1. Ben buraya okudugum kitaplarin alintilarini paylasmak için geliyorum. Daha önce ettiginiz sikâyetlerin hepsi red edildi, hatirlatayim..

2. Yanlis hesaplamissiniz. Ayni kitaptan 16 degil 28 alintim var. Bilginize..

3. Hangi kitaptan ne kadar alinti paylasacagim kimseyi alakadar etmez. Bu benim emegim. Okuyun sizde paylasin. Okumayin, paylasmayin diyen mi oldu? Ki burasi kitap sitesi, hatirlatayim..

4. Bu alintinin neresi anlamsiz? Siz anlamamissiniz o baska..

5. Siz ne yeyip ne içiyorsaniz Allah askina gidalarinizi kontrol ettirin.

6. Küçük insan kisiyle, büyük insan isiyle ugrasir.

7. Beni engellemekte özgürsünüz.

8. Hayirli seyirler :))


#28166

11 dk.
Ş. Nedeni
Anlamsız Alıntı
Ş. Eden
* Gizli*
Ş. Sonucu
Bekliyor
#Şikayet Geçmişi#
1. * Gizli* Şikayet Et (11 dk.)
Ayni kitaptan tam 16 alinti var bu nedir yaaa lutfen kaldirin bunlari alintiyi amaca aykiri kullaniyor

Semrâ SultânSemrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi
"Vaktiyle Manisa'da Culsuz Yusuf adında bir meczup varmış. Şunun bunun verdiği sadakayla yaşar, sabahtan akşama kadar yalınayak başı kabak şehrin içinde dolaşır dururmuş. Geceleri de ya bir cami, ya da bir medrese köşesinde kıvrılır yatarmış. Ama, yinede halinden şikâyet ettiği ve kimseye avuç açtığı görülmezmiş. Gönlü o kadar gani imiş ki, sair yoksullar gibi arasıra İmarathaneden bir tas çorba içmeyi dahi açgözlülük sayarmış."Sıcak aş bana ne gerek; bir lokma ekmek neme yetmez!" dermiş. Hattâ bazen kendi sadakasının artıklarını bile daha fakir bildiği kimselere dağıtırmış.

Nihal, bir alıntı ekledi.
15 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Zira bir fikrin oluşumu bilinen iki ya da daha fazla gerçeğin bileşimini gerektirir.

Altın Gözde Yansımalar, Carson McCullers (Sayfa 8 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Altın Gözde Yansımalar, Carson McCullers (Sayfa 8 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Esra Koç, Aşkın Metafiziği'yi inceledi.
16 dk. · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

''Siz bilgeler, yüksek ve derin bilgili
Sizler ki derin düşünür ve bilir misiniz
Nasıl, nerede ve ne zaman, çiftleştiğini her şeyin
Niçin sevişildiğini, öpüşüldüğünü?
Siz ulu bilgeler, yüzüme söyleyin!
Kafa patlatın bakalım, bana ne olduğuna
Nerede, nasıl ve ne zaman,
Niçin başıma geldiğine bunların, hadi kafa patlatın!

Bu sözlerle aşkın metafiziği adlı kitabına başlangıç yapan Arthur Schopenhauer aşkı şöyle tanımlar: aşk, başta dizginlenebilir bir eğilimken sonrasında bir tutkuya tüm engelleri aşabilme gücüne ve tatmin edilmez bir duygu haline gelirse ölümü bile göze alabildiğine.

Schopenhauer; bu konuya neden felsefik bir yaklaşım getirdiğini ise şöyle ifade eder. Madem aşkın varlığından, gücünden eminiz bütün yazar ve şairlerin vazgeçilmez konusu aşkı neden bir filozof irdelemesin. Ayrıca aşkı konu olarak ele almasının nedeninin ona öncü olan düşünürlerin tezini çürütmek olmadığını, aşk konusunun onun dünyasına nesnel olarak dayatıldığını söyler.

