• Dünya yeni bir yıla daha girdi. Biliyorum ki, buradaki cehennemden uzakta olan insanlar sabahlara kadar eğlendiler, yeni dileklerde bulundular. Hiç olmazsa birkaç tanesinin aklına, bizler için dua etmek ya da dilekte bulunmak gelmiş midir acaba? Bu bir yargılama değil, her ülkenin kendisine özgü yaşam biçimi var. Onları yaşadığımız bu felaketten dolayı sorumlu tutmuyorum. Peki, bu karmaşadan, bu cehennemden kim sorumlu? Bana göre yanıtı çok açık: Yaşadığımız coğrafyayı harita üzerinde paylaşıma hazır bir pasta gibi gören, insanlarımıza bir hamam böceği kadar değer vermeyen Amerika ve batılı yöneticiler... Bunların arasına Beşşar'ı da katıyorum... Şimdi bir yerlerde masalarında oturmuş, önlerine açtıkları Ortadoğu haritasında kazanılan veya kaybedilen her bölgeye renkli toplu iğneler koyan yöneticiler var. Bizler o insanlar için sadece bir toplu iğne başıyız, o kadar...
  • 214 syf.
    ·Puan vermedi
    Anadolu savaşı, bagımsızlık mücadelesi denilen büyük facianın, büyük destanın tarihe intikal etmiyecek olan tarafları yalnız bu defterde yazılıdır. Eğer bir hıyanet eli, bir silgi lastiği alıp kurşun kalemiyle çizilmiş bu eğri büğrü satırlar üstünden geçecek olursa gelecek kuşaklar kendi memleketletine ait bir çok acı gerçeklere ermek vasıtasından mahrum kalacaktır.-

    Kitabı değerