Zafer, bir alıntı ekledi.
16 saat önce

Bir mavi gül bahçesi yorganım
Uyku saçlarımın meçhul şarkısı
Sonra yastığımda ilk gölgen kızlık
Ve ilk unutuluş hürriyet raksı

Yumuşaklığında köpükten öpüşlerin
Mukaddes günahlar cenneti oda
Dikişsiz beyazlığında tüllerinin
Bir ay süzülecek buluta

Ve bir mavi şarap gözlerindeki
Musiki gölgelerinde yorgun
Sen hep öylesine güzel sevdalım
Ben sana Allahsızcasına vurgun

* Ahmed Arifin Afyon'da, lisenin birinci sınıfındayken yazdığı bir şiir.
Şair, bu şiirine isim vermemiştir

Leylim Leylim, Ahmed ArifLeylim Leylim, Ahmed Arif
Zafer, bir alıntı ekledi.
 18 saat önce

İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve belâ
Gelip durmuşsam kapma
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...

Leylim Leylim, Ahmed ArifLeylim Leylim, Ahmed Arif
Banksy, Vurgun Yiyenler'i inceledi.
15 Kas 11:41 · Kitabı okudu · 47 günde · Beğendi · 8/10 puan

Icerisinde farklı hikayeleri barındıran bu kitap ayni zamanda farklı aşk hikayelerini de kapsıyor. Sonu mutsuz biten aşk hikayeleri.. Kitabın ismi ve içeriği tam uyuşmus ve yazarımizın da anlatım tarzı da kitaba baya değer katmış. Hosuma giden bölümler de çok fakat anlamadığım tek yer kitabın bazı sayfalarında yazarın fotoğraflarının yer alıyor olması? Hadi rakıyla çekinilen resmi anlarım melankoliyi anımsatma amaçli olabilir ama Gurcistan'da normal bi resmi paylaşmak bize ne katabilir? Bunu cok merak ettim. Insanlar bazen ağlamak ister depresyona girmek ister anlamsızca. Burdan onları selamlayıp bu kitabı önerebilirim. Keyifli okumalar :)

Gizlemişim yaranı en derinlere
İsimsiz kalmış duygularımla birlikte
Zamansız vurgun yemiş misali
En olmaz zamanda vurdun sensizliğin le
Mesafelere inat sen bilmesen de seni sevmeye devam
Laleleri gülleri soldurdun sessizce gidişinle
İçin sızlamadı mı yaralayıp bırakıp gitmek

Yarınlarım senle olacaktı
Acılarımı gözlerine bakarak unutacaktım
Renksiz dünyamı gülüşünle renklendirecektim
İdam mahkumu ettin şimdi beni bende
Mutlu olamazsın umarım şimdi gittiğin yerde

Bülent Çelikdemir

Banksy, bir alıntı ekledi.
14 Kas 23:41 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Vursan ölmez anılar ,
Sen vurulur ölürsün.

Vurgun Yiyenler, Arzum UzunVurgun Yiyenler, Arzum Uzun

Emri Olur!..

Geceye katran çal,
Acıya hüzzam,
Âh edersem tutmasın elim,
Tutulsun dilim...

Ey kemankeş, durma vur!
Nasılsa bu sine, vurgun
Nuru düşsün düşlerin, kor olsun!
Seni görmesin! ...

Taş bassın yerime dedi, Gönlüne! Gönlüne!
Taş bassın yerime dedi, Gönlüne! Gönlüne!
Emri olur başım gözüm üstüne,
Üstüne, üstüne aman aman,
Üstüne aman aman...

Bakmasın demiş bir daha yüzüme, yüzüme...
Bakmasın demiş bir daha yüzüme, yüzüme...
Emri olur, inansın bu sözüme, sözüme,
Sözüme aman aman,
Sözüme aman aman!
Emri olur, inansın bu sözüme, sözüme,
Sözüme aman aman,
Sözüme aman aman!

Almasın demiş adımı diline, diline
Almasın demiş adımı diline, diline
Vay ben ölem, atsın toprak üstüme, üstüme
Üstüme aman aman,
Üstüme aman aman...
Vay ben ölem, atsın toprak üstüme, üstüme
Üstüme aman aman,
Üstüme aman aman...

https://www.youtube.com/watch?v=AW-1X1QlTxU

mehmet pak, Öldürmeyeceksin'i inceledi.
10 Kas 19:31 · Kitabı okudu · 9 günde · Puan vermedi

Erken dönem düşünceler, birinci dünya savaşına dair siyasi görüşler, dünya görüşüne dair, edebiyat yazıları, geç dönem düşünceler adlı ana başlıklardan oluşan bir deneme kitabı Hermann Hesse'den.