Schopenhauer aşka dair düşüncelerini beş bölümde incelediği kitaba gelecek olursak;

Birinci Bölüm:
Bu bölümde aşk Schopenhauer 'e göre istediği kadar dünyevilikten uzak, saf tanımlansa bile o bireyselleşmiş cinsel dürtüdür. Birçok insan için zihinlerinin yarısını sürekli meşgul ettiği, en ciddi meselelerde kararları etkilediği, evrakların el yazmalarının arasına saç buklelerini yerleştirmeyi başardığı, en feci kavgaları körüklediği, bazen zenginliği bazen statü ve rütbeyi kendine kurban seçtiği, her şeyi yıkmaya çalışan, altüst eden bu tutkuyu önemli kılan tüm bu gayret ve süreçte yaşanılanlardır. Bu çabanın altında yatan neden ise cinsellik olsa da nesnel bir hayranlık olarak insana kendisini sunar. Bu bir savaş hilesidir. Tüm bu bireyler arasında uygun eşi bulma, seçme ayıklama, aşk oyunlarının amacı sadece bir şeye hizmet eder. Gelecek kuşağı (türü) meydana getirmek. Doğanın kişilere kamufle ederek sunduğu bu amaç doğrultusunda bireyler birbirlerine ne kadar uygunsa aralarındaki tutku o denli fazla, ortaya çıkacak türde o oranda sağlıklı genler taşır.

İkinci Bölüm:
Schopenhauer 'e göre iki cinsin inançları, düşünceleri, karakterleri ve zihinsel eğilimleri uyuşuyorsa aralarında cinsel sevgi etkisi olmaksızın bir dostluk kurulabilir. Ancak bunların evliliği çok mutsuz, doğacak çocukta zihinsel ve bedensel düzlemde uyumsuz olacaktır. Bunun tam tersi için düşünecek olursak cinsel tutku var, ancak uyum yoksa bunların evliliği de mutsuz olur.
İnsanın doğasındaki bencillik türün devamını sağlayacak bakış açısını bir yerde engeller. Fakat bireyin aklına bir şüphe kuruntu yerleştirilirse gerçek sadece tür için en iyi olanın onun için de iyi olacağı gibi görünür. Bu kuruntunun adı içgüdüdür. Cinsel hazzın tatmininde ise türün çirkinliğine, güzelliğine bakılmaz, hiç bir bağ yoktur bu bağlamda. Seçim tamamen ortaya çıkacak yeni türün tipinin olabildiğince katıksız ve doğru korunması ile ilgilidir. Buna göre herkes en güzel bireyleri, kendi varlıklarında türün katıksız olmasını sağlayacak bireyleri şiddetle arzu edecektir. Diğer bir nokta ise bu seçimde öteki bireyde kendi kusurlarını örtecek özellikler aramasıdır. Örneğin kısa boylu erkekler iri kadınları ararlar, sarışınlar esmerleri severler vb…
Erkek kendisine uygun güzellikteki bir kadına baktığında türün damgasını vurduğu o kadınla sürdürmek istediği türün tipinin korunmasına dayalı eğilimdir. Demek ki insanın içinde taşan hazza verdiği cevap bu çekimle ilgili değil, tür için iyiye yönelmiş bir içgüdüdür. İnsanın seçtiği kişiye ulaşmak için yaptığı tüm rezillikler şan, şöhret, para, onur vs. kaybetme pahasına katlandığı eziyetler doğanın her yerdeki bağımsız iradesine uygun olarak türe hizmet eder. Erkek ulaşmak için kırk takla attığı kadına ulaşınca türe hizmet ettiğini hissettiğinden evlilik dışı her olayda kötü yeni bir bireyin oluşumundan çoğu zaman iğrenir, engellemek ister. Ve o hazza ulaşınca aslında herhangi bir kadınla yaşayacağı hazdan farklı olmadığını görüp hezeyana uğrar. Kendisini aldatan, bireyin bilincine girmeyen türün irade gücüdür.
Aşkta erkek ve kadının doğası belirgin farklar taşır. Erkek doğası gereği vefasız, kadın ise sürekli sadakate eğilimlidir. Erkeğin aşkı doyum bulduğunda azalırken, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. Erkeğin gözü hep başka kadınlardadır. Kadın ise tek bir erkeğe sımsıkı sarılır. Bundan dolayı erkeğin eşine sadakati yapay, kadının ki doğaldır.

