Öyküyü dışardan dinleyince, belki de bu delicesine mutluluğu yaşarken, kendimi sorgulayıp sorgulamadığımı, huzursuzluk, vicdan azabı çekip çekmediğimi merak edersin. Eninde sonunda evli bir kadındım, böylesine bir hafiflik yapıp, başka bir erkeğin dostluğunu nasıl olur da kabul edebilirdim? Oysa hiç soru sormuyordum, hiç kuşku duymuyordum, üstelik arsız bir kadın olduğum için böyle hissediyor değildim.
Bir zamanlar gazetede okuduğuma göre, son kuramlar aşkın yürekte değil, burunda başladığını söylüyor. Iki kişi karşılaşıp, birbirlerinden hoşlandıkları zaman adını anımsayamadığım mini hormonlar salgılarmış, bu hormonlar burundan girip beyne kadar çıkar ve orada gizli bir kıvrımda aşk fırtınasını başlatırlarmış. Sonuç olarak, duygular gözle görünmez kokulardan başka bir şey değildir, diye bitiyordu makale. Ne kadar saçma! Yaşamında gerçek aşkı, o büyük ve sözle anlatılamayan aşkı tadan biri bilir ki bu savlar yüreği sürgüne gönderme çabalarının başarısız bir örneğidir. Elbette insanın kendi kokusu da büyük heyecan dalgaları yaratır. Ama onu uyarmak için, önce başka bir şey olması gerekir, bu başka bir şey de eminim basit bir kokudan daha başka bir şeydir.