Felaket habercilerinin, düşünce hırsızlarının ortada dolaşmadığı, kültür pazarlarıyla karşılaşmadığı, insanın insana karşı kayıtsız kalmadığı, bir yerlere uzaklara çok uzaklara, kırlara, dağlara, bayırlara, kuşlara, kelebeklere, denize, çığıl çığıl akan derelerin kıyısına, kısacası doğanın nabzının attığı yerlere sığınmak harika bir düş.
Dünyanın sunduğu bütün zevklerden ve kötülüklerden her şeyden kaçıp böyle bir dünyaya sığınmak düşünü gerçekleştirme şansı verilse tereddütsüz kabul edebilecek miyiz? Yozlaştırılmış zevkler dünyasından kopabilmek kolay olacak mıdır? Böyle bir dünyada kendi saltanatımızı kurmanın hayalinde egoistlik yok mudur? Bu düşe ayırdığımız vaktin yarısını dostlarımıza, sevgililerimize, ailemize, eşlerimize, çocuklarımıza sevgi olarak gösterip çevremizdeki güzelliklerin farkına varmayı neden hiç denemeyiz ki. Uzaklara bakarız çok uzaklara, daha çok uzaklara, oralarda ararız mutluluğu, sevgiyi, aşkı, güzellikleri. Evet Hesse'nin gel gitleri, arayışları. Bir tarafı dünyaya karşı duyarsız kalıp kendi saltanatı için bu güzelliklere kaçıp sığınmak isterken, bir tarafı sabredip savaşmak gerektiğini söyler. Hep böyle acı çekmek, bu acıları sineye çekmek istiyorsan pısırığın tekisin. Acılardan, hüzünlerden kaçmak mutluluğa erişmenin mümkünsüzlüğünden bahsederken, diğer tarafı, acıları yaşa en uç noktada yaşa, onlarla yüzleş ve acılarını var eden sebeplere karşı en güçlü mücadeleyi ver der.

Kendimize ve ruhumuza karşı iki yüzlüyüz. Maskelenmiş bir ruhumuz vardır. Dogmalar, kokuşmuş ideolojiler, ağzı lağım çukuru olmuş siyasiler, yıkılması zor olan tabular, ruhumuzu ele geçirmiş durumda. Bu noktada Hesse insanları iki grupta ele alarak normal insan ve yetenekli insanı toplum üzerinden yorumlar. Toplumsal sorunlarla ilgilenen, dünyadaki acılara sırt çevirmemiş olan insanlar toplumda daha mutsuz insanlardır. Ana rahminden çıktığından beri kendine sunulan hiçbir şeye itiraz etmemiş, sorgulamamış, değiştirmek için hiçbir sorumluluk üstlenmemiş, var olana sorgusuz sualsiz itaat etmiş doğmatik, normal insanı daha mutlu görür ve entelektüelleri de onlardan pek ayırmaz. '' Bütün bu işte tek doğru bir taraf varsa, entelektüellerin de savaştan ve dünyanın içine sürüklendiği hazin durumdan kendilerini sorumlu hissetmeleriydi; kuşkusuz sorumluydu, hem de pek çok, hem de adamakıllı sorumluydular.'' Entelektüel ile normal insan kıyasını yaparken; '' normal '' de aslında ideal bir şey değildi, normal de işlevin, türün ayakta kalmasını sağlayan, tutucu bir etkinliğin adıydı yalnız. '' yetenekli '' ya da '' hayalperest '' ise oynamaya, denemeye, sorunlarla sürdürülen bir top oyununa verilen isimdi. Sözün kısası normal kişi türün olduğu gibi korunmasına çalışırken, '' entelektüel '' kişinin işlevi, insanlığın sahip olduğu karşı değerin, yani insanlık idealinin aynı şekilde ayakta kalmasını sağlamak, ortadan silinip gitmesini önlemekti. Elde edileni elde tutmak ve eldekini tutarak daha değerli olanı ele geçirmek.'' Normal insanların geçmişte yaptıkları, bugünün entelektüellerinin düşüncelerini geriden izlemekten başka bir şey değildir. Ya da tam tersi Entelektüellerin bugün yaptıkları, sıradan insanın geçmişte yaptıklarından başka bir şey değildir. Düzenin yasaları içersin de, sistemin kuyrukçuluğunu yaparak sorunları çözmeye çalışmak korkaklığın ötesine gidememiştir. İşte tamda burada Marx devreye girer; '' Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.''

