oğlu olan Uyar, sanatın en önemli kollardan biri olan şiire sevdalanmıştı. Babasını genç yaşta kaybedince büyük bir yük biner sırtına. Mutsuzluğunu daha da artırır yatılı okuduğu mektepler… Hüzün en sadık dostu olarak gölgesini sürükler peşi sıra… Meslek olarak askerliği seçse de bu onun mecburi tercihi olmaktan öteye gidemez. “Ben severim omuzlarımı bir gün / Sırmaları, apoletleri olmasa da” dizeleri bizi bu kanaate götürür.

    Şiir yarışmaları şair adayları için bulunmaz fırsatlardandır. Turgut Uyar için de geçerlidir bu... O da bir şiir yarışmasında “Arz-ı Hâl” adlı şiiriyle ikinci olarak arz-ı endam eder. Aşk, ayrılık ve ölüm başat temaları onun da duygu süzgecinden süzülür ilkin… Bu ilk şiirlerinde ölçü ve kafiyeyi de göz ardı etmez. Garip akımına da göz kırpar dizelerinde. Dünyanın En Güzel Arabistanı’nda bulur şair kimliğini… Bu eserde yepyeni bir dille ve yepyeni bir biçimle çıkar okuyucusunun karşısına. Dili anlaşılır olsa da şiirsel kodlar çözülmeden maksat anlaşıl(a)maz bu dizelerde. Şiirinin ana nüveleri olan imge ve çağrışımlar İkinci Yeni şiirini de müjdeler okuyucuya. Edip Cansever ve Cemal Süreya gibi şiir işçileriyle uzun ve çetin bir yolculuğa çıkarlar. Şiir surlarında bir gedik açarlar heveslerini kuşanarak…

    Şair, Büyük Saat’e yol alır. “Büyük Saat” Turgut Uyar’ın bütün şiirlerinin yer aldığı kıymetli eserinin adı… Bu kitapta şairin daha önce çıkardığı “Arz-ı Hal, Türkiyem, Dünyanın En Güzel Arabistanı, Tütünler Islak, Her Pazartesi, Divan, Toplandılar, Kayayı Delen İncir, Dün Yok mu?, Son Şiirler” adlı kitaplarında yer alan şiirleri toplu olarak yer alıyor. Bu kitap tabir caizse Turgut Uyar’ın yüreğinin kara kutusu… Şairin acıları, sevinçleri, hüzünleri, ruh burkuntuları bu iki kapak arasına sıkışmış adeta. Yapı Kredi Yayınları arasında çıkan kitap bir hayli hacimli bir eser, tam 644 sayfa… Eserin birinci basımı 2002 senesinde yapılmış.

    Toplu şiirler olan “Büyük Saat” adlı bu değerli şiir harmanı Temmuz 2009’da 8. baskısını yapmıştır. Kitabın arka kapağında “Türk şiirinin en yalnız, en mutsuz, en umutsuz... bu yüzden de -mutlu değilse bile- en kalabalık, en umutlu şairinden kısa sürmüş uzun bir yolculuğun tüm konakları!... Öncü bir dil, sevgiyi bile acıtan bir duyarlık ve “bütün mümkünlerin kıyısı”nda yaşanan çaresizliğin son sığınağı: ‘Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum’...ya da: ‘Sizin alınız al inandım/Morunuz mor inandım/Tanrınız büyük amenna/Şiriniz adamakıllı şiir/Dumanı da caba/Ama sizin adınız ne/Benim dengemi bozmayınız’… Arz-ı Hal’den Dün Yok mu’ya tüm kitapları ve (unutulmaları ya da elenmeleri nedeniyle) kitaplarına girmemiş tüm şiirleriyle, Turgut Uyar külliyatı…” ifadeleri yazılıdır.

    Turgut Uyar’a göre şiir her çağda yenilenir. Bu değişimi ve yenilenmeyi Büyük Saat’teki şiirlerini bir bütünlük içerisinde okuduğumuzda fark edebiliyoruz. Bu şiirleri dikkatli bir gözle inceleyip açık bir zihinle okuyup sindirdiğimizde onun şiirsel bütünlüğü yakaladığını görürüz. Birkaç şiirine bakarak onun hakkında hüküm vermek bizi yanıltabilir.

    “Büyük Saat” Turgut Uyar’ın ömrü boyunca biriktirdiği hissiyatı açığa vurduğu bir çeşit şiir sandığıdır. O sandıkta her renge ve ahenge rastlayabilirsiniz. Tepeden tırnağa hayatı dolu dolu yaşayan bir insanın duygu haritası çizilidir o dizelerde. Yaşadıkları bize benzese de duygularının ifadesinde bir başkalık ve renklilik olduğu kendini belli eder. Bazı şiirleri hikâye tadında olsa da şiirsel derinliğini ve göz alıcı sihrini hiçbir zaman kaybetmezler.

    Türk şiirinde derin izler bırakanlardan biridir Turgut Uyar… Şiirini sevseniz de sevmeseniz de bu gerçeği teslim etmelisiniz. İkinci Yeni’yi ve bu anlayışın üç öncüsünden biri olan Turgut Uyar’ı göz ardı eden yaklaşımlar sığ bir idrakin nazarından başka nedir ki!...

    Türk şiirini mercek altına alanlar Turgut Uyar’ı ve onun şiir sandığı hüviyetinde olan “Büyük Saat” adlı şiir hazinesini mutlaka karşılarında göreceklerdir. Zira Türk şiirinin köşe taşlarıdır onlar… Taşı görmeyenin taşa çarpması muhtemeldir. Büyük Saat’in tiktaklarını duymayanların sağır olduğuna hükmetmek gerekir. Sağırlık seslerin yokluğuna delil değildir.

