• 400 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Kamila Shamsie'nin okuduğum ilk kitabı. Kitap oldukça akıcı bir uslupla yazılmış. Uzun bir dönemin ve çok çeşitli ulustan insanların anlatılmasına rağmen, olayların örgüsü müthiş denecek bir şekilde kurgulanarak okuyucuya sunulmuş.

    Kitap, savaş karşıtı olma özelliğini, savaşın nesiller boyunca insanları nasıl olumsuz yönde etkilediğinin geniş bir şekilde anlatımıyla başarıyor.

    Konuya gelince her ne kadar bir kişinin hayatının yıllara yayılan öyküsünün anlatımı olarak görülse de, aslında iki ailenin yıllar içerisindeki olumlu ve olumsuz ama adeta kader diyebileceğimiz ilişkilerinin öyküsünü bizlere sunmaktadır.

    9.Ağustos.1945 yılında Nagazaki'ye atom bombasının atılmasıyla başlıyor. O sabah orada bu anı bütün şiddetiyle yaşayan genç bir kız olan Hiroko Tanaka'nın hayatına odaklanıyoruz. Gerek bombanın atılması sırasında yaşadıkları ve gerekse bomba sonrası dramatik yönde değişen hayatının yıllar içerisinde geçirdiği aşamaları tek tek okuyoruz. Nagazaki'de başlayıp, Hindistan, Türkiye, Pakistan ve Amerika'ya uzanan müthiş ve dramatik hayat hikayesinin peşinden sürükleniyoruz. Bu arada tabii ki bu dönemlerde oluşan önemli siyasi olaylara da her şekliyle tanık oluyoruz. Örn: Hindistan'ın bağımsızlığını kazanması, Pakistan devletinin kurulması, Afganistan savaşı , 11.Eylül saldırıları vs..... Tabii ki bütün bu olayların bölge insanlarını nasıl dramatik bir şekilde etkilediğini de öğrenmiş oluyoruz.

    Yaklaşık altmış yıllık bir dönem. Savaşlar, katliamlar, ırk ayrımcılığı ve emperyalizm. Hep dram, hep kaybedilenler. Güzel olan şeyler de yok değil. Dostluk, aşk, sevgi, fedakarlık, yardımlaşma tabii ki bunlar da var. Ama bir bombanın verdiği bedensel ve ruhsal yıkım ön planda olduğunda, her zaman dram bir adım önden gidiyor galiba.

    Benim için harika bir kitaptı. Çok büyük beğeniyle ve keyif alarak okudum. Okunmasını da herkese tavsiye ederim.
  • Bomba imha uzmanlarının hepsi işlerinde iyidir. Yoksa ölmüş olurlardı.

    Peki, onları iyi yapan nedir?

    Bunu ortaya çıkarmak için en az on yıl deneyimi olan
    bomba imha uzmanlarını ele aldı ve onları iki gruba ayırdı: başarı nişanı kazananlar ve kazanmayanlar.

