• Bugün gelinen noktada, daha doğrusu din öğretiminin, dinî düşünce ve anlayışların geldiği ve birbiriyle sıcak bir çatışmaya giriştiği ortamda, tenkitçi teoloji fakültelerine büyük gereksinim var. Çünkü, bugün ismi verilmemiş ve de kavramlaşmamış olsa da ülkede bir tenkitçi teoloji olgusu var. Bunu ilahiyat fakültelerinin ve İslam ilimleri fakültelerinin amacı ve muhtevası içine yerleştirmek de problemli hâl gelmiştir. Eleştirel teolojiyi, ilahiyat ve İslam ilimleri fakültelerinin amacı içine sıkıştırmak ve bu amacı, eleştirel teoloji üzerinde bir baskı oluşturmasını sürdürmek doğru görünmüyor.
    Eleştirel ilahiyat, ehl-i sünnet inancını, avama ve genele hitap eden bir inanç olarak görür. Değerlendirmeleri bunun üzerindendir. Buna göre ehl-i sünnet inancı, İslam'ın doğduktan sonraki dönemin şartları içinde ortaya çıkmıştır. Arap kültürü ile İslam'ın mesajının yeniden yorumlanması, hatta sentezlenmesi gibidir. Bugünün farklı toplumsal şartlarına -ve bazılarınca bu toplumun örfü ve kültür dokusuna- hitap etmemektedir.
    Eleştirel ilahiyat, elitçidir. Elit bir düşünceden süzülür ve elite hitap eder. Onu anlamamak, sıradanlığın, taklidin ve avamın özünden kaynaklanır. Eskiyi tekrar etmekten, tekrar edegeldikleri üzerinde etraflıca ve derince düşünmemekten, sorgulayamamaktan, dar kalıplara hapsolmaktan kaynaklanır. mezhebin düşünce sisteminin köşe taşlarını teşkil eden kavramları yeniden tanımlayamamaktan, temel kaziyyeleri yenileyememekten, çağdaş gelişmelere adapte edememekten kaynaklanır. Geleneğin yapısökümünü yaparak onun düşünce üzerindeki zincirini kırmamaktan neşet eder.
    Eleştirel teolojinin nazarında, dinin, elite hitap eden öz mesajı; mecazların, temsillerin, remizlerin ve tarihselin ötesindeki etik temeller manzumesi vardır. Dinin özü buradadır. Avam İslam'ı bunun yerine ibadet, tilavet, zikir ile meşgul olarak öz İslam'dan ayrılmaktadır. aslında, bu düşünce, İslam felsefesi ve Meşâîlik adı verilen; Farabi ve ibn Sina'nın felsefesi sisteminde de kısmen vardır. Meşâî düşüncede farklı olarak felsefe ile din, akıl ile vahyin çelişmediği kabul edilir. Hayy b. Yekzan'ı anlatan felsefî romanlarda da bu teme işlenir. Buna göre, toplumdan uzakta, doğada yaşayan bir insanın, tek başına aklıyla ulaştığı fizik ötesine ait sonuçların dinin mesajıyla temelde aynı olduğu görülür. eleştirel teoloji ise çelişkiyi kabul eder ama bunun temel ahlaki mesaj açısından önemli olmadığı söyler.
    Eleştirel teoloji, aydınlanmayı ve çağdaş felsefeyi iyi bilir. Günümüzün batılı büyük düşünürlerinden ve filozoflarından haberdardır. Onları araştırmış, görüşlerini incelemiş, bu görüşlerin ne gibi sonuçlara götürdüğünden haberdardır. Bu sonuçlar ışığında dinin, dinî metinlerin ve dogmatik düşüncenin eleştirisini yapmaktadır. eleştirel teoloji zaten burada başlamaktadır.
