• Dolores Claiborne diğer King kitaplarından oldukça farklı. Bu sefer korku ya da gerilim değil de acı ve üzüntü hissettiğimi söyleyebilirim.


    Dolores Claiborne,eşi ve üç çocuğuyla 
    Little Tall  adasında yaşayan bir kadındır. İçki içip onu dövmekten başka bir işe yaramayan kocası Joe yüzünden sürekli temizlik işlerinde çalışmak zorundadır. İşte bu temizlik işleri sebebiyle yanında çalışmaya başladığı Vera Donovan ile tanışır. Bu iki kadın arasında onların bile farkına varmadığı garip bir yakınlık ve bağ vardır. Bu yakınlık bir gün Dolores'in Vera'ya kocası Joe'nun öz kızını taciz ettiğini söylemesi ve Vera'nın da " kocalar her gün ölürler. Kimi zaman bir kaza bir kadının en iyi dostudur."  demesi ile daha da artacaktır.


    Kitap genel anlamıyla Dolores'in sorguda verdiği ifadelerden yani itiraflarından oluşuyor. Zaten bu kısımda Dolares'in kocasını öldürdüğünü anlamışsınızdır. Ama karakolda sorguya çekilmesinin nedeni bu değildir. Yanında çalıştığı kadını yani Vera'yı öldürmek suçundan ifade vermektedir.


    Dolores'in yaşamının zorlukları, kocasının kızını taciz ettiğini öğrendikten sonra yaşadığı şok ve nefret, onu öldürmek için kurduğu cinayet planları, çocuğunu kaybetmesi, kocasını öldürdüğü gün yaşanan güneş tutulması, Vera'  nın ona yaşattığı zorluklar ve Dolores'in deyimiyle tam bir cadı olan bu kadının bilinmeyenleri..


    Kitabın ilk sayfalarında Dolores'i hiç sevmemiştim ama kitap bittikten sonra bu fikrim tamamen  değişti. Çok güçlü ve akıllı bir kadın o.


    Stephen King'in diğer kitaplarından çok farklı ama en az onlar kadar güzel bir kitap. İşlediği her konuyu bu kadar başarılı bir şekilde yansıtmasına da zaten diyecek hiç bir şey yok.


    Şiddetle tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar dilerim herkese..
  • Piraye'yi bekletip, Nazım'ı Vera'ya yâr eden dünyadan bir şeyler beklemek çok anlamsız.
  • Piraye'ye yıllarca Nazım'ı bekletip, Nazım'ı Vera'ya yâr eden Dünya değil misin?
  • https://www.youtube.com/watch?v=_PdDqF_6hpg

    Vera

    "Ümidini kestiğin şeyden hürsün, tamâh ettiğin şeyin ise kölesi..."


    Neyi çok istediysek esaretine girmiştik, ve neden de vazgeçtiysek zamanı geldiğinde en çok ona hamdetmiştik… Evvel zamanlarda ettiğim bazı duaları düşünüyorum, ve şimdi kabul edilmedikleri için şükrediyorum… Her şeyden umudumu kesmek ve Allah'tan gayrisinden hür olmak istiyorum...

    Uzun yollara çıktım, hayallerim vardı bir kısmını gerçekleştirmek için uzun uzadıya koştum dünyada. Belki göz göze gelmiştik birinizle, Belki Huzur-u Hacı Bektaş-ı Veli’de, benden önce girmişti biriniz dergâha. Belki de Nallıhan’da karşılaştık ne dersiniz, Tapduk Emre türbesinde?.. Sahâbe Efendilerimiz’den olan Kerebi Gazî, Suheyb-î Rumî ve Ubeyd’i Gazi Türbelerinde gördüklerimden biri de mi değildiniz yoksa?

    İnsan yoruluyor çoğu zaman, ruhunu bırakmak istiyor bir köşeye... Biraz dinlenmek.

    Yalnızca iki gece uçsuz bucaksız Karadeniz yaylalarında bir çadırda, insansız bir ormana ve herkeslerden uzaklara bakan gözlerimin neden böyle özlemle gökleri seyreyleyip hislendiğini anlayabiliyor musunuz şimdi?

    Peki ya, yaylada misafirimiz olan yaşlı nine ve dedeye ne demeli. Nur yüzlü ninenin; “- Dünyadan haberler nasıl evladım” deyişi… "-Türkiyem nasıl?" diye soruşu… Televizyonsuz internetsiz ve elektiriğin dahi olmadığı dağların en zirvesinde, dünyaya inat yalnızlığı seçen bu insanlar benim ruhumu okumuş olabilirler mi?

    İnsana iyi geliyor inanın, Şu kalıplaşmış özenti dünyadan, beton yapılar arasından çıkmak. Manevi atmosferlerde bulunmak ve doğa ile olmak. Bir lahzâ nefes almak… Evet evet yalnızca bir lâhza unutmak. Yaşanmış ve yaşanacak her ne varsa…

    Bazı mekanları ziyaret inanın iyi geliyor insana… Bir dinginlik yoğun bir huzur kaplıyor yüreği. Hele ki Manevî Önderlerin, Tasavvuf ehli kimselerin kabirlerindeki atmosfer ruhu yüceltiyor. her biri “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” Âyetinin nasıl uygulanması gerektiğini öğütlüyor. Sessizce duran kabirler dahi en büyük nasihatçiler oluveriyor.

    Biraz kulaklarımı açmak istedim, duyulmayan şeyleri duymak hissetmek… Kimseciklerin ulaşamadığı en kuytu dağlarda ufacık bir yaprağa dokunup Rahmân’ın ona “Hâyy” sıfatıyla nasıl da hoş ve muazzam şekilde tecelli Ettiğini hissetmek…

    İnsan aceleci, muhakkak ki çok aceleci!.. Şerrin ve hayrın ardındaki sırrı öğrenmekte hayli sabırsız…

    Teslim olmak istiyor gönlüm... “Ne geliyorsa Sendendir amennâ, ve ne gidiyorsa Sendendir…”

    “Kendini kendinden saklayan bir insan, bir başka insana ne yansıtıp, ne sunabilir ki?”

    Sözlerimi alakâsızca ama içimden geldiğince şöyle sonlandırayım;

    Ben biliyorum ki; Allah bana bir fırsat daha tanıdı, Hem Allah herkese bir fırsat tanır, hatta şöyle söyleyeyim binlerce kez fırsat tanır. Ve insan o fırsatı bir gün değerlendirip dünyasını değiştirebilir… Dünyâm ve dünyâlarınızın değişmesi dileklerimle…

    Hiçbir şey için geç değildir…