Nereden geleceklerdi? Gökyüzünden. Peki neden? Onu alıp yanlarında götürmek için. Onu yukarıya, geldikleri ülkeye, en geniş hayal gücünün bile hayal edemeyeceği güzellikteki yere götüreceklerdi. Mutluluk o ülkede bulunuyordu; çocukların mutluluğu. Ama hayır, mutluluk bir bitki, bir ağaç değildi. Bir hayvan mıydı? Asla! Mutluluk tanımlanamayan bir şeydi; hani bir şey yediğin ve o karnına indiği zaman hissettiğin duygu gibi. Insan tatlı bir sıcaklık hisseder ya, onun gibi. Buna benzer, ama daha güzel bir şey. Kaldı ki bunu söylemek boşunaydı: Pek yakında o kendi de bunu bilecek, gözleriyle görecek, yüreği ile hissedecekti.