• Herkes aynı fikirde olunca hayatın keyfi kaçıyor.
  • Hiçbir tutar yanı olmayan bu hayaller nerden gelip yerleşir insanın kafasına?
  • Bir kere aşık oldum, aşk dedikleri şey bizi doğruca cennetin kapılarına götüren, aynı anda o kapıların sonsuza dek kapalı olduğunu gösteren zulümmüş meğerse.
  • Yazılarına hayran olduğum ve sel yayınlarından çıkan çoğu kitabını okuduğum Jeanatte Wentwrson’un DK tarafından bir kitabının basıldığını görünce hem sevindim hem de nasıl daha önce görmedim de bu kitabı almadım diye şaşırdım. Keşke şaşırmasaydın da almasaydın Ayberk demem kitaba başladıktan bir kaç bölüm sonra gerçekleşti. Bu kadar sevemezdim galiba bir kitabı. Sevmediğim bir kitap nasıl anlatılır hiçbir fikrim yok ayrıca 🤷‍️
    Yazar genelde dramatik olayları, gerçek anıları, anılarını hikayeleştirerek çok başarılı kitaplar yazardı. Belki de kitabı bu düşünce ile okuduğum için sevmedim.
    Kitap 17.yy İngiltere’sinde yani cadılık kavramının en yoğun olduğu dönemde geçiyor ve kaba tabiri ile cadıların yaşadığı zorlukları, onların başına gelen çoğunda gerçeklik payı olan bağlantısız gibi gözüksede birleştirebileceğiniz noktaları olan kısa kısa anı tarzı hikayelerden oluşuyor.
    Kitap dil açısından gayet güzeldi ve altı boş değildi araştırıldığı belliydi ancak yazardan beklediğim bu olmadığı için sevemedim kitabı. Belki ilk bu kitabını okusam sevebilirdim çünkü edebiyat ve anlatım açısından kötü bir kitap olduğunu asla söyleyemem ama yazar-kitap alakası denen bir şey var ki bu kitapla yazarını uyuşturamadım maalesef.
    Küçük bir pencereden bakarsak cadıların uğradıkları zulmü normal bir insana/kadına indirgersek çarpıcı bir roman olarak görürüz ama bu anlatım ve üslup ile değil gerçekten.
    Kitabı ben beğenmedim ama yazarın bu kitabı dışında Tek Meyve Portakal Değildir ve Vişnenin Cinsiyeti başta olmak üzere çoğu kitabını tavsiye ederim.
  • Perec’in Şeyler isimli bu kitabını tavsiyelerine güvendiğim ve çok sevdiğim @mayisrukelin hikayesinde görüp almıştım ve şaşırtmadı ki harika bir kitaptı. Beni Perec ile tanıştırdığı için kendisine minnet duyar bir konumdayım şu yorumu yazarken.
    Kitap sizi daha baştaki bir söylem ile içine çekiyor aslında “Zevkler yoğun olacaktı. Zevk alacaklardı yürümekten, gezmekten, seçmekten, değerlendirmekten. Yaşamaktan zevk alacaklardı. Bir yaşama sanatı olacaktı yaşamaları.” Devamında ise büyük bir bilinmezliğe sürüklüyor.
    Kitabı bitirdiğim o ilk anda çoğu güzel kitabın bende yarattığı o hiçbir şey anlamamışlık hissi beni kapladı. Le Guin’in Mülksüzleri ya da Wenterson’un Vişnenin Cinsiyeti gibi bu kitaptan da hiç bir şey anlamadım. Son sayfayı okudum, kitabı kapattım ve sadece baktım. Boş boş baktım. Bir süre sonra jetonum düşünce küçük düşünce patlamaları yaşadım ve yazarın dilini bilen birileriyle konuşma ihtiyacı duydum. Bir süre önce beliren düşünce patlamalarım daha belirgin bir hal alınca kitap hakkında yazılmış inceleme ve eleştiri yazılarına bir göz attım. İşte sonunda her şey yerli yerine oturdu. Meğerse benim uzunca betimlemelerle eşya anlatan, sürekli yaşam mücadelesinde olan bir çift konu alan, kararsızlıklarla dolu, buram buram geçmiş kokan kitap hayatın tam kendisiymiş.
    Kitabın başlığındaki şeyler aslında hem kapaktaki hem de kitabın başındaki eşyalardı. Eşyalarsa bizim yeni çağ anlayışından kaynaklı gereksiz yere bağlandığımız objelerdi. Meğerse kitap bize modernist anlayışı yansıtıyormuş -ki bunu anlayınca kitaba tekrar bir göz attım- ve bunu bizim suratımıza farklı yollarla çat çat vuruyormuş. Kitapta kapitalist düzene de çokça eleştiri göreceksiniz ve emin olun yazar sözünü hiç esirgememiş. Buna örnek olarak kitapta en sevdiğim cümlelerden biri olmayı başarmış bir cümleyi sizlere sunuyorum “Çok şey vadeden ve hiçbir şey vermeyen bu dünyada gerilim çok fazlaydı.”
    Kitap bunları bize direkt söyleseydi saçma veya sıkıcı gelirdi değil mi? Bence evet ama yazar öyle bir kurgu ile yazmış ki bunları. İlk okuduğumuzda hayatı yaşamak mı, çalışmak mı ikileminde kalan tatlış mı tatlış çiftimizin onlara göre harika bir iş teklifi ile ülkelerinden kopup yaşadıkları zorlukları ve adaptasyon sürecini anlatan bir kitap olarak gördüm. İşte bu yüzden kitabı çok beğendim. Çünkü anlatmak istediğini çat çat söylemenin farklı yolları vardır. Sıkıcı bir şekilde de anlatabilirsin, böyle güzelce süsleyerekte.
    Biraz düşünmek ve hayatı, kendinizi sorgulamak isterseniz bu kitabı okumanızı şiddetle öneririm. Ayrıca içinde harika aforizmalar bulacaksınız o yüzden post-itlerinizi hazırlayın. Şeyler’de kendi hayatınızı bulacağınıza eminim, siz de emin olun.
  • Oysa ben yola çıktım ve gördüm ki kafanın en basit yolculuğunun bile sonu yok. İlk adımı atıyorum ve anında yüzlerce alternatif yol çıkıyor karşıma . Bunlardan birini seçiyorum, başlamamla birlikte yüzlercesi daha beliriyor. Ne zaman niyetimi daraltmak istesem, genişletmiş oluyorum. Oysa bütün dar boğazlar, kanallar eninde sonunda beni açık denize götürüyor. İşte o zaman anlıyorum ne bitmez tükenmez bir genişliği olduğunu kafanın.