    Ardından işlerini yaptıkları sırada yüksek konsantrasyon gerektiren görevlerdeki kalp atış hızlarını karşılaştırdı. Akıl almaz bir sonuçla karşılaştı. Tüm uzmanların kalp ritimleri sabit kalırken, nişan kazananlarda bambaşka bir
    şey oluyordu: Kalp ritimleri yavaşlıyordul Tehlike bölgesine
    girdiklerinde, soğukkanlı ve odaklanmış bir trans haline geçiyorlardı: üzerinde çalıştıkları düzenekle bütünleştikleri bir üst bilinç seviyesi.
  • ... İçi çocuk dolu bir cankurtaran sandalı göründü tepesinde bir helikopter dolanıyor, önde orta yaşlı bir kadın oturuyordu Yahudi olabilir kucağında üç yaşlarında küçük bir erkek çocuk, küçük çocuk korku içinde haykırıyor ve içinde kaybolmaya çalışırcasına başını kadının göğüslerinin arasına sokuyordu ve kadın
    çocuğu kollarının arasına alıyor ve kendisi de tir tir titremesine karşın kollarıyla onu mermilerden koruyabilecekmişçesine kendini çocuğa siper etmeye çabalıyordu, sonra helikopter üstlerine 20 kiloluk bir bomba bıraktı korkunç bir alev çaktı ve sandaldan geriye tahta parçalan kaldı.Sonra müthiş bir çekim vardı bir çocuğun kolu havaya uçuyordu helikopterin önündeki bir kamerayla çekilmiş olmalıydı ve partililerin oturduğu koltuklardan büyük bir alkış koptu ama salonun proleter bölümündeki bir kadın birden ter ter tepinmeye bunları çocukların önünde gösteremezsiniz bunları çocukların önünde göstermeye hakkınız yok diye bağırmaya başladı sonunda polisler onu dışarı attılar kadının başına bir şey geldiğini sanmam proleterlerin dediklerine hiç kimse aldırmaz tipik proleter tepkisi der geçer onlar hiçbir zaman...
  • Ve işin ilginç yanı, halen anlayamıyorum. Buna neden ihtiyaç duyduklarını...? Neden ikinci bir bomba ? Birincisi bile anlayabileceğim her şeyin çok ötesindeyken... bir ikincisi ! Birini yapıyorsun ve nelere yol açtığını görüyorsun ve sonra bir kez daha yapıyorsun. Bu nasıl ?
    Kamila Shamsie
    Sayfa 114 - Bilge Kültür sanat - Nisan 2012
  • ... Elçi Kühlmann daha sonraki bir raporda bomba bulmalar hakkında şunları yazdı: “Tehcirin bahanesi olan, sözüm ona Ermeni mezarlı­ğında bomba ve silahların aranıp bulunması gibi bahaneler Türk yetkililerin çoktandır bilinen ve çok kullanılan envanterleri arasındadır.”(285)
  • 384 syf.
    ·9/10
    Ankara o güne bomba gibi bir cinayetle uyanmıştır. Komiser Lokman ve Nedim, dağ evinde bulunan cesedi gördüğü zaman adeta kanları donar. Kafasına çekiç vurulmuş ve türlü işkenceler ile öldürülmüş şahsın gözleri oyularak birbirine yapıştırılmıştır. Otopside gözlerinden çıkan, katile ait mektup cinayetin son olmadığının belirtisidir. Katilin kişisel analizi için Dr. Akgül devreye girer. Ankara birbirinden vahşi cinayetler ile yankılanır. Gazeteci Semiha Taşkın'a gelen bilgiler işi oldukça zorlaştırmaktadır. Harıl harıl Muskalı Katil'i bulmaya çalışan polis teşkilatı ne gibi zorluklarla karşılaşır?
    Polisiye eserler okumayı seviyorum ve bu kitabı da çok severek okudum. Lokman'ın eşi Melike'nin gönderdiği mektuplar ile kişisel hayatlarına dâhil oluyoruz. Katilin işlediği cinayetleri ürpererek okudum. Kitabın sonunda tahmin ettiğim kişi katil çıkmadı. Katilin o kişi olduğuna çok şaşırdım. Psikoloji alanıyla ilgili verilen bilgiler güzeldi. Ayrıca her bölümün başında farklı kitaplardan alınan sözler hoşuma gitti. Güzel bir kurguydu. Akıcı ve etkileyici bir dile sahipti. Bir süre etkisinden çıkabileceğimi zannetmiyorum. Polisiye okumayı seven arkadaşlarıma tavsiyemdir.
    -Nursena
  • 1915 Şubat sonlarıydı ve Mayıs yaklaşıyordu. Bu arada geçen haftalara göre durum oldukça değişmiş, ilk taarruz­dan sonra Çanakkale Boğaz harekâtı şok yaratarak, kanlı muharebelerin ardından, birkaç küçük sahil şeridini tutma pahasına İngilizlerin kayıpları hesaplandığından üç misli daha fazla olduğu anlaşılmıştı. Şimdiye kadar kurban edilen korkunç sayıda insan, olağanüstü cephane ve malzeme tü­ketimi, çok sayıda harp gemisi kayıpları, hepsi buydu. Peki sebep? Şimdi, herhalde Londra’da böyle bir teşebbüse kal­kışmanın ne hesapları yapılıyordu.Liman Von Sanders Paşa’nın emri altındaki Gelibolu’da­ki Türk birlikleri, düşmanlarının hiç beklemediği bir dire­niş gösteriyordu. Çıkarma birlikleri erzak bulma da çok zorlanıyor, su temininin çok uzak adalardan yapılabilmesi de büyük problem teşkil ediyordu. Arazinin durumu tam olarak bilinmediğinden, sayısız tenha ve izbelikler, Türk sa­vunmasına büyük yararlar sağlamış ve bunlar fevkalâde iyi kullanılmıştı.Hergün keşif uçuşuna çıkan ve Türk tarafına birkaç da bomba atan uçaklar bile, haber toplamada aslında çok da başarılı olamıyorlardı.Yıpratıcı savaş, sinirleri bozan bir boğuşma. Ateş edi­yorlar, onlar da ateş ediyor, mayınlar aranıp bulunuyor, çı­karmaya uygun sahilde suyun altına gerilmiş dikenli teller kesiliyor, içindeki mürettabatın sayısını gizlemek için çıkar­ma gemilerinin bordosu ağaç dallarıyla gizlenerek, sahte çı­karma hareketleri sergileniyordu.Yaralar kanıyor, susuzluktan ve sıcaktan kavrularak da olsa, herşey Lord Kitchener’in istediği gibi yapılıyor, savaşı­lıyordu. Bu masmavi su yolunun sonunda harp, ikinci bir devreye girdiğinde, İstanbul’u ele geçirmek için bu dar kapı­ya hücum edip geçmeyi deniyorlardı.Masalların ve efsanelerin şehri, Sultanların ve Halifele­rin sırlarla dolu muhteşem şehri İstanbul, her sefer rüyasın­dan uyandırılıyor, her seferinde iki deniz arasındaki bu pa­rıltılı payitahtı ele geçirme düşüncesiyle milletler büyük bir ihtirasla oluk oluk kan döküyor, bu “yüksek emele” ulaş­mak için hile, güç veya sevgi dolu dostluklar kuruluyordu