• Boş bir odaya belli miktarda gaz verildiği zaman, oda ne kadar büyük olursa olsun, gaz odanın tamamına yayılır. Ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun, acı da insanın ruhuna ve bilincine tamamen yayılır. Dolayısıyla insanın çektiği acının “büyüklüğü” kesinlikle görecelidir..
  • Yurdum insani: Şşşiiittt hhoooopppp,sıra var birader körmüsün,enayimi yazıyor alnımızda

    Klasik tepki: "Sıraya geç kardeşim."

    Neoklasik tepki: "Şeker kardeşiim sıraya geçiver."

    Realist tepki: "Sıra var."

    Sürrealist tepki: "Sallandıracaksın bunlardan ikisini Kızılay'da bak bir daha yapabiliyorlar mı?"

    Romantik tepki: "Beyefendi galiba sırayı görmediniz."

    Modern tepki: "Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa da..."

    Postmodern tepki: "Sırana geç lan ayı!"

    Uzlaşımcı tepki: "Acelesi olmasa öne geçmezdi, üzmeyin garibi..."

    Devrimci tepki: "Altyapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek."

    Kaderci tepki: "İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür."

    Felsefeci (septik kuşkucu) tepki: "Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir."

    Kantçı tepki: "Efendim, algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa, adam yok olur."

    Kötümser varoluşçu tepki: "Herkes bir gün ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adam da ölecek."

    İyimser varoluşcu tepki: "Sıkmayın canınızı, şu anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor."

    Hümanist tepki: "İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için. Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz.

    Sizin Tepkiniz??
  • 21. YÜZYIL ÇOCUĞU

    Ben 21. Yüzyıl çocuğuyum
    Insanlar artık heykellere tapmıyorlar bu yüzyılda
    Ama modern putları var onların Lat yerine Para, Menat yerine Mevki, Uzza yerine Şöhret ve daha niceleri...
    Içi boşaltılmış kavramları var artık onların
    Ahlâk deyince yalnızca küfr etmeyi anlıyorlar mesela, adalet/hak/vicdan çıkartılmış onların lugatinde. Torpilin adını da referans koydular şimdilik. Belki illerde başka birşey derler. Şartlar bunu gerektiriyormus çünkü. Emrolunduğun gibi dosdoğru olunmaz bu yüzden.

    Ben 21. Yüzyıl çocuğuyum
    Benim yüzyılımda arz-talep ilişkisine göre yürür işler. Sana arzedildigi için alırsın birseyi, sen birsey talep etmemişsin halbuki. "Ben bunu yaptıysam alacaksın kardeşim" der çünkü bizim kapitalist amcalarımız. Ve alırız. Sonra yillarca öderiz bu tatli ve tonton amcalara. Yalnızca göstermek için...

    Ben 21. Yüzyıl çocuğuyum
    Benim asrimda kadınlar 'Ana' iken işçi olmuştur. Bir fabrikada akşama kadar kan-ter içinde kalmak özgürlük olarak tanıtılmıştır bize. Akşam işten gelen kocaya sicak çorba pişirmek ise kölelik... buna inan(dırıl)dık.

    Benim asrimda en çok çocuklar ölür,onlar anasız ve babasız kalir. Petrol bulunmuştur bu yüzyılda hepsi bundandır.

    Benim asrimda 'Mazlum' zalimdir, kan emiciler ise Islah ediciler olmuştur. Mazlum mazlumlastikca zalimliği artırılır. Dinine, diline ve ırkına göre görecelidir mazlumluk. Haber getirenin fasikligi bilinmez o yüzden.

    Benden, senden ve ondan vardır benim yüzyılımda; illaki birinden olmak zorundasındır. Fikir özgürlüğü dedikleri şey yalnızca onların fikirlerine katıldığın sürece geçerlidir. Aksi halde... aksilik yapmış olursun.

    Ve ben aksiyim. Bundandır uykusuzluklarim, baş ağrılarım ve sancılarım...

    Ha! En büyük putu unutuyordum az kalsın: Hübel. O da sistem. Herkesin elinde bu sancağı görürsün. Şöyle yazılıdır bu sancakta: Rabbe Hübel Âlâ.

