• " Öncelikle şunu sormalı: Bu set bizi kime karşı koruyacaktı? Ben Çin'in güneydoğusundanım. Benim için tehlike oluşturacak bir tek kuzeyli kavim olamaz. Bu kavimleri ancak çok eskilerden kalma kitaplarda okuruz, yaradılışlarının doğal sonucu olan zalimliklerini okuyup öğrenir, huzur içinde oturduğumuz kameriyelerimizde iç geçiririz...

    ...Ne var ki kuzeyli kavimlere dair bundan başka bilgimiz yoktur. Ne gördük onları, ne de köyümüzde kaldığımız sürece göreceğiz, dilerlerse azgın atlarını dörtnala sürerek üzerimize gelsinler, ülkemiz öylesine büyüktür ki bize dek bırakmaz onları, atlarını ne kadar koşturursa koştursunlar bir yerde kaybolup giderler.

    Eğer durum böyleyse, neden memleketimizi, evimizi, nehrimizi, köprülerimizi, ana babamızı, ağlayan karımız ve çocuklarımızı bırakıp uzak şehirlere öğrenime gideriz? Aklımız daima uzakta, kuzeydeki o settedir. Neden? Bunu yöneticilere sormalı; onlar bizi bilir, sonsuz korku ve üzüntüler içinde debelenen yöneticiler bizi tanır, küçük işlerimizden haberleri vardır, basık damlı kulübelerimizde hep birlikte otururken bizi izler, evin reisi gün batarken aileyi toplayıp dua etmeye başladığında bunu beğenir ya da beğenmezler. Onlara dair bir düşüncemi açıklamama izin varsa şunu söyleyebilirim: Yöneticiler ezelden beridir vardı...

    ...Doğusunu isterseniz, yöneticiler ezelden beridir vardı, set inşası da ezelden beridir vardı. Masum kuzeyli kavimler bu seddin inşasının kendileri yüzünden olduğunu, saygıdeğer ve masum imparator da seddin kendi buyruğuyla inşa edildiğini sanıyor. Oysa biz, set inşasında çalışanlar, bunun bambaşka birşey olduğunu biliyor ama dilimizi tutuyoruz."
  • Bil ki, insanlardan bazı kimseler, sadece diliyle «biz yalnız Allah'ı severiz, yahut Allah Teâlâ'yı dünyadan daha çok severiz» diye iddia ediyorlar. Belki dünyadaki bütün insanların görüşü de budur. Ancak bunun bir ölçüsü ve değerlendirilişi vardır ki, durum onunla anlaşılır. O ölçü de budur: Bir kimseye nefsani arzusu bir şey emretse ve Allah'ın şeriati de onun aksini emretse, eğer onun kalbi Allah Tealâ'nın fermanına daha çok meylederse, o kimsenin Allah'ı daha çok sevdiği anlaşılır.
  • 540 syf.
    ·13 günde·Puan vermedi
    Haruki Murakami'nin başka kitaplarını okumuş olanlar bilir, sıradışı olayları sıradan gibi anlatır. Onun hayal dünyasına girmeyi başaramazsanız, olağanüstü olayları normal gibi göremezsiniz ve yazdıkları saçma gelir. Örneğin bir bilim kurgu romanı okurken ya da film izlerken zaman yolculuğunun kara deliklerden geçerek ya da geleceğe dönüşte olduğu gibi özel bi arabayla yapıldığını görmeye alışkınız. Murakami öyle yapmıyor işte. Alışkın olmadığımız bi yöntemle anlattığı için bize saçma geliyor. Tavsiyem, murakami okurken onun günlük hayattaki rutin akışlara eklediği tuhaf olayları sorgulamayın, kabullenin.
    Kitaplarında muğlaklık vardır evet ama herşeyin açıklanması gerekmez. Okurken tüm olasılıkları kafanızda düşünmek heyecanlandırıyorsa sizi, bu kitap okumaya değer. Mesela ben okuyucuya bıraktığı boşlukları doldururken acaba kendisiyle ile aynı şeyi düşündüm mü diye çok merak ediyorum:)
    3 ciltlik uzun bi yolculuk bu kitap. Uzun uzun düşündürecek, olayları daha açıklanmadan birbiriyle bağladıkça heyecanlanacaksınız.
    Bir de söylemeden edemeyeceğim, hepimizin hissettiği ama anlatamadığı duyguları o kadar basit analojilerle anlatıyor ki, ben nasıl böyle ifade edemedim kendimi dedirtiyor. Çok karmaşık ruh hallerini tanımlamak onun için o kadar kolay ki!
  • Hepimizin özgür iradesi vardır ama ancak gözlerimizi, geçmişimizin ve bugünümüzün gerçeklerine
    açtığımız zaman özgür iradeden olabildiğince yararlanırız.
  • Yere bakan yürek yakan !.. Soğuk diyorsun. Soğukluğun da kendisine özgü bir çekiciliği vardır. Dondurmayı seversin, öyle değil mi ?
  • 432 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Herkes öz oduyla, bellidir, yanar,
    Yanar da, o mes’ut günleri anar,
    Geçmiş günü hatırlatan her şeyden,
    Garibin yüreği sızlayıp kanar.
    ~İstiklal Hasreti
    Gönül Şamilkızı

