Her şeyi fazlasıyla anlamak, bir olayı sadece yaşamak yerine onu zihinde binlerce parçaya ayırmaktır. Bir çiçeğin güzelliğine kapılmak yerine, onun bir gün solacağını bilmektir. Bir tebessümün sıcaklığını hissetmek yerine, altındaki olası nedenleri sorgulamaktır. Bu bakış açısı, her başlangıcın içinde kaçınılmaz bir sonu görmeye dönüşür.
Bu ilk bakışta bir derinlik, hatta bir zenginlik gibi görünse de yaşamı dolu dolu hissetmenin önünde bir engele dönüşebilir. Gerçek bilgelik, her şeyi çözmekte değil, bazı şeyleri olduğu gibi kabul edebilmektedir. Hayat, her detayı anlaşılması gereken bir denklem değildir. Bazen en sağlıklı olan, derinlemesine analiz etmekten vazgeçip sadece hissetmek, yaşamak ve anın kendisine güvenmektir.