    Musab Talha
  • İnsanlar doğa yasaları gereğince, genellikle iki bölüme ayrılırlar: Aşağılar (sıradanlar), ki bunların biricik görevleri, kendileri gibi olanların çoğalmalarını sağlamak, bu işin aracı olmaktır ve kendi çevrelerine yeni bir söz söylemek yetenek ve dehasında olanlar. Doğaldır ki, bu arada sınırsız sayıda alt bölümleme yapılabilir. Ama bu iki ana bölümün ayırt edici çizgileri oldukça keskindir. Birinciler, yani kendileri gibi olanların çoğalmasına araç olanlar, doğaları gereği tutucudurlar, uysaldırlar, boyun eğerek yaşarlar ve boyun eğmeyi severler. Bence de bunlar uysal ve boyun eğici olmak zorundadırlar, çünkü bu onların görevleridir ve burada onlar için aşağılatıcı bir durum söz konusu değildir. İkinci bölümdekilerse, sürekli olarak yasaları çiğnerler, yıkıcıdırlar ya da yeteneklerine bağlı olarak, yıkıcılığa yatkındırlar. Bunların işledikleri suçlar, doğaldır ki, son derece çeşitli ve görecelidir; ama büyük çoğunluğu, birbirinden apayrı nedenler ileri sürerek, daha iyi şeyler adına şimdinin yıkılmasını isterler. Bunların ülkülerini gerçekleştirmeleri için, cesetlerin, kan göllerinin üzerinden atlamaları gerekse, bence kendilerine bu izni, vicdan rahatlığıyla verebilirler; tabii bu söz konusu ülkünün ne olduğuna, boyutlarının ne olduğuna bağlı olan bir şeydir, bu noktaya dikkatinizi çekerim. Yazımdaki suç işleme hakkını ben bu bağlamda ele aldım. (Hatırlarsanız, hukuksal bir sorunun tartışması olarak girilmiştir konuya.) Aslında fazla telaş edecek bir durum yok ortada: İkinci bölümdekilerin kendilerine tanıdıkları hakkı, yığın hiçbir zaman onlara tanımamıştır. Onları en ağır biçimde cezalandırmış, boyunlarını vurmuştur (az ya da çok); bunu yaparken de tümüyle haklı olarak, kendi tutucu görevini yerine getirmiştir. Bununla birlikte, sonraki kuşaklarda aynı yığın, başları vurulan bu insanların heykellerini dikmiş ve onlara tapınmıştır (az ya da çok). Birinci bölümdekiler hep bugünün, ikinci bölümdekilerse hep yarının efendileridir. Birinciler dünyayı korurlar ve onu sayıca çoğaltırlar; ikinciler dünyayı hareket ettirirler ve onu bir amaca doğru yöneltirler. Her iki bölümdekiler de tümüyle eşit yaşama hakkına sahiptirler.
    Dostoyevski
    Sayfa 324 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Bir kızın, ailesinden uzağa yerleşmemesi gerektiğini söylemeye çalışmıyorum. Mesafe dediğiniz şey görecelidir. Farklı şartlara göre mesafenin kısalığı da uzunluğu da değişir.
    Jane Austen
    Sayfa 209 - ÇEVİRMEN:Ayşe Nur Buğalı, YAYINCI: Karbon Kitaplar
  • "Mücadele" cümlesiyle biraz erken yaşta tanıştığımı düşünmekteyim.insan ömrünün ortalama 80 yıl olduğunu varsayarsak 17 yaş bu serüven için erken sayılabilir.Unutmadan yazımın başında verdiğin tepkiyi de yutturmak adına sen edebi anlamda "Mücadele"yi kelime olarak algılayabilirsin ancak benim için kocaman içi dolu mu dolu hayatın her alanında karşılaştığım inatçı bir cümledir.Afiyet olsun dileklerimi ilettikten sonra dönelim konumuza.