Üçüncü Bölüm:
Bu bölüm Schopenhauer ‘in aşkta bireylerin seçimlerinin altında yatan nedenleri incelemesini içermekte. Ona göre seçimlerde öncelikle yaşa bakılır. Doğurganlıktan dolayı 18-28 yaş arası idealdir. Güzellikten yoksun gençliğin gene de çekici olduğu ancak gençlikten yoksun güzelliğin çekici olmadığını ifade eder. İkinci bakılacak unsur sağlıktır. Sağlıklı olmayan bireyler hastalıklarını türe aktaracağı için tercih edilmemelidir. Üçüncü unsur iskelet yapısıdır. Kemik yapısı türün tipinin temelidir. Bu yüzden önemlidir. Dördüncü etken kadının belirli bir dolgunlukta olması ceninin beslemesi açısından önemlidir. Beşinci etken ise yüz güzelliğidir.
Kadınlar ise erkek güzelliğine çok az önem verirler. Erkeğin kuvveti buna bağlı cesareti cesur bir koruyucusu olması açısından önemlidir. Kadınlar kendi güzelliklerini aktaracakları için çoğunlukla çirkin erkekleri severler. Bir kadının bir erkeğin kültürüne, entellektüelliğine aşık olması gülünç bir iddiadır. Bir annenin çocuğuna güzel sanatlar vs. eğitimi vermesinin sebebi ise güzel kalça ve dolgun göğüsleri yapay yollardan destekleyen bir zekayı ortaya çıkarmaktır.
Ayrıca tüm bu etkenlere bakılırken her bir birey bedeninin her bir uzvundaki eksiklik ve zaafları karşı cinste düzeltilmesini kovalar, üstelik söz konusu parça ne kadar önemliyse bu arayışta o kadar kararlı ve ısrarlı olur.
Eğer bir adam çok çirkin bir kadına aşık olursa cinsellikten kaynaklıdır ve kendini eksik görmediği için türe aktarılacak özellikleri kendi tamamlayacağını düşünür ve bu çok üst mertebede aşıklık halidir.

Dördüncü Bölüm:
Eğer aşk bir kişiye yönelmiş ise bu kişiye kavuşamama durumunda dünyanın bütün nimetleri hatta hayatın kendisi bile değerini kaybedip intihara kadar gidebilir. Tür bireyden daha önemlidir. Bu yüzden sevenler çokça çabalar ve bu çabayı yüce ve haklı görür. Aşkın çoğu zaman kişiyi trajik, komik durumlara sokmasının nedeni aşık erkeğin ruhunu türün ele geçirmiş ve hakimiyeti altına almış olmasıdır. Türün istediği gerçekleşince kaybolup giden, geride kalan nefret edilen bir eşin mantığı böyle açıklanabilir. Çoğu zaman aklı başında bir erkeğin canavar ruhlu bir kadınla evliliği buna örnektir. Eskilerde bunu aşkın gözü kördür diye nitelendirir.
Aşk evliliğinde de uyumsuzluklar çıkınca yine mutsuzluk gelir. Bir İspanyol atasözü der ki ‘’ Aşk nedeniyle evlenen acılar çekerek yaşamak zorundadır. ‘’ Anne baba tavsiyesi ile evlilikte de değerlendirilmiş yönler başta mutlu etse de sonrasında sorunlu bir mutluluk olarak kalır. Bu durumda bir evlilik ya ortaya çıkacak türe ya da sadece bireyin çıkarlarına ters düşer.

