• Voisins’da yemekle başlayıp Paillard’da gece yarısı yemeğiyle devam eden akşam boyunca tekrar tekrar boşalan, yanaklarından aşağıya yağmur gibi süzülen gözyaşların; uysal, masum bir çocuk gibi her fırsatta elimi tutarak açığa vurduğun, beni görmekten duyduğun yapmacıksız sevinç; o sıradaki son derece sade ve içten pişmanlığın, dostluğumuza yeniden başlamayı kabul etmeme neden oldu.
    Oscar Wilde
    Can yayınları
  • Temmuz'un ortası... Adana... Anahtar kelimeleri bir araya getirince akla cayır cayır sıcak bir gün, asfaltta pişen yumurtalar, sıcağın sinirlendirdiği insanlar ve daha nicesi gelebilir ama güzden kalma bir gün vardı burada. Bizler de bir ayı devirmeden bir araya gelmenin sevinciyle yine gediklisi olduğumuz mekanımıza gittik, yazlık köşemize hafif esintiyle birlikte kurulduk ve başladık sohbete :)
    Kitabımız Orhan Pamuk'tan Yeni Hayat idi malum. Yeni Hayat ile birlikte hayatı ele aldık hep birlikte, "eskisi olmayanın yenisi olmaz" düsturuyla, eski hayatlarımızla yenisini kıyas ettik, neleri bulup neleri kaybettiğimizin hesabını tuttuk, ama içimizden, ama dışımızdan... Kâh genç dostlarımızın, kitabın karakteri olan Osman gibi yolculuklara gebe oluşuna ve heyecanlarına imrendik, kâh o yolculuklar sonrası durulup herkesleşen Osman gibi olan, nispeten yaş almışlarımızın gençlik ateşinin saman aleviyle eşdeğer oluşuna değinişlerine hak verdik. Batının etkilerini gözardı etmedik, "gahrol gapitalizim" diye söylendik, aramıza katılanlarla mutlu olduk, aramızda olamayanları aradı gözlerimiz. Konuştuk, söyleştik, aynı alıntılarda farklı bakış açıları yakaladık, yeri geldi kitabı bırakıp hayatı tartıştık :) Şunu da öğrendik ki "Hayat bize güzelmiş ;)"
    Bir sonraki buluşmamız biraz zaman alacak. Bir aydan daha uzun bir süre. Malum, tatildeyiz falan filan ama bu ekip yine ne yapar eder, bir ayı doldurmadan bir mini buluşma daha tertip eder ;)
    Sıradaki kitabımız : Momo
    Dipnot: Adana ve Temmuz diye yaptığımız girişin finalinden de bahsedelim. Bu güzel günün akşamı şakır şakır yağmur yağdı Adana'ya :D

    https://hizliresim.com/bvb5pG
    https://hizliresim.com/WXYnaP
    https://hizliresim.com/YdbBpA

    İleti metni :
    Post Mortem
  • esas oğlanın öldürüldüğü filmleri severim bayım!

    beni ihlal ediyorsun!
    şu ilerden dön zaten kime sorsan gösterir
    derdinden gayrısına yokum derdim duymasan
    duyacağın tutar korkarım kalbime demokrasi gelir
    gülüşün sebepsiz intiharlar seviyormuş oysa
    gözlerime bakma derim, bu konuyu konuşmuştuk zaten geçelim

    kim kime geç kaldı bilmiyorum bu kez tanrım!
    aklım erseydi, erecekti, ereydi iyiydi
    aklım erseydi başkasına, ne de büyük susardım
    susardım, eski bir filme giderdi belki aklım
    belki aklım şimdi yarına allah kerim.
    şunu da belirtmeden geçmek istemiyorum lakin;
    bir manastır gibi uzanır metrelerce içime
    o hiç görmediğim saçların.
    (bu kısımları çabucak geçebiliriz)

    beni ihlal ediyorsun!
    boğazıma dayadığın papatyalardan belli çünkü gülüşün
    çünkü gülüşün son dakika tanıdığıdır tüm mahkemelerimin
    şair değilim diyorum, ah sen
    kızıldeniz’de musa gibi bakıyorsun yüzüme
    yüzüme bakma n’olur bir gören olur
    bir gören olur işgal altındayım, ben seni ararım.
    güllerden belli, senden bahsediyorum, yağmur söylüyor.
    sıradaki tüm şarkılarda parmak izlerin.
    ondandır işte dünyaya bu kekeme kalışım