    "İnsan yerinden yurdundan koparılabilir ama dilinden koparılamaz."

    Kırım Türklerini konu alan harika bir eser. Ötüken Neşriyat yapmış yine yapacağını. Kesinlikle hakkını veren bir yayınevi.

    Yazarın adını sıkça Türk Dili ve Edebiyatı dersinde işlemiştik. O günden beri hep bir okuma hevesiyle bekletiyordum kütüphanemde. Bu zamana kısmetmiş.

    Hani eskiden kalma inanışlarımız vardır. Bilir misiniz? Hurafe deriz onlara. Temelsiz, çürük, boş, hiçbir bilimsel kaynağı olmayan bu inanışların bir diğer adı da bâtıldır. Her milletin kendine özgü bâtıl inanışları vardır. Aslında bu inanışları biraz araştırsanız o milletin karakteristik ve coğrafi yaşam koşulları ile ilgili bilgi kalıntılarına ulaşırsınız. Misal Türklerin hurafeleri de yine Türkten ayrı şeyler değildir. Atın ayağında kara leke olması uğursuzluktur misal. Türk deyince akla gelen kurttan sonraki hayvan da attır mesela.

    Bizim bu kitaptaki yolculuğumuz da tam olarak buradan başlıyor işte.


    Türkün adı değişmez Türk her yerde Türktür.
    Hani hep deriz ya biz neden çekik gözlü esmer tenli değiliz?Neden ok atmıyor ata binmiyoruz? Artık dünya globalleşti biz de Türk gibi Türk olmuyoruz haliyle. Biz olsak olsak Dünyalı bir Türk oluyoruz diğer milletlerden çok da bir farkı kalmayan ...

    O zaman şöyle söyleyelim :

    Ecdadımızın heybeti maruf-ı cihândır.
    Fıtrat değişir sanma,bu kan yine o kandır!
    ...

    "Bizim milliyetçiliğimiz, bir coğrafya milliyetçiliği değildir! Biz, yakınlıklarımızı siyasi sınırlara, coğrafya özelliklerine, kilometre cinsinden mesafelere göre belirlemiyoruz." ...Caner Kara...

    Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan sonra bunun olumsuz etkilerine en çok maruz kalan millet yine kendi ırkımız olan Türkler olmuştur. Moskof toprağı değildir o toprak ! Katerina'nın Çar'ın hükmettiği o topraklarda Türk Çorabatırlar dolaşırdı bir zamanlar... Osmanlıyı Türk sayan herkes Kırım'ı da Türk saymak zorundadır. Ki zaten Osmanlıda padişahın yerine geçecek veliaht bulunamazsa , Kırım hanedanı geçer tahta ...
    #88199089

    Kırım bir gün yine Türklerin olacaktır. Yola çıkalım
    Haydi hilali görünce!

    Gördün mü oğlum. Hayır gökyüzündeki hilali değil. İçindeki o IŞIĞI , CEVHERİ ? Onları gördün mü oğlum?.


    İnsanın kendi milli benliğinden koparılması, mezar taşlarındaki yazı dilinin değiştirilmesi ne demek? Moskof zulmü altında bir milletin içlerinde eriyip gitmesi ne demek? Türklerin savaşarak, içine ekin ekerek, üzerinde at koşturarak kazandığı toprakları Moskof milletinin yazlık, saray, dubleks ev yaptırarak nasıl haksız kazançla sömürdüğünü ? Harika bir öztürkçeyle güzel bir üslupla bu kitaptan okuyacaksınız...

    Keyifli okumalar dilerim..

    _____________________ ☪𝖗𝖆𝖉𝖎𝕶𝖆𝕷𝖆𝖞𝖈𝖆𝖓 ☪ _____________________