    Her şair farklı bir sestir, belki öyle de olmalıdır. Bu kanaatimiz Büyük Saat’in şairi için de geçerlidir. Türk şiirindeki Turgut Uyar gerçeğini ve onun şiirimizdeki özgün sesini kimse inkâr edemez. İkinci Yeni’nin omurgasıdır Turgut Uyar… Onun özgün sesinin en kapsamlı ve ihtişamlı ahengi Büyük Saat’te kendini gösterir. Turgut Uyar’ın, şiiri ve hayatı ile ilgili söylediği şu ifadeler şüphesiz ki onu daha yakından tanımamıza yardımcı olacaktır:

    “1926 yılı Ağustos’unda İstanbul’da doğmuşum… Hayatım düpedüz ve kupkurudur. Alâka çekecek bir macera olmamasından, herkesinkinden ayrı bir hususiyet taşımamasından ayrıca haz duyarım…Şiire gelince, ne zaman başladığımı, ilk heyecanlarımın sebep ve neticelerini hatırlayamıyorum. Öyle sanıyorum ki, o doğduğumdan beri bende mevcut. Gayet kısır ve nankör bir ilhama sahibim, buna rağmen şiir benim için geriye atılması imkansız bir ihtiyaçtır. Yazamasam da duyarak yaşayacağım.”

    Aslında şairleri eleştirmenler büyütür. İkinci Yeni’ci şair Turgut Uyar’ın tanınıp sevilmesinde de büyük edebiyat eleştirmeni Nurullah Ataç’ın rolü büyüktür. Uyar’ın şiirinin ikinci olduğu bir yarışmada Ataç, Uyar’ın şiirinin birinci olması gerektiği düşüncesindeydi. Bunu şu ifadeleriyle şiir severlere açık yüreklilikle bildirmiştir: “Bilmem yanılıyor muyum Turgut Uyar’ı iyi bir şair saymakla? Hiç sanmıyorum. Ne olursa olsun, onun için atıyorum zarımı. Övünerek söyleyeyim, şairler için attığım zar, şimdiye kadar çok iyi geldi, doğru seçtiğimi gösterdi. Turgut Uyar için de iyi geleceğinden hiç şüphe etmiyorum.”

    Turgut Uyar’ın şairlik sicili de diyebileceğimiz “Büyük Saat” dünden bugüne, bugünden yarına bir köprü olan kadim zamanın ve geleceğin nabzını tutmaktadır. Bu saatin sesini ruhunun derinliklerinde hissedenler, şairini daha iyi anlayacaklardır.

    Şairlerin ilhamı çile musluğundan damlar. Dikenlerin içinde büyür gonca güller… Güle su verirken dikeni de büyütürüz farkında olmadan. Fakat gülün kıymeti dikeniyle kıyaslanınca bilinir ancak…Büyük Divan şairi Fuzuli gibi Turgut Uyar da sever ıstırabı. Buna sebep olarak da şunu ileri surer: “Sevincin o amansız, o aşağılayıcı bönlüğünden korur beni.”

    “Öldüğümde el yazısıyla tek şiirim kalmayacak arkamda. Kitaplardaki şiirlerden başka şiir bırakmak istemiyorum. Kendini gizleyen yazarları seviyorum” diyen Turgut Uyar, gerçekten de dediğini yapmıştır. O, el yazısıyla yazılan şiirlerini imha etmiştir. Sadece kitaplardaki şiirleri kalmıştır ölümünden sonra. Bu tavır onun kararlılığının bir göstergesidir.

    Türk şiirini hakkıyla anlayabilmek ve doyumsuz hazzını yaşayabilmek için Büyük Saat’in zaman tünelinde uzun bir yolculuğa çıkmalıyız. Bu çileli yolculukta önümüze çıkacak engelleri kararlılıkla aşmalı, şiirin gül bahçelerinde soluklanmalıyız. Bugünkü gerçek şair kıtlığına rağmen edebiyat pazarındaki şiir enflasyonunda şiirde kaliteye ve şiirsel zevke tanık olmak istiyorsanız bu yolculuğu ertelemeyin. Ölümsüz duyguların raksına dalıp gidin…

    “Büyük Saat” sizi şiir sofrasına davet ediyor. Bu sofrada acılar, hüzünler, sevgiler, nefretler, hayalkırıklıkları, ihtiraslar, korkular koyun koyunadır. Tatmak için daha ne bekliyorsunuz? Göğe Bakma Durağı’nda ertelenmiş hayaller ve düş kırıklıkları sizi bekliyor. Yitirdiğiniz düşleri ve gülüşleri “Büyük Saat”in tıktakları arasında bulmaya var mısınız?

    İçkiye düşkün olan Turgut Uyar, siroz hastalığına davetiye çıkarır adeta. Her geçen gün bir mum misali erir bedeni. Acılarını içine gömer daha çok… Hüzün, şairliğini beslese de yazmaya kudreti kalmaz artık. “Büyük Saat” geçmişten geleceğe tanıklık etse de onun ömür saati durur. “Büyük Saat” şiirinde dile getirdiği gibi “Adam, şarkısını söyler ve çeker gider” O şimdi Aşiyan Mezarlığı’nda Boğaz’ın masmavi sularına bakarak şiirler düşlemektedir.

    Yayınlandığı Yer: Değirmen Dergisi/Eylül-Ekim-Kasım 2009