Çölün değişmezlik niteliğine sahip olması, yaşamdan yoksun olmasından ileri gelir. Bereketli bir toprakta yaşam, ölümsüzlüğünü, durmadan ölümden geçişiyle ortaya koyar.
Yumurtadaki yaşamın en hâkim olgusu olan edilginlik, iptidai kanatlarla gizliden gizliye çelişir. Benzer şekilde, mevcut durumumuzun tutsaklığında yaşamımızın büyük kısmı koşullara edilgin biçimde tâbi olsa da, nihai gibi görünen engellere karşılık içimizde özgürlük arzusu çırpınır durur.
Meyve, olgun olmadığı, daha öte bir yaşam yolculuğuna hazır olmadığı sürece sapına sıkıca tutunur – ve kabuğu özüne, özü de çekirdeğine. Henüz dıştaki kabuk ve içteki çekirdek farklılaşmamıştır ve meyve, yaşamını sırf direncinin gücüyle ispatlar. Ama çekirdek olgunlaşınca etrafına tutunuşu zayıflar, meyvenin özü tatlılığa, aromaya ve bağımsızlığa kavuşur ve kendini ihtiyaç duyan herkese armağan eder. Kuşlar gagalar onu ve canı yanmaz; fırtına koparıp yere atar onu, tahrip olmaz. Ölümsüzlüğünü kendinden vazgeçerek ispatlar.
Karanlıkta el yordamıyla gezinirken, rastladığımız nesnelere sıkıca tutunuruz ve onların tüm varlığımız olduğuna inanırız. Aydınlıkla beraber elimizi gevşetir, nesnelerin yalnızca bağlı olduğumuz bütünün parçaları olduğunu keşfederiz. Özgürlüktür bu – benliğin tecridinden özgürlük; sahiplik duygumuzu körükleyen nesnelerin tecridinden özgürlük. İşte bu özgürlüktür Tanrımız, zira O, bütünle kusursuz bir ilişki demek olan hakikati o ışıkta buluruz.