Ama nihayetinde önemli olan evlerin kendisi değil, içlerindeki insanlar. Böylece düşünceleri küçük odalarına tıkılmış oturan o insanlara geri dönüyor. Söyledikleri ve içlerinde kilitli tuttukları şeyleri düşünüyor, artık sesleri olmadığında ve gölgeleri yok olduğunda hala bu insanları düşünür müyüz, merak ediyor.
Bu odalar boşaldığında.
Bu insanlar gittiğinde.
Nasıl bir his olduğunu hatırlıyorsun, değil mi? İçinden geçip seni yakan o arzuyu. Mısır sapından parmaklıkları olan bir küçük kasaba kafesine tıkıldığını hissettiğini. Şansını denemezsen o küçük sakin kasabada sonsuza dek saplanıp kalacağını bilmeyi.