Senin kazandığın her savaş kaybeden için felakettir. Bir savaş sonunda senin yüzündeki mutluluk, bir başkasının gözünde akan yaştır. Hessenin birinci dünya savaşına dair siyasi görüşlerini okurken Sandy Tolan'ın Limon Ağacı kitabı geldi aklıma.Nazi zulmünden kurtulmuş bir ailenin çocuğu olan Delia ile, kurtuluşu işgale çevirenlerin zulmüne uğramış Arap genci Beşirin dostlukları. Bir halkın topraklarının işgali ile gelen mutluluk, işgale uğrayan halk için yıkımdır, gözyaşıdır. Senin mutluluğun Delia, benim gözyaşım oldu diyen Arap genci Beşir. Bizler dünyanın en büyük zulümlerinden biri yaşarken buna kayıtsız kalan ve alkışlayan senin halkın diyen Delia. Sınırları, dinleri, fanatizmi, basmakalıp sözlerle yapılan şovenizmi, dogmaları aşmayı başarmış iki genç insanın birbirini anlamaya çalışması. Savaşlar hiçbir zaman kazananı olmayan savaşlar. Savaşlarda kaybedilen tek şey varsa oda insanlıktır. Bir savaşa dünyanın en temiz, en masum, karıncayı bile incitmekten korkan insanı olarak girebilirsiniz, çıktığınızda bir cani olarak çıkarsınız.
'' Caydırma insanları eğitmeye elverişli bir araç değildir'' öldürmekten zevk alanları hiçbir savaşın korkunçluğu bundan vazgeçirmeyecektir. '' İnsan bir davranışın saçmalığına kesinlikle inanır, öyleyse söz konusu davranıştan geri kalmamaktadır.'' Barışa giden yolun bilgi yoluyla olduğuna inanır Hesse. Kötüyü iyiye, siyahı beyaza, geceyi aydınlığa, çevirip barışı sağlamak için bireyin hangi sistemde yaşadığıda önemli be Hesse. Bu idealler uğruna mücadele den insanlar ile dolu cezaevleri. Savaş yasaları, savaş düzeni içinde barış yolları aramak menfaatler çatışana kadardır. Bu yasaların en üstünde olan bir yasa vardır ki o da bireyin vicdan yasasıdır. Bireyin vicdan yasası bu sistemde çürümüş durumdadır be Hesse. Sistemin yasalarına itaat edenleri erdemli insanlar olarak gören yasa koyucular, karşı çıkanları ise hain olarak görür. ''Sen başından beri devlete, var olan düzene ve geçmişten aktarılagelen tüm değerlere peki demiş, kendi çıkarına bunu uygun bulmuşsun. Ama ortadaki düzene ateş püsküren bir kişiden üstün olduğunu sanıyor, hele birey olarak yaşamını insanlığın hizmetine bilinçli sunan bir kişi bilgeliğine sahip olduğunu düşünüyorsan, aldanıyorsun.'' (s 159 )

Sen kendin ol, dünya o zaman zenginleşecek ve güzelleşecektir. Kendin olmaz da yalancı ve ödlek biri olursan dünya yoksullaşır ve sen de ona düzeltilmesi gerekli gözüyle bakarsın diyen Hesse' ye katılamadım. Bireyin kendi olması tekelinde değildir. Mevcut sistem, düzen, ekonomi, politika, kokuşmuş ideolojiler, dogmalar,gerici zihniyetin kanunları, insanın kendisi olmasına müsaade etmezler. Burada yine Marx girer devreye; '' İnsanların maddi yaşam koşullarını belirleyen onların bilinçleri değildir, bu maddi koşullar onların bilinçlerini belirler. '' İnsanların varlığını belirleyen onların bilinçleri değildir; tersine insanların bilinçlerini belirleyen onların varlıklarıdır.'' Ayrıcalıklı sınıfların ustaca kullandığı cehaletin tohumlarının ekildiği ve her geçen gün kök salıp yeşertildiği dünyada insanın kendisi olabilmesi mevcut düzende imkansız denilecek kadar zordur. Hesse ilerleyen sayfalarda ise '' Ulus ya da birey olmak sizin kendi isteğinize bırakılmış şeyler değildir. '' diyerek kendi yazdığını çürütüyor. Erken dönem düşünceler ile geç dönem düşüncelerin çatışması olarak yorumladım ben.

