• "Bana söz ver Turgut. Bana bir şey olursa Osman'ım sana emanet."

    Sustu.

    Turgut Alp sustu.Gece sustu.... Ateş sustu.... Yıldızlar sustu... Sanki tüm acun susmuştu...

    Turgut Alp'ın kulaklarında Ertuğrul Gazi'nin soz sözleri yankılandı.

    "Bana bir şey olursa Osman'ım sana emanet!"
    Sıtkı Öztürk
    Sayfa 27 - Anatolia Kültür
  • 304 syf.
    ·10/10
    Nasıl da kendi yaptıklarını biz yapmış gibi anlatmışlar… İftiralara önce Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler romanında raslamıştım. Güya Türkler Bulgar'lara zulmetmiş. Hamile kadınlarının karınlarını deşmiş, küçük çocukların başlarını hedef tahtası yapmış, masum insanları sırf Hristiyan oldukları için acımasızca katletmişler. Kitabı okumayı orada kesip kendince koyu bir Hristiyan olan Dostoyevski’ye ver yansın etmiştim. Sonra Tolstoy'un Anna Karanina romanında rastlamıştım aynı iftiraya. Ama hakkını yemeyeyim Tolstoy Dostoyevski’den daha insaflı çıkıp ayrıntılara girmeyip Bulgarlara yardıma giden Rus gönüllülerinden bahsetmiş. Şimdi Okay Tiryakioğlu’nun, Tuna ve Plevne’nin Unutulmayan Kahramanı Gazi Osman Paşa’yı okuyorum. Olayın gerçekte ne olduğunu İngiliz elçisi Lord Gladstone Rus elçisine şöyle anlatıyor: “Dünya üzerinde bizim haberlerimiz konuşulduğu gibi yarın da bizim yazdıklarımız okunacak. İnsanlar bize inanacaklar; neden biliyor musunuz? İnanmak isteyecekler, çünkü onlardan evvel biz yazacağız. Onlar geç kalacaklar Balkanlar’da. Türkler’in sözde katliamlarıyla yok olan halklar için, tüm Avrupa ve Amerika kamuoyunu ayağa kaldırmayı başarmadık mı? Başardık elbette, ancak onlar masumiyetlerini ispatlayacak tek bir etkili yazı dahi yazıp dünyaya okutmayı beceremediler.” Yani Rusya’nın ve Batı’nın etkili kalemlerinin uydurmasıymış tüm bu iftiralar…
  • Gazi, 30 Ekim 1923 sabahı İsmet Paşa’yı davet etti. Misafir salonuna aldı.
    Genel durum hakkında Bakanlıklara incelemeler yaptırmış, Türkiye’nin röntgenini çektirmişti. Raporlar sehpanın üzerindeydi.
    “Sevgili paşam...” dedi, “...Cumhuriyetin ilk başbakanı olara seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Başdelegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın. Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Sorunlarımız ne kadar çok, imkanlarımız ne kadar az, bilmeni istiyorum.
    Bize yazık ki geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz.
    Dört mevsim kullanabilir karayollarımız yok denecek kadar az. Kışın batağa döndüğü için geçilmesi çok zor. 4000 km kadar demir yolu var Anadolu’da. Bir tanesi bile bizim değil. Üstelik yetersiz bir demiryolu ağı. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart.
    Denizciliğimiz acınacak durumda.
    Köylümüzü her halde topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyetle de insanlıkla da bağdaşmaz. Sen de ben de o cephede çalıştık. Durumu yakından gördük. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.
    Her yerde tefeciler halkı eziyor.
    Çok az tarım mühendisimiz var. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.
    Şu andaki doktor sayımız 337, sağlık memuru sayısı 434. 150 kadar ilçede doktor yok. Ebe sayısı çok az. Kırk küsur bin köye karşılık diplomalı ebe sayımız 136. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısını hasta denebilir. Bebek ölüm oranı %60’ı geçiyormuş.
    Nüfusun %80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun oldukça önemlice bir bölümü yerleşik değil, göçebe.
    Telefon, motor, makine yok denecek düzeyde. Teknolojiden yoksun bir ülkeyiz. Bütün sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal etmekteyiz. Avrupa’nın her çeşit malı için pazar halindeyiz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.
    Düşmanların tümüyle yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı 400000’i geçecek. Göçmenlere ordunun yiyecek stoklarından yardım ediyoruz.
    İktisat hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı bir halde. İktisatçımız da çok az. Çoğu bilip okuduğu kurumların dışına çıkamıyor. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi ise hiç çözülmemiş bir sorun olarak duruyor. Oysa Cumhuriyeti yaşatmak için onun insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. İki yıl önce Milli Eğitim Bakanlığında bir hars (kültür) şubesi kurmuştuk. Bu şube Anadolu kültürü ile ilgili eşyaları, belgeleri topluyordu. Ödeneği yükseltemediği için bu hizmet gelişemedi. Birçok kültür eseri dışarı kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediyor.”
    Raporların kopyalarını İsmet Paşa’ya verdi:
    “Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler...”
  • Saff 10-13) Ey iman etmiş kimseler! Size, sizi can yakıcı bir cezadan kurtaracak, kazançlı bir ticaret göstereyim mi? Allah'a ve O'nun elçisi'ne inanacaksınız; Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla çaba harcayacaksınız. İşte bu, eğer bilirseniz, sizin için daha iyidir: Sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki hoş meskenlere girdirir. İşte bu, büyük kurtuluştur. Ve sizin seveceğiniz başka bir şey daha: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih… Ve inananlara müjde ver.
  • Osman Gazi'nin son seferine, ahiret yolculuğuna çıkmadan önce oğlu Orhan Gazi'ye yaptığı vasiyetler:

