Geleneksel yapıya yabancılaştırıldığı için değerlerini kendi bulmak zorunda kalan insan kendince her yolu deniyor. Güvenlik temelli dayanışma ağları oluşturma eğilimi bunlardan yalnızca biri. Kimileri de fanatik ya da alternatif inanç sistemlerine tutunup kendini bir yere ait hissetmeye çalışıyor, gösterişli gettolara kapanıp dünyanın geri kalanı yokmuşçasına yaşıyor, uyaran bombardımanına karşı “Bana ne?” tarzı bir umursamazlıkla kendini korumaya çalışıyor, gerçek dünyadaki yalnızlığından bunalıp sanal ortamlara sığınıyor ya da burada saymadığım pek çok diğer arayışa yöneliyorlar.
Acılarımızı yansıtan durumları bir başkasında gördüğümüzde, kendimize verilmiş olmasını beklediğimiz desteği ona vermeye çalışmak, duyarlılıktan farklı bir olgu bence.
Asyalı olmanın ne anlama geldiğini sorduğumda bana “Zaman,” diye karşılık verdi, “Avrupa dillerinde şahıs ön planda, Asyalı dillerde ise zaman. Bu çok önemli bir farklılık.”
İnsan ya da aslında doğadaki her varlık sürekli olarak bir dengeye ulaşma çabası içinde. Ancak eğer ulaşılan bir denge durumu fazla uzun sürerse bu yeniden dengesizliğe dönüşebiliyor ve yaşanmakta olan “durum”u, yeniden “sürece” dönüştürme ihtiyacı beliriyor.
Bir insana karşı tavır alabilirsiniz ya da kızıp aşağılayıcı sözlerle onu incitebilirsiniz, hatta fiziksel saldırıda bulunup hastanelik edebilirsiniz, ama onun varlığını yok farz ettiğinizde onu katlanılması en zor duyguyu yaşatırsınız: “Hiçlik.”