Tecrübe ettiğimiz dehşetin çapı o kadar genişti ki, onu bir ucundan tutamıyor, bir yerinden anlamaya başlayamıyor, üzüntünün uçsuz bucaksız uzayında toz zerrecikleri gibi dönüp duruyorduk. Kar küremiz kırılmış, içindekiler her yere saçılmıştı.
Tek istediği, iki gün kalacağı Cenevre’de Ejaz’la vakit geçirmekti. Saatlerce konuşacak, sürdürdükleri hayatın boktanlığında hemfikir oldukça rahatlayacaklardı. Kendilerini hiçbir yere ait hissedemedikleri için ne denli yalnız olduklarından söz edecek ve gün içinde çevrelerine sürekli yalan söylediklerinden bu nadir dürüstlük anının getirdiği huzuru paylaşacaklardı. Yıllarca içlerinde biriktirdikleri bütün öfke ve hayal kırıklığını ortaya dökecek ve her şeyden önemlisi, birbirlerini anlayacaklardı.
Bu dünyada insanlığını hissedebildiğim başka kimse yok. Hatta bu dünyayla aramdaki tek bağ o. Sanki bir uçurumdan düşmüşüm, Christelle de beni son anda elimden yakalamış gibi... Belki hiçbir zaman gücü yetmeyecek beni yukarı çekmeye ama elimi hiç bırakmıyor. Ben o kadın sayesinde düşmüyorum altımdaki o boşluğa.
Christelle beni hayatta tutuyor...