    Bertrand Russell, Ludwig Wittgenstein, Martin Heidegger, Henri Bergson, Jean-Paul Sartre, Albert Camus, Karl Popper, Theodor Adorno, Emmanuel Levinas, Thomas Kuhn, Jurgen Habermas, Paul Feyerabend, Claude Levi-Strauss, Jacques Derrida, Michel Foucault'u okumuşlardır. Örneğin, "Her şey zıddıyla kaimdir." veya "Her şey zıddıyla bilinir." sözlerinin anlattığı manayı Derrida'dan detaylı olarak öğrenmişlerdir. Artık varlığa, Tanrı'ya ve kutsal kitaba ve dine yönelik farklı bakış açıları geliştirmiştir. Kutsal metinlere, gelenekte olan tüm bakış açılarından daha farklı bir bakış açısı ile yaklaşabilmektedir. Metinde, mecazlar, sembolik anlatımlar, sözün sahibinin kendi âleminden unsurlar bulunduğunu, metnin bir hitap olduğunu, dinleyene veya okuyanın dünyasına ve ruh hâline nüfuz etme gayesini içinde barındırdığını, bu nedenle, söyleyenin ve dinleyenin dünyasından unsurlar taşıdığını kavramışlardır. Dolayısıyla metin bağlamı içinde anlaşılabileceğini bilirler. Ancak bu anlamanın da okuyanın kendi bağlamının yani içinde bulunduğu kültürel koşulların ve ruh halinin şekillendirdiği ölçüde olacağının farkındadırlar.
    Metnin okuyan tarafından, okuyanın kavram ve düşünce dünyasında yeniden oluşturulduğunun bilincindedir. Bu da onlara metni yeniden oluşturma kudreti kazandırmıştır.
    Eleştirel teolojinin bu gücü, Ehl-i Sünnet'in Kur'an anlayışı ve tefsir külliyatını usulden başlayarak esasa doğru tenkit edebilme imkânı vermektedir. Bu konuda batılı filozofların Batı'da ve Hristiyan teolojinde açtığı çığırın benzerini, eleştirel ilahiyat İslam'da ve Ehl-i Sünnet anlayışında gerçekleştirme rolüne hazırdır.
    Eleştirel teoloji açısından Ehl-i Sünnet, yabancılara ait bir 'sur'dur. Bu surda bir gedik açmak eleştirel teolojinin, vazifesidir.
    Tüm bu ayrılıklar karşısında, eleştirel teolojiye kendi sınırlarını ve amaçlarını tayin etme özgürlüğü vermemek yanlış olacaktır. Bir insana yapılacak büyük haksızlıklardan biri de ona kendini tanımlama ve nereye ait olduğunu deklare etme fırsatı vermemektir. Bu, bilim hürriyeti ve ifade özgürlüğü önündeki en önemli engellerdendir. Ayrıca laik devletin, temeliyle de çelişmektedir. Dahası, eleştirel teoloji alanında yetişmiş kimseleri, imam hatip okulları meslek dersleri öğretmeni, vaiz ve müftüler yetiştirmeye zorlamak da ayrı bir yanlıştır. Bu nedenle Türkiye'de eleştirel teoloji fakülteleri kurulmalıdır. Bunlara ilahiyatların ve İslam ilimleri fakültelerinin işlevi ve müfredatı yüklenmemelidir. Kendi görev alanını ve çalışma tarzını kendisi belirlemelidir.
    Bu fakültelerin, rolü ve işlevi gereği en üst fizikî donanımlara da sahip olması lazımdır. Kendi adıma, asla kıskanmam...
  • 190 syf.
    Tractatus Logico-Philosophicus Wittgenstein'ın hayatı boyunca yayımladığı tek eseri. Kitabın önsözü aynı zamanda Wittgenstein'ın hocası da olan Bertrand Russell tarafından yazılmış. Türkçe çevirisi ise Oruç Oruoba'ya ait. Evet, kitabı önünüz ilikli ve saygı duruşunda okumanız gerekiyor :)
    (Burada küçük bir not düşmek istiyorum. Wittgenstein'ın sayfasında gördüğünüz diğer kitaplar, kendisinin ölümünden sonra notlarından, defterlerinden, makalelerinden derlenmiş. Yani aslında kendisinin tek eseri Tractatus Logico-Philosophicus oluyor.)