Yorumun şimdiye kadar olan bölümü herkesi ilgilendiren konular olmadığını biliyorum. Hatta bir çoğumuz için gereksiz olarak nitelendirilebilir. Ama şu andan sonra okuyacaklarınız kitap sitesinde edebiyatla haşır neşir olan herkesi ilgilendiren şeylerdir. Hesse' nin edebiyat üzerine yazdıklarını beni oldukça memnun etti.

Okuma üzerine
İnsanlar neden okur sorusuna açıklık getirir Hesse. Kimimiz kültür edinmenin kaçınılmaz ama zahmetli yolu olarak görür, öyle ya da böyle belirli bir düzeyde kültür sahibi oluruz. Nede olsa ortamlarda konuşacak iki çift sözümüz olmalı değil mi?
Kimimiz can sıkıntısından okuruz, yalnızlığımıza ortak olsunlar diye yazarlardan medet umarız, bir liman gibi kitaplara sığınırız. Elimize ne geçerse okuruz. Yaşantı darağacımıza bir şeyler katmaya çalışırız. Bir meyve verecek midir, yoksa ölü bir nesne olarak kalacak mıdır? '' Eğlence ve zevk için okuyan okuyucular, kültürü arttırmak için okuyan okuyucu, insanı oyalayacak ve manen yüceltecek bir takım gizligüçlerin kitaplarda var olduğunu sanır,ama bu güçleri yakından tanımaz pek, onları nasıl değerlendireceğini bilmez. Bu yüzden bir eczanede derdine derman olacak pek çok ilacın bulunduğunu bilip bütün göz ve şişelerdeki ilaçları tek tek deneyen akılsız bir hasta gibi davranır.'' Hesse 'ye göre gereğinden fazla ve yanlış okumalar akıllıca bir davranış değildir. Bu edebiyat için bir onur değil, aksine bir haksızlıktır, en başta okurun kendine. Aslında Hesse kötü bir kitaptan ziyade kötü bir okumaktan bahsediyor. Okuduklarını hayatın kendisiyle birleştirip yorumlamayı başaramayanlardan. Gorki' nin Ana kitabını okuyup Pavelleri, Andreleri,alkışlayıp kendi ülkesinde aynı mücadeleyi verenleri anlayamayanlardan bahsediyor. Kafka'nın Dava kitabını okuyup Josef K ları kendi coğrafyalarında ki adalet anlatışıyla birşeltiremeyenlerden bahsediyor. Boş bir beyini, aç bir mide gibi doldurup sindiremediğiniz zaman yapmış olduğunuz okumalar yarardan çok zarar verir.'' Düşüncelere yer vermeyen dalgın okumalar, güzelim bir kırda gözleri bağlı olarak yapılan gezintilere benzer. '' Hesse okurları üç bölüme ayırır saf dil okuyucuları. Safça okur bu okur. Aç bir mideye indirilen yemekler gibi düşürür okuduklarını. Ne sindirebilir, ne de sindirilenleri dışa akıtır. Hatta bir çok edebi eser okuyucusunu da saf dil okuyucusu olarak görür. Bu okurların bir romanın içindeki gerilimleri, karakterleri, şevheti, yoksulluk öğelerini dikkate alarak okur. Sadece bu noktada içselleştirmenin ötesine gidemez. Sebep sonuç ilişikisi yapılmamalı mı? Yoksulluğu okuduktan sonra timsah gözyaşlarını bir kenera bırakıp yoksulluğun sebeplerini hayatımızın her alanına onlar için mücadele vermek gerekmez mi? Tarihsel gerçekliklerle okuduklarımızı birleştirip hayatımızın yine her alanında doğru tercihler yapmak zorunda değilmiyiz. Hesse bunların dışında kalan okurlara sorar; kitap sadece özenle okunup içerik ya da biçim değerlendirmesini konu yapmak için mi okunmalıdır? Bu konularda uyanık olan okurları da safdil okuyucları sınıfında tutar Hesse. Bir başka grup vardır bu okuyucu kültürlü olup sosyal ortamlarda entelektüel gevezelik için okumaz. Dogmatik değildir. Okudukları kendisi için bir çıkış noktası, uyarıcı bir nesnedir. Sabit fikirli değildir bu okur, her zaman değişime açıktır. Kelimelerle oynamayı sever, empati kurar ve kurdurur. Hatta öyle bir boyuta gelir ki bu okur kitaplar artık onun için hiçbir anlam ifade etmez der Hesse. Bütün dünyayı içine almıştır. Yazarlığı, sanatı, dünya tarihini silip atacaktır bu okur. Burada kalmamalı tabi ki okuduklarından doğru sonuçlar çıkarsa da ,bunları kendi içinde tutup paylaşmayan, karanlığa ışık olmak adına adım atmayan, kendisiyle birlikte mezara götürme düşüncesinde olan okurun da ilk iki okur arasında hiçbir bir farkı yoktur bana göre. Bir andan sonra üretmek gerekir. Okuduklarımızın verdiği sonuçları eyleme çevirmek gerekir. '' Böyle gerçek bir okuyucu kendi kitap dünyasının balta girmemiş ormanında yitip gidecek, havasızlıktan boğulacak mıdır, yoksa okuma yaşantılarını gerçek yaşantılara dönüştürmenin ve hayatın hizmetine sunmanın gerçek yolunu ele geçirebilecek midir? '' Nerede o düşün çocukları? Kitaplar gizlerini yitirdi. Belirli bir sınıfın ortak mülkiyetine dönüşmüş durumda olan kitaplar ve yazarları maalesef ki düzenin kalemşörü olmaktan bir adım öteye gidemiyor, okuyucusu da öyle. Hesseye göre bir moda yaratmanın ötesine gidemiyor yazarlar ve bu moda ise belirli bir sınıfın tekelindedir. '' Halkın eğlence ve öğrenme gereksinimi zamanla başka icatlarca ne kadar çok karşılanabilir duruma gelirse, kitap eski saygınlık ve otoritesine o ölçüde yeniden kavuşacaktır.''