İnsan yaradılışı ötürü kolay olana bayılır.Kaçmak ise herzaman en kolayıdır.Ancak kaçarak hiç bir zaman tam anlamıyla çözmemiştir meseleyi.Bu durumu örneklendirmek gerekebilir;Bir gün karnım acıktı ki çok doğal ben sık sık acıkırım :) yemek sırasında sıranın bana gelmesini bekliyorum hop en arkadan en öne serseri tipli,maganda vari bir canlı şunu almak istiyorum dediğinde:Benimle birlikte sırada bekleyen bir sürü insanın içine büründüğü ölüm sessizliği!!!Neden çünkü aman tatsızlık çıkmasın dı.Ne gerek var,1 sıra fazladan beklerim di.Unutmadan az önce söylediğin hoşgörün de hiç mi yok arkadaşım? cümleni de yutturmak isterim hoşgörü,hoş görü'yü hakeden saygılı ve anlayışlı birine gösterilir seni yok saymış hakkını gasp eden birine değil.Örneği en basit şekilde vermek gerektiğini düşünerek örneklendirme kısmına ..... 5 nokta koymak isterim hayal gücünüz yettiğince çoğaltabilir aslında durumun ne kadar vahim olduğunun anlaşılabilmesi adına.Unutmadan 3 noktaya ne oldu da 5 nokta kullanıyorsun diyen arkadaşım benim yazımı okuyorsun anlıyacağın "kan benim damar benim".Şimdi doğru birdir evet ama görecelidir baktığın pencereden tutda,içtiğin suya,çiğnediğin sakıza kadar farklı şekilde görebilir ve anlayabilirsin.Bu yazının bencesi şöyle olmalı;ben bugün sıramı veriyorsam,yarın benden paramı,işimi,aşımı,duvardaki taşımı,atlara olan aşkımı,sevdiğimin gözündeki bakışı kısacası herşeyi alabilirler.Düşünsene hayata ilk geldiğindeki halini;öğrenene kadar iç güdülerin ile hareket ediyor ve elde edene kadar ağlıyorsun.Hayvanları düşün kendi alanlarını korumak için verdikleri savaşı.Yaratılış gereği mücadele her canlının özünde fazlasıyla bulunmakta ancak insanoğlu "en akıllısı ya" akılcı çözümü ve öngörüsü ile mutlaka kendince "kolay olan" bir çözüm üretip sonrasında yaşayacağı keşkeleri,acı,elzem ve kederi o an görmezden gelip 1 sıra daha fazladan bekleyerek çözdüğünü zanneder ya bu duygu enfes olmalı!Malsın ama mal olduğunu bilmiyorsun "çiçeeek".Dilim biraz sivridir kusuruma bak lütfen.Buraya kadar herşey normal değilmi akla mantığa sığan şeyler sıkı dur dostum peki ya aşk...Şimdi üç noktayı haketti bu yazı diyelim...İşin renginin yeşilden sarıya döndüğü nokta budur işte.Çünkü bu duygu herkeste farklı cereyan eder;kimi nefesim der vaz geçer,kiminin aldığı nefese sebep.Kimi içerisinde mutluluk arar,kimi mutsuzluğa sebep.Unutmadan bilmeyenlere,yada unutanlara hatırlatalım:Arapça “aşaka” , sarmaşmak, sıkıca sarılmak, sarmaşık anlamına geliyor.Yani bu illet günümüzde dillerde olanından çok farklı birşey;içinde çok fazla şey barındırıyor.Ve en büyük mücadeleler bunun üzerine veriliyor,yada verildiği zannediliyor.Aman o mutlu olsunda ben kenarda acının dibine ekmeğimi banar da yerim diyeni de var.Sonuna kadar mücadelesini verip dillere pelesenk olanı da.Peki biz hangilerini hatırlar,saygı duyarız? Buyrun çoktan seçmeli zor bi soru daha?Leyla ile Mecnun,Kerem ile Aslı,Ferhat ile Şirin,Yusuf ile Züleyha...Onlarda şunu demişmidir acaba:Aman tatsızlık çıkmasın 1 sıra daha fazladan beklerim.
    Mücadele iyidir Dostum !!! Hakkın olanı rızan ile veriyorsan başım üstüne bu bir lutuftur.Ancak Dostum birilerinin elinden almasına,kayıp gitmesine,imkansızlığına göz yumuyor kabulleniyorsan Mal geldin Mal gidersin...Anlayana bilene sözüm yok,ama anlamayana Yeşilde az,Kahvede az...