x

anne. lütfen elinden gelsin ve beni doğurmamış ol. mutlu ol.
sen öldükten sonra hayat çok garip bir hâl aldı. dışarıdan bakınca her şey normal görünüyor ama benim içimde hiçbir şey eski yerinde değil. bazı sabahlar uyanıyorum ve bir an her şey aynı sanıyorum, sonra aklıma geliyor. işte o an gün baştan bitiyor. alışılır diyorlar ya, ben pek inanamadım. sadece yokluğunla yaşamayı öğreniyorsun, o kadar. en çok da konuşamamak zor. sana anlatacağım şeyler birikiyor, içimde kalıyor. kimseye aynı şekilde anlatamıyorum. bazen anlatmak istemiyorum bile, çünkü seni herkes benim bildiğim gibi bilmiyor. sen benim hayatımın içindeydin, başkalarının değil. o yüzden susuyorum çoğu zaman. bazı günler iyiyim gerçekten. gülüyorum, bir şeyler yapıyorum. sonra bir anda aklıma düşüyorsun. özel bir sebep yok, sadece düşüyorsun. o an içim sıkışıyor ama belli etmiyorum. insan her seferinde dağılmak istemiyor. mezarına geldiğimde büyük cümleler kuramıyorum. zaten gerek de yok. bazen sadece oturuyorum. bazen içimden “buradayım” diyorum. sanki duyman yeterliymiş gibi. seni özlemek artık ağlamak değil benim için. daha çok eksik hissetmek. tamamlanmayacağını bilerek yaşamak. zor ama başka yolunu da bilmiyorum. ben böyle devam ediyorum işte. senin yokluğunla ama seni unutmadan.
statik.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
bilmeni isterdim, sen gittikten sonra dünya devam etti ama ben senin bıraktığın yerden geçemedim. orası hâlâ duruyor. ben de bazen gidip orada oturuyorum. başka türlüsü gelmiyor elimden.
sana anlatacak çok şey birikti ama artık anlatacak bir yerim yok. bazen konuşuyormuş gibi yapıyorum, sanki duysan cevap verecekmişsin gibi. insan alışkanlıklarından hemen vazgeçemiyor. sen varken dünya daha anlaşılırdı, şimdi her şey biraz yamuk, biraz eksik. yokluğun büyük bir gürültü değil, daha çok içten içe çöken bir sessizlik. kimse fark etmiyor ama ben her gün onunla uyanıyorum. en çok da küçük şeyler canımı yakıyor. özel günler değil, büyük anlar değil. durduk yere aklıma düşen bir cümle, bir bakış. sen olsan gülerdin dediğim anlar. sonra susuyorum. çünkü değilsin. bunu her seferinde yeniden kabul etmek zorunda kalıyorum. mezarına gelince ne diyeceğimi bilemiyorum. içim dolu ama kelimeler sıraya girmiyor. bazen oturup uzun uzun susuyorum. sanki susarsam anlarsın gibi. sanki sessizlikte hâlâ bana yakınsın. kalkarken arkamı dönmek zor geliyor. seni orada bırakıyormuşum gibi hissediyorum. güçlü duruyorum diyorlar. ben güçlü durduğumu sanmıyorum. sadece devam ediyorum. insanın yapacak başka bir şeyi kalmayınca, yaşamak bir refleks oluyor. geceleri seni düşünüp uykusuz kalıyorum, sabahları yorgun uyanıyorum. günler geçiyor ama içimdeki saat hep aynı yerde takılı kalmış. keşke diyorum bazen. ama keşkenin bir faydası yok. sen geri gelmiyorsun, ben de bu cümlelerle oyalanıyorum. yine de bilmeni isterdim, sevgi ölünce bitmiyormuş. sadece konuşacak bir muhatap bulamıyormuş. ben seni hâlâ seviyorum. bu da benim taşıdığım yük, ama aynı zamanda tek dayanağım.
hastahane bahçesinde yakılan sigaranın çaresizliği var üzerimde. darağacında sallandırılmak üzere olan suçlunun korkusu. hiç düşünmeden kafasına sıkan adamın cesareti. uçurum kenarında içen ayyaşın atlayıp atlamama kararsızlığı. sokak çocuğunun peçete satarak kardeşlerini hayatta tutma çabası. sevgilisinden ayrı düşen adamın kafası. evi başına yıkılan kadının ne yapacağını bilememesi. huzurevinde kalan kimsesiz yaşlı adamın üzüntüsü. evladını kaybetmiş annenin çığlığı. varını yoğunu toprak almış bir insanın feryadı. babasından dayak yiyen çocuğun içinde büyüyen kini. geceleri sokak sokak gezip nereye gittiğini bilmeyen adamın kafa doluluğu. izmarit dolu evinin kokusundan rahatsız olmayan kadının donukluğu. morg kapılarında çürüyenin el titremesi. mezar taşının soğukluğu. ailesinden ilk tokatı yiyen çocuğun gözyaşı. evden atılan çocuğun nereye gideceğini bilememesi. vücudu yara bere içinde, morlukları ve göz torbaları var. kan kustuğu geceleri var. kaldırım kenarında oturan yedi yaşındaki çocuk. yanağında sızı. vücudu acı. dilsiz ve kimsesiz.