    beni ihlal ediyorsun! gülüyorsun,
    sen gülersen ben gülerim
    ama bir halkla polemiğe girilmez,
    sen gülersen son güleniyimdir bu dünyanın
    taj mahal da topraklarımıza katılır hatta!
    sen gülersen
    ben bilinmeyen bir dilde susmak isterim.
    kan kaybediyor mevsim normalleri, görmesek iyi.
    bu normaller bizden uzak, kuş vuralım demiştim
    bu kış da tarihe geçeceğiz galiba sen gülersen
    marlon brando bahsini daha önce de söylemiştim.
    kana bulansın, mecburi istikametlerde sızlayan yaralarımız.

    beni ihlal ediyorsun!
    modern şiir gerekli açıklamalara dem vuruyor durmadan
    demli gözlerinde son bir bardak gibi üşüyor işte sözlerim
    kayıtlardan düşüyorum paraşütler ağlıyor,
    uçurtma ihtimalidir gerisi, göklere söylüyorum bakma.
    sonra güneşli pazartesiler kalıyor bize,
    şair bir türlü konuyu açıklayamıyor belli ki
    burda bitiriyorum önümüzdeki şiirlere baksak ah ne iyi
    düşmez olursan dilimden vardır bi sebebi
    eyvallah gözüm!
    bir kadraj hatasıdır deyip geçmiştik zaten değil mi?

    beni ihmal ediyorsun!
    bu yaptığın hiç olmuyor
    olmuyor, olana bakmalıyım ki bu çok zor
    iki dedektifin birlikte ağlaması şüphelidir demiştim
    bir martıya tezahürat, kavunlu dondurma, demli çay
    katip ölür, arzu halim ortadadır, bunu boykota say
    ben uzunhavaya çıkıyorum şimdi tam yeridir ki vay!

    beni ihlal ediyorsun!
    hesapları hep ben ödüyorum.
    ayrı düğünlerde öldürülen iki kemancı gibiysek seninle
    yani seninle kasyon tepesine çıkamamışsak
    ulan işte özlüyorum desem racona da yakışmayacak ya
    bu gökkuşağı ve sıradaki şarkı… neyse tamam kestik.
    ama gülüşün;

    gülüşün son dakika tanıdığıdır tüm mahkemelerimin.

    notlar;
    tür: modern şiir
    süresi; zaman ayarlı
    uzun hava tercihi; aman gelsene, gelsene, aman gelsene.
    sıradaki şarkı; suzan suzi
    kardeş dize; cemal süreya ‘ne zaman seni uyurken hayal etsem, affediyorum’
    Güven Adıgüzel
  • Yine damar damar
    Yine hürriyete aşık
    Benim geceye olan serenadım.
    Birazdan herşey yenilenecek.Saat 00.Gecede güneş dinlenecek.Yıldızlar ve ay yine muhteşem bir performans sergilerken matematikçiler bile gökteki bu ihtişamın kaçıncı kez sahnelendiğini hesaplayamayacak derece hayran göğe ve ehline.
    Korkarım bir tek biz elimizden hiç düşürmediğimiz oyuncağımızla bu müthiş performansı gönül gözüyle izleyemeyecek kadar dalgınız.

    Birazdan mikrofona gök gürültülü yağmur gelecek "şıp şıp" isimli şarkısını terennüm edecek toprağın mis kokusu eşliğinde.
    Ben bu performans için yavaş yavaş yerimi alacağım.
    Bir yudum huzur binlerce sevinç içinde. Müsadenizle.
    Pınar🌺
  • İhtiyar Kemancı -kimse buna bir anlam verememese de- birdenbire elindeki kitabın arkasında yazan sözleri yüksek sesle okumaya başlamıştı; Sonra paltosunun altından makineli bir tüfek çıkardı. Ey insanlar dedi, çıplak insanlar; Öyle liberal oldu ki her şey... Öyle oruspu oldu ki. Şimdi, bir parça daha temiz bir dünya için kurşun dökeceğim üzerinize. Bedenlerinizden fışkıran kan akıllarınızı başlarınıza getirecek. Tanrım, diyeceksiniz, bunu tamamen unutmuştum.