    Akıbet-i kar budur herkese
    Bad-ı fena pir ve civana ese

    Azm-i beka eyler isem ben bu dem
    Devlet-i ikbal ile ol muhterem!

    Çünkü, senin gibi halef koymuşam,
    Rihlet edersem bu cihandan ne gam.

    Lik vasiyet ederim guş kıl!
    Gayrı gam-ı deni feramuş kıl!

    Dilerim ey sahib-i ikbal ü cah!
    İtmeyesin canib-i zulme nigah!

    Adl ile bu alemi abad kıl!
    Resm-i cihad ile beni şad kıl!

    Rah-ı cihad içre edip fütuhat,
    Memleket-i Rum'da kıl adl ü dad.

    Eyle ulemaya riayet temam.
    Ta ki bula, emr-i şeriat nizam

    Her nerede işidesin ehl-i ilim,
    Göster ona rağbet ü ikbal ü hilm!

    Asker ve mal ile gurur eyleme!
    Şer'i şerif ehlini dur eyleme!

    Şer'dir mayesi şahi ve besi
    Şera muhalif işe etme heves!

    Matlabımız din-i Huda'dır bizim.
    Mesleğimiz rah-ı Huda'dır bizim.

    Yoksa kuru mihnet ve kavga değil,
    Şah-ı cihan olmaya dava değil!

    Nusret-i din oldu çü maksat bana,
    Maksadıma kast yaraşır sana.

    Aleme inamını tam ide gör.
    Memleket emrini temam ide gör!

    Hıfz-ı reayaya çalış ruz ü şeb!
    Ta ki karin ola sana lutf-i Rab!

    Vasiyetnamenin özü şöyledir:

    "Genç olsun, yaşlı olsun herkes için nihai son, ölüm şerbetini içmektir. Ben de beka (sonsuzluk) alemine sefer ederken senin ikbal güneşinin parlamasını dilerim. Senin gibi bir halefim olduğu için bu dünyadan ayrılışıma üzülmem. Şimdi, dünyanın üzüntü ve sıkıntılarını unutarak sana yapacağım nasihatlere kulak ver.

