• İyi bir öğrencinin annesi olduğundan emin muhakkak en ön sıraya oturur, öğretmenler beni övdükçe koltukları kabarır gözlerinin içinde İşte benim kızım yıldızları parladı
  • Mesleğine aşık, derdi öğrencilerin beyni olan öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlarım. Nişan yüzüğünün ve cetvellerin sağlamlığını öğrencilerin elleri ve kafası üzerinde tecrübe edenlerin ise bir an evvel eğitim öğretim camiasından ıskartaya çıkartılmasını temenni ederim. Öğretmen kökenli yazarlar bile vardır böyle mesela Solcuların yere göğe sığdıramadığı şair Ahmet Telli, bizim "Tekfurun kızı" Holofira'yı alamayan Orhan Gazi ruhlu şair Süleyman Çobanoğlu'nun babasının suratına müdürken zarf fırlatmış. Tavra bak... Bu tavır seneler sonra Çobanoğluna şu makaleyi yazdırmıştı:
    Bknz;
    Şu öğretmenlere yönelik pohpohlama üzerine biraz kafa yormakta fayda var.

    Yılın öğretmeni seçilmek ne demektir? Kim hangi kıstaslara göre bu sıfata hak kazanır?

    Öğretmenlerin “kutsal” olduğuna kim karar vermiştir?

    Bunları bilmiyorum.

    Eğer şu “Bana bir harf öğretenin…” düsturundan bahsederseniz ben de derim ki: Bu sözün fen ve tabiat ya da vatandaşlık bilgisi öğretmeni için söylenmiş olduğunu hiç sanmıyorum!

    ***

    İlk öğretmenlerimi zar zor hatırlıyorum. İlk sopamı ise çok iyi…

    Orta mektepte bir Ulvi Hoca vardı. Başka bir dersin hocası olduğu hâlde, boş geçen Müzik dersimizi tuttular ona verdiler.

    Ulvi Hoca, tam bir “Türkiye vatandaşı” idi. Düttürü kabilinden, flütle “baltalar elimizde” garabetini çalmayı reddederek “Bırakın lan kitapları!” dedi, “Adam gibi şarkı söyleyelim!”

    Başladık: “Ey büt-i nev eda/ Olmuşum müptela/ İltifat et bana aşıkım yar sana…”

    İşte, bu şarkı sırasında gözleri heyecanla parlayan bir temiz yürekli adam, bu “yaralı bilinç”, teneffüslerde haylazlık edenleri neyle döverdi bilir misiniz?

    Mizber pullukların tarlalara tohum akıtan hortumlarıyla!

    Bir yatılının karşı karşıya kaldığı insan, “ cemiyet içinde bir öğretmen” değildir.

    O bir belletici ile baş başadır, bütün zaaf ya da kuvveti ile çıplak bir ruhun karşısında.

    Orada akla kara belli olur.

    Veli toplantılarında el pençe divan durup akşam etütlerinde aslan kesilenler vardır.

    Komünist deyip kızanlar vardır, faşist deyip dövenler vardır.

    Ergenlik çağındaki gençlere, hayran olduğu kızın önünde sille tokat girişenler vardır.

    Adı “halkçı-toplumcu-öğretmen-şair Ahmet Telli” olup da kayıt için boyun buran babanızın suratına sarı evrak zarfını fırlatanlar vardır.

    Robert ile Tarsus Amerikan’ın öğrencileri tam makyaj gezerken sizin bir tutamı aşan saçınızın ortasından katil makaslarla tren yolu açanlar vardır.

    Darda kalana borç vereni de vardır, yere düşenin başını sıvazlayanı da.

    “Kutsal”dan bahsetmeyin.

    Öğretmen de bildiğiniz gibi bir âdemdir.

    ***

    Bu ne iğreti bir bakıştır ki öğretmen ve asker ve polis ve hatta gazetecilik kutsaldır.

    Fakat rençberlik, dülgerlik, nalbantlık, işportacılık, fırıncılık, bozacılık, hattatlık, şairlik ve çöpçülük kutsal değildir.

    Öğretmenler olmayıverse bile şu bildiğimiz bütün lüzumsuz ıvır-zıvırı bize televizyon ve gazeteler öğretirler. Ne yani, yıllarca Edebiyat ve Türkçe, Milli Güvenlik ve Turizm, Kooperatifçilik ve Coğrafya okuduk da ne oldu? 24 Kasım sululuklarına filan gerek yok. Gerçeği şu yedi yaşında kara kara Mussolini kılıkları giyen bebeler biliyor. Üniversiteyi bitirip de birden kendini işsiz güçsüz, sapkın ve kandırılmış bir toplumun içinde bulan gençlik biliyor. Bizim mekteplerin hiçbir soruya cevap vermediğini bilen herkes “kutsal”lığın ucuz olmadığını biliyor.

    Cevap gerekiyor.

    Öğretmenlik, kutsal bir tersliktir gerçekte.

    Bize, yaygın bir şerre karşı nasıl dikleneceğimizi, nasıl tersleneceğimizi öğretene “kırk yıl köle” olalım.

    Bordro mahkûmu mustarip memurlara değil
    Süleyman Çobanoğlu