“Derdi olduğu zaman duyduğu üzüntü yağmurda şemsiye açmak kabilindendi. Üzülmesi de uyuşuk bir tevekkülden ziyade bir öfkeye benzerdi.
Istırabına sabırla katlanırdı,çünkü nedenini başkalarında değil,kendinde arardı. Sevinçleri de yoldan çiçek toplar gibi koparır ve daha solmadan atardı;böylece her zevkin dibindeki acı tortuyu tatmazdı.”
Eskiden bir çocuğa hayatın ne olduğu erkenden anlatılmaz,yaşamanın çileli,çetin bir iş olduğu düşüncesi verilmezdi; çocuğu kitaplarla yormazlardı. Çünkü kitaplar türlü sorunlar çıkarır,bunlar da insanın yüreğini , kafasını kemirir,hayatı kısaltırdı.
Doğduğunu herhalde annesinden başka kimse fark etmemiştir;yaşadığını da pek az kimse bilir; fakat ölümünü kimse fark etmeyecek,öldüğüne kimse sevinmeyecek,kimse acımayacaktır. Onun düşmanı,dostu yoktur. Yalnızca birçok tanıdığı vardır. Belki bu silik kişinin yalnız cenazesi bir ilgi uyandıracak,yolda adamın biri saygı ile durup selamlayacak, belki başka bir meraklı da cenazenin önüne koşacak,ölenin adını soracak ve hemen unutacak.