Bin Bela Bir Karanfil'i yorumlamaya başlamadan önce sevgili Mine Arıkan'ı saygıyla anmak isterim. Kendisi Kübra Nur'un en sevdiğim karakterlerinden biridir. Seni daha ne kadar
Akın Amcaların yani Ateşlerin evinde balkonda oturuyorduk. Eylül ayının başlarıydı ve okulun başlamasına günler kalmıştı. Hepimizde yazın izleri vardı; uzamış saçlar, esmerleşmiş tenler,
''Yarın müzeye giderken benimle gelecek misin?'' diye sordum aniden. Onca an yaşanıyordu, bir sürü şey oluyordu ama saatin başıma sardığı belanın tedirginliği neredeyse hiç yakamı bırakmıyordu. Bütün bu keşmekeşi unutabildiğim belki de iki üç an olmuştu ki hepsi de Ateş'in bana bakıp gülüşüyle kesişiyordu.
''Elbette geleceğim.'' dedi Ateş hiç düşünmeden. ''İzmir'de bensiz bir adım bile atmayacaksın.''
Şımarıkça gülerken hafifçe balkondan sarktım. ''Yani sen benim pelerinsiz kahramanım mısın?''
Güzel yüzünü buruşturup başını iki yana salladı. ''Bende kahraman kumaşı yok pek ama sen benim başımın belasısın.''
Sözleri gözlerimin kocaman açılmasına sebep olurken hafifçe omzuna vurdum. ''Allah adamı çarpar.'' dedim hayretle. ''Sen kalk İstanbul'dan benim başıma açtığım işleri toparlamaya gel, peşimizde silahlı adamlar varken benimle sokaklarda koştur, bana yumruk atmayı öğret, sonra kalkıp ben kahraman değilim de. Buna kimse inanmaz Gıyaseddin Keyhüsrev.''