    Ey devlet ve ikbal sahibi oğlum! Zalim olma! Alemi adaletle şenlendir ve Allah için cihadı terk etmeyerek beni şad et! Fetih hareketine devam ederek Rum memleketlerine de adalet götür. Ulemaya riayet eyle ki, din işleri nizam bulsun! Nerede bir ilim ehli duyarsan ona rağbet, ikbal ve yumuşaklık göster! Askerine ve malına gurur getirip, alimlerden uzaklaşma. Padişahlığın aslı ve esası İslamiyet'tir. Bu sebeple Allahu Teala'nın emirlerine muhalif bir iş eylemeyesin! Bizim mesleğimiz Allah yoludur ve maksadımız Allah'ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası değildir. Bu alemde benim maksadım, gayem hep dinin zaferi oldu. Sana da bunlar yaraşır. Daima herkese ihsanda bulun! Memleket işlerini noksansız gör! Rabbinin lütuf ve yardımının sana yakın olmasın istersen gece gündüz halkı korumaya çalış. Hepinizi Allahu Teala'ya emanet ediyorum!"
  • - Baba!
    - Evet oğlum.
    - Dün gece uyuyamadım hiç...
    - Neden oğlum?
    - Varsayımlar kurdum, Düşünüp durdum.
    - Düşünmenin yararı var.
    Ama değil insanın uykusu kaçacak kadar. Her şeyin bir kararı olmalı, Her konuda olmalısın orta karar.
    Her şey gibi düşünmenin de,
    Azı karar, çoğu zarar!
    Filesoflar demişler ki:
    "İnsan düşünen hayvan!"
    Neydi uykunu kaçıran?
    - Din öğretmenimiz demişti ki derste
    Müslümanlar ölürse savaşta, şehit olurmuş.
    şehitler giderken cennete,
    Düşmanları da doğru cehenneme!
    -Öyledir elbette! Yaralanıp da ölmezse gazi,
    Ölürse şehit!
    - Yani Müslümansa insan,
    Ölse de kazançlı, ölmese de...
    - Ona ne şüphe!
    - Ben de bunu düşündüm dün gece.
    Iraklılar da Müslüman, Türkler de...
    - Evet oğlum, elhamdülillah...
    - Allah allah!..
    - Ne var bunda şaşacak?
    - Körfez'de savaş oldu ya,
    Türkiye'den kalkan uçaklar Iraklının tepesine indi.
    Türk askerleriyle Irak askerleri,
    Savaşsalar ne olacaktı?
    Hangisi şehit olup Gidecekti cennete?
    Iraklı mı, Türk mü?
    işte bunu düşündüm bütün gece.
    - Bu da ne demek?
    Hiç bir zaman, Savaşmaz iki Müslüman.
    -Ya Kuveyt'le Irak?
    Ya Irak'la İran?
    işte hepsi de Müslüman.
    Her iki yandan Öldü on binlerce insan...
    Hangisi gitti cennete? Hangisi cehenneme?
    - Sus! Tövbe de...
    Benim de karıştırdın kafamı. Düşün dedikse değil o kadar...
    Her şeyin bir sınırı var. Dedim ya, aşırısı zarar...
    - Ama merak ediyorum, Cennete hangisi gidecek?
    - Sus ulan eşek oğlu eşek!
    O senin cennet dediğin yer, İnönü stadyumu değil... Cennet, Allah'ın bahçesi, Ne başı var, ne sonu.
    Alır içine bütün Müslümanları, Yeter ki şehit olup aksın kanları.
    - Baba, ama insan...
    -Sus dedim,ulan!..
    Başlarım babanın şarap çanağından! Düşün oğlum dedik de haltettik. Boşuna mı demiş atalarımız: "Düşün düşün, boktur işin!"
    Cennete kim girecekmiş!
    Bırak giren girsin, çıkan çıksın,
    İranlısı Turanlısı, Kuveytlisi Iraklısı...
    Yeter ki Müslüman olsun!
    - Ama baba...
    - Sus dedim, şimdi patlatırım. Bana akıl ver Allahım...
    - Peki, hangisi girecek cennete?
    - Sus ulan oğlum, sus!
    Sana mı kaldı karışmak, Yüce Allah'ın işine?