    Sakarya çay ocağında akşam saatleri,
    Ezan okunuyor,
    Yağmur olanca şiddetiyle yağıyor.
    Bir gemi görünüyor uzaklarda, bir kez daha diyor sanki, haydi martıların hatrı için.
    Sakarya çay ocağında akşam saatleri.
    Saraybosna treninde yine yer kalmadı.
    Kral adına bir konuşma yapmak pekâlâ sıkıcı da olabilir bu kez.
    Uzaklardan bir yerden Selahattin Eyyubi'nin atının sesleri duyuluyor,
    Gazze'de yine akşam oldu.
    Kudüs radyosunda kan anonsları, sıradaki şarkılar ve silah sesleri...
  • 256 syf.
    ·8 günde
    1925 ABD doğumlu Mary Flannery O'Connor 39 yaşında lupus hastalığı nedeniyle vefat etmiş ve ardında 32 öykü ile 2 roman bırakmış. "Güney Gotiği" olarak bilinen akımın kraliçesi olarak adlandırılıyor. Güney Gotiği akımı, 20. yüzyılın ilk yarısında ABD'de yaşanan dönüşümlerin Güneylilerdeki sarsıcı etkilerini anlatan bir akım. Irk ayrımcılığı ve ayrıcalıklı kişi ile sınıfların kıyasıya eleştirisini içeren ürünler barındırıyor. Siyahların kendileri ile aynı haklara sahip olmaya başlamasının Güneyli beyazlar üzerindeki etkileri anlatılıyor.

    O'Connor'ın 10 kısa öyküsünün yer aldığı bu kitabın adını Barış Bıçakçı'nın "Seyrek Yağmur" adlı kitabında görüp not almıştım. Bu tip değişik edebiyat akımların önemli ve iyi temsilcilerini okumak çok hoşuma gidiyor, çok isabetli bir okuma daha oldu benim için.

    Hikayelerin tamamında olabildiğine antipatik karakterler var. Kötücül bir dille konuşuyor çoğu. İnsanın karanlık kapılarından içeriye giriyorsunuz okurken. İyi ve kötü, ahlaklılık gibi konular işlenmiş ancak yazarın açıkça tuttuğu bir taraf yok.Basit ve kolaya kaçmış bir iyi kötü ayrımı da yok. Karakterler iyiyi de kötüyü de barındırıyor ve içlerindeki kötülüğün ortaya çıkışı müthiş bir soğukkanlılıkla anlatılmış.

    Koyu katolik bir çevrede büyüyen yazar din konusunu da oldukça sarsıcı bir şekilde işlemiş. Her öyküde önemli bir din vurgusu var ama bu vurgu olumlu anlamda değil. Salt bir dine, bir mezhebe inanmanın bir insanı "iyi" yapmayacağının muhteşem örnekleri var öykülerde. Karakterlerin içindeki kötülük hikayelerin bir yerinde bir şekilde ortaya çıkıyor. Siyahlar, çalışmak zorunda olan fakir köylüler ile ilgili aşağılayıcı ifadeler kullanan karakterleri büyük bir soğukkanlıkla yazmış, insanların kötülüklerini okurken siz de aynı soğukkanlı havaya bürünüyorsunuz.

    En sevdiğim hikayeler Mülteci (ki bence adı tavus kuşu olmalıymış), Temiz Köylüler ve Yapma Zenci adlı hikayeler oldu. Kısa öykü okumayı sevenlerin kütüphanelerinde mutlaka olması gereken bir kitap bence. Ben son derece severek okudum. Okurken hem Güney Gotiği hem de kendisi ile ilgili internetten kısa bir araştırma yapınca öykülerin içeriği, anlatılanın önemi, hikayelerdeki dini motiflerin varlığının nedeni daha iyi ortaya çıktı benim için. Size de kendisi ve yer aldığı akım hakkında küçük de olsa bir araştırma yaparak okumanızı öneririm.

    "Her Çıkışın Bir İnişi Vardır" adı ile yayımlanan 9 kısa öyküsünün daha yer aldığı diğer öykü kitabını da en kısa zamanda okuyacağım. Ayrıca bu akımın diğer önemli isimlerinden William Faulkner ve McCullers da sıradaki okumalarım arasındaki yerlerini aldı.

    Kendisinin öykü hakkındaki bir yorumu ile bitireyim bu incelemeyi.

    "Öykü yazmaya başlamadan önce, sanırım size bu konu hakkında iyi bir ders verebilirdim, ama hiçbir şey tecrübe kadar sessizlik yaratmaz."