Bir kadının hayatının bazı anlarında, durmaksızın ağladığı; sevdiklerinin yardımı ve desteğine sahip olsa bile ağlamaya devam ettiği anlar vardır. Bu ağlama, yok ediciyi uzak tutar, kadını harap edecek olan sağlıksız arzu ya da kazançları uzak tutar. Gözyaşları, psişenin durmadan enerji sızdıran yırtıklarını onarır. Sorun ciddidir, ama daha kötüsü olamaz -ışığımız çalınmaz- çünkü gözyaşları bizi bilinçli kılar. İnsanın ağladığı sırada uykuya geri dönme gibi bir şansı yoktur. O an nasıl bir uyku gelirse gelsin, bu sadece fiziksel bedenin dinlenmesi içindir.
Bütün bir yılı kupon keserek, çiftleşerek geçiren; aşağılayan saldırılar karşısında secde ederken pazarda sebze fiyatlarına söylenmeyi demokrasi sanan; evinde elektrik ya da su kesilince modern bir ülke üzerine fikirler yürüten; insan hakları denince aklına trafik kuralları ve sarhoş naralarından başka bir şey gelmeyen; etikten, otobüs kuyruğunda sıraya uyumayı, estetikten, evindeki eşyaların renk uyumunu anlayan; bir gün bile bir resim sergisi ya da kitapçı dükkanı gezmeyen; on bir ay biriktirdiği yanlışlığı, yorgunluk diye kör bir özentiyle sulara taşıyan bu silik, bu gittikçe birbirine benzeyen bir örnek insanların denizle derinlik, kumla içtenlik, fesleğenle genişlik, zakkum ve sardunyayla farklılık kazanması, gökler yerin, denizle dağların yer değiştirmesi kadar uzak, doğanın ilkel gerçeğinden de geriye düşmüş bir yıkıcı gerçeklik değil mi sizce de? 
İnsanın, kirlendiğinde bile temiz kalmış bir yanı, zülüm yaparken eline ayağına dolaşan bir iyilik kalmışsa içinde, çocuklukta göğsüne doldurduğu bulutlardandır