Beşinci Bölüm:
Bu bölümde ‘’oğlancılığı ‘’ ele alan Schopenhauer oğlancılığı yolu sapmış içgüdü olarak tanımlar. Hem doğaya aykırı hem de tiksinti uyandırıcı bu içgüdü yozlaşmış insanların yapacağı tek tük rastlanacak eğilimken aksine dünyanın hemen hemen her yerinde yaygın ve modadır. O dönemin filozof ve yazarları ozanları da bu işe bulaşmışlardır. Platone ve stoacılar bu aşktan başka aşk tanımazlar. Asya ‘da Galliler ‘de hatta islam toplumlarında, hint çin toplumlarında da yaygın olan bu sapkınlığı ölüm cezasına çarptırılarak durdurmaya çalışılsa da gizli saklı varlığını korumaya devam etmiş.
Schopenhauer ‘e göre oğlancılık insanın doğasından kendiliğinden doğmakta fakat doğaya aykırı olarakta bir paradoks oluşturmaktadır. Bu paradoksu Aristotales ‘in çok genç ya da çok yaşlı kişilerin çocuklarının zeka ve bedenen geri olacağını bu yüzden çocuk yapılmaması gerektiği tezi üzerinden açıklamaktadır. Yaşlı erkeklerin çocuk meydana getirmemesi için var olan cinsel dürtülerinin genç oğlanlara yönelimi zayıf, çelimsiz, olgunlaşmamış türlerin meydana gelmesini önler. Yani doğa kendince böyle bir çözüm yolu bulur. Doğa iki kötüden daha az kötü olanı tercih eder ve yine türe hizmet etmiş olur.
‘’ Doğa sadece fiziksel olanı bilir ve tanır ahlaki olanı değil ‘’ … (syf 86)


Etkinlik kapsamında bu kitabı okuyarak Arthur amcayla tanışmamı sağlayan Quidam ‘a çok teşekkür ediyorum. Schopenhauer ‘in aşka dair felsefesini ince bir kitabı dört günde okuyarak, yürek çatlatan uzunluktaki incelememi de iki günde yazarak özümsediğimi düşünüyorum :)) Kitapta yer alan fikirlerin bir çoğuna katılmasam da Arthur amcanın akıl yürütmelerine hayran kalmamak elde değil.
Felsefe severlere keyifli okumalar...

" Herkes beni yarı yolda bırakıyor yâ Ali,
Herkes beni yarı yolda bırakıyor bu çok zor !"

Ecem Öztürk, bir alıntı ekledi.
27 dk. · Kitabı okuyor

İnsanda kendisine kötülük yapanları sevmek gibi bir yan vardır ya...

Sis ve Gece, Ahmet ÜmitSis ve Gece, Ahmet Ümit
Esma, bir alıntı ekledi.
31 dk. · Kitabı okuyor

...insan çoğu zaman, bir daha hiç bulamayacağını sandığı kimselerle karşılaşıveriyor...

Candide Ya Da İyimserlik, Voltaire (Sayfa 145)Candide Ya Da İyimserlik, Voltaire (Sayfa 145)

Unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün istasyonda Milena: "Bulutlardan değil, kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki.

Ne söyleyeyim daha?

-Milena'ya Mektuplar

GamzeKöse, bir alıntı ekledi.
33 dk. · Kitabı okuyor

İyi şeyler birdenbire olur;bu kadar bekletmez insanı.Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar.Ya da hiçbir şey çıkmaz.

Korkuyu Beklerken, Oğuz AtayKorkuyu Beklerken, Oğuz Atay
Dorian Gray, bir alıntı ekledi.
33 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsanların utanıp sıkılmadan, hatta çevredeki seyircilerden gelen teşvik seslerine gülerek her tarafta, caddelerde, dükkânlarda, süpermarketlerde, merdivenlerde seviştikleri ve sevişmenin, yumruklaşmak ya da oynayan çocukların üzerine napalm bombası atmak kadar doğal sayıldığı bir dünya...

Beyaz Zenciler, Ingvar Ambjörnsen (Sayfa 320)Beyaz Zenciler, Ingvar Ambjörnsen (Sayfa 320)
Saydam adam, bir alıntı ekledi.
34 dk. · Kitabı okuyor

Tolstoy'un delirip herşeyi tanrı'ya ve köylülere bağışladığını düşünüyorum.
Ve köylüler aldı hepsini:
Evini, rublelerini, her şeyi.

Hemingway daktilonun başında ayakta yazarmış.
Sabahın altısında başlarmış genellikle,
Onun alkolik tanımlarından biri 
öğleden evvel içen kişi biçimindeymiş.
Öğleden sonra hiç yazmamış Ernest neredeyse.

Kaybedenin Önde Gideni, Charles Bukowski (Sayfa 185 - Parantez)Kaybedenin Önde Gideni, Charles Bukowski (Sayfa 185 - Parantez)