Ben biraz korkuyorum galiba," diyor ne zaman sonra.
"Korkma. Evindesin." "Ne yapacağım? İnsan nasıl en baştan başlar?" "Bulacaksın bir yolunu. Artık özgürsün."
Ailemizi aynı çatı altında kenetleyen şey eşyaydı sanki; tek sandalyesini kullanmadığımız dört kişilik yemek masamızdı, odalarımızı birbirine bağlayan koridorlardı, yüzümüzü birbirimizin ıslaklığına kuruladığımız havluydu, paltolarımızı birbirine sarılma mesafesinde muhafaza eden portmanto, çamaşırlarımızı birbirinin kirli sularında döndürüp duran çamaşır makinesi...
Tecrübe ettiğimiz dehşetin çapı o kadar genişti ki, onu bir ucundan tutamıyor, bir yerinden anlamaya başlayamıyor, üzüntünün uçsuz bucaksız uzayında toz zerrecikleri gibi dönüp duruyorduk. Kar küremiz kırılmış, içindekiler her yere saçılmıştı.
Tek istediği, iki gün kalacağı Cenevre’de Ejaz’la vakit geçirmekti. Saatlerce konuşacak, sürdürdükleri hayatın boktanlığında hemfikir oldukça rahatlayacaklardı. Kendilerini hiçbir yere ait hissedemedikleri için ne denli yalnız olduklarından söz edecek ve gün içinde çevrelerine sürekli yalan söylediklerinden bu nadir dürüstlük anının getirdiği huzuru paylaşacaklardı. Yıllarca içlerinde biriktirdikleri bütün öfke ve hayal kırıklığını ortaya dökecek ve her şeyden önemlisi, birbirlerini anlayacaklardı.