    Wittgenstein'nın hayatı temelde iki döneme ayrılıyor. Russell’ın etkisinde kaldığı dönemlerde yazdığı bir tür mantık felsefesi denemesi olan Tractatus’ta, felsefi sorunları mantıksal açıdan incelemekte ve dilin sınırları içinde dünyayı da betimleyip, dünyanın sınırlarını çizmekte. İkinci dönemi olan Felsefi Soruşturmalar döneminde ise Tractatus’an farklı bir felsefe yapısını inceliyor.

    Tractatus Logico-Philosophicus 21. yüzyılın en önemli felsefi eserlerinden biri olarak kabul ediliyor, hatta en önemlisi. ( Bu kitap için Tevrat, Zebur, İncil, Kur'an, Tractatus sıralaması yapanlar bile var. ) Kitap 1921'de yayımlanmış ve daha sonra da 1929 yılında Wittgenstein kitabı sayesinde Cambridge Üniversitesi'nden doktora derecesi almış.

    Wittgenstein'ın kitabı; din, mistisizm, etik, mantık, bilim, dil, dilin mantığı, tasarım-tasarım felsefesi, düşünce ve felsefe alanlarında yaptığı yedi temel önerme ve bu önermeleri açıklayan içinde matematiksel ifadeler yardımıyla açıklamalar da barındıran alt önermelerden oluşuyor. Kitabın ana hatlarını belirleyen yedi temel önermesi ise şu şekilde:

    1 - Dünya, olduğu gibi olan her şeydir. (Die Welt ist alles, was der Fall ist.)
    2 - Olduğu gibi olan, olgu, olgu bağlamlarının öyle varolmasıdır. (Was der Fall ist, die Tatsache, ist das Bestehen von Sachverhalten.)
    3 - Olguların mantıksal tasarımı, düşüncedir. (Das logische Bild der Tatsache ist der Gedanke.)
    4 - Düşünce anlamlı tümcedir. (Der Gedanke ist der sinnvolle Satz.)
    5 - Bir önerme basit önermelerin doğruluk fonksiyonudur (Basit bir önerme kendinin doğruluk fonksiyonudur). (Der Satz ist eine Wahrheitsfunktion der Elementarsätze.)
    6 - Bir doğruluk fonksiyonunun genel biçimi p, \bar\xi, N (\bar\xi) şeklindedir. Bu bir önermenin genel biçimidir. (Die allgemeine Form der Wahrheitsfunktion ist: p, \bar\xi, N (\bar\xi) Dies ist die allgemeine Form des Satzes.)
    7 - Üzerinde konuşulamayan konusunda susmalı. (Wovon man nicht sprechen kann, darüber muß man schweigen.)

    Kitap motto olarak '' dilimin sınırları benim sınırlarımdır '' düşüncesini benimsediğinden sanırım, orijinal dili olan Almanca'dan başka bir dile çevrildiğinde nüanslarını büyük ölçüde kaybediyor. Bu yüzden kitap hangi dile çevrilirse genelde yanında Almanca orijinal metinle birlikte basılıyor. İncelemem de eksik kalmasın diye orijinal metinden maddeleri de ekledim, maksat adet yerini bulsun :)


    Dünyanın en büyük miraslarından birini reddedip, işçi olarak başvurduğu Sovyetlerden de red cevabı almış Ludwig Bey. Tabii bu kadarla da bitmiyor kendisinin acayiplikleri. Rivayetlere göre Keynes'i dövmüşlüğü, Popper'ı kızgın maşa ile tehdit etmişliği hatta bir kız öğrencisini dövmüşlüğü bile var kendisinin. Birinci Dünya Savaşına gönüllü katılıp, Tractatus'u da cephede yazmış. Wittgenstein Tractatus Logico-Philosophicus'u yayımladıktan sonra felsefedeki bütün sorunları çözdüğüne inandığından '' Atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun '' diyerek çalışmalarını bırakmış ve ilkokul öğretmenliği, manastırda bahçıvanlık ve kızkardeşinin Viyana'daki evinin mimarlığı gibi çeşitli işlerde çalışmış. Daha sonra 1929'da, Cambridge'e dönüp öğretim görevliği yapmış ve önceki çalışmalarını tekrar gözden geçirip kendi tezlerine antitez yazmış. Kanser tedavisini reddedip, 62 yaşında da vefat etmiş ünlü filozof. Böyle enteresan bir kişilik kendisi.


    Wittgenstein'ın kitapta incelediği temel sorun, dilin mantıksal yapısıdır. Dilin sınırları aynı zamanda felsefenin ve düşüncenin de sınırlarını oluşturur. Kant'ın yolunu takip eden Wittgenstein, dil bağlamında aklın ve bilginin sınırlarının sınırlarının nereye kadar ulaşabileceğini sorgular. Wittgenstein felsefesine göre dilin sınırlarını belirleyen etken olgularımızdır ve dünya da bu olgulardan oluşur. Wittgensteinca söylersek; '' Dilin sınırları dünyanın sınırlarıdır. ''


    Kitabın önerme dizilişleri o kadar ilginç ki kitabın bir başı veya sonu yokmuş gibi hissettim okurken. Wittgenstein kitabın başında '' Anlayarak okuyan tek bir kişiye zevk verebilirse, amacına ulaşmış olacak. '' diyor kitabı için. Tam olarak anladım mı emin olamasam bile :/ kesinlikle çok zevk aldım.

    NOT: İşbu inceleme Wittgenstein'ın yazdıklarının ancak yüzde onu anlaşılabildiğinden kısa tutulmuştur. Geniş bir zamanda kitabın tekrar ayrıntılı bir şekilde incelenmesi sonrası güncellenecektir. :)

    Not: İncelememi Tractatus Logico-Philosophicus'u '', '' adını okuyamadığım kitap '' olarak özetleyen Hayriye Gül 'ya ithaf ediyorum.
  • “Ne zaman onlardan nefret edecek gibi olursan, onları anlamayı dene.”