"Birdenbire büyük çukurun tâ tepesinde bir aydınlatma fişeği patlıyor ve ışığını iki dost onbaşının üzerine serpiyor... Onlar hâlâ el ele tutuşuyorlar..."
"Öteki, arkadaşının öldüğünü, kendi korkunç yalnızlığını anlayınca hıçkırıyor... Kendi diliyle, kendi lehçe ve kendi şivesiyle: “Hayat! Sen insanları bu kadar güç mü bırakırsın?” diye düşünüyor."
"İki dost onbaşının nabızları yavaş yavaş ağırlaşıyor... Ve onlar bu büyük dakikada birbirlerine cesaret vermek için birbirlerine yakın olan kollarını uzatarak el ele tutuşuyorlar."
"Burada böylece ölecekleri için onlarda bir pişmanlık var mı? Hayır!.. Onlar bir vazife için, vazifeden daha yüksek bir fikir için öleceklerini biliyorlar... Birbirlerine hiçbir düşmanlıkları olmadığı halde böyle süngüleşmelerinde büyük bir sebep olduğunu anlıyorlar."
"Ümit ölmez... Ümit en sonra bırakılan şeydir... Fakat iki asker de pek iyi biliyorlar ki kendileriyle ve gözlerindeki akislerle beraber, en son ümitleri de bu çukurda gömülü kalacak..."