Yaşamımızın hemen hemen tamamını kavramların, sistemlerin, dogmaların ortamında geçiririz. Biz küçük insanlar dairemizde üstünde bir çatı, altında bir zemin, tarihimizden bu güne hepsi kendimiz gibi olup, kendimiz gibi yaşamış atalarımızdan kalan bilgi, üstünde ayrıca bir düzen, bir devlet,bir yasa, bir hukuk, bir ordu, halinden memnun, dirlik ve düzen içinde sürdürürüz yaşamımızı. O geleneksel, pek saygın ve güvenilir yalancı dünya kırılıp dökülerek alev alev yanıp gitsin der Hesse.

Kitap denemelerden oluşunca yazılacak konularda fazla oluyor ve dahası da var ama ben yoruldum toparlayamıyorum. Bir kaç alıntıyla noktalayayım.

'' Başkalarını yoksullaştıran, onları acılar içinde kıvrandırıp akıllarını başlarından alan savaşta sizler vurgun vurup zengin olmadınız mı? ''

'' Biz gönül erleri, biz sanatçılar, biz görücüler, biz soytarılar, biz geleceği düşlerinde yaşatanlar ağaçları yarınlar için dikeceğiz. Diktiğimiz ağaçlardan pek çoğu yeşerip boyatmayacak belki, pek çok fidan kuruyacak, düşlerimizden pek çoğunun yanılgılar, sapa yollar, başarısız girişimler olduğu görülecek. Varsın öyle olsun! ''

Recep Keten, bir alıntı ekledi.
10 Kas 19:27 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

İnsanın değeri yok sinek kadar,
Yalan, kandırmaca, vurgun,
Halkımızın bir ucu savurmacada,
Bir ucuysa dibinde yoksulluğun.

Bütün Şiirleri, Cahit Külebi (Sayfa 302)Bütün Şiirleri, Cahit Külebi (Sayfa 302)

KUTSAL ÖZLEM
Sana hasret, sana vurgun gönIümüz,
Neredesin mavi gözIüm,
Nerde, nerde, nerdesin dost?
Bu gemi bu Karadeniz,
Sarı saçIım, mavi gözIüm,
Nerde, nerde, nerdesin dost?

Ararım izini DoImabahçe’den,
Bir daha dönmez mi bu yoIa giden?
İçimde sen, gözümde sen
Sarı saçIım, mavi gözIüm
Nerde, nerde, nerdesin dost?

Kurban oIam yürüdüğün yoIIara,
Kara peçe yakışmıyor kuIIara,
Uyan bak bizim haIIara,
Sarı saçIım, mavi gözIüm,
Nerde, nerde, nerdesin dost?

BuIutIar terinden, dağIar kokundan,
Sarhoştur sevdiğim Mahzuni bundan,
Bir daha geI, geI Samsun’dan,
Sarı saçIım, mavi gözIüm
Nerde, nerde, nerdesin dost?

Aşık Mahzuni Şerif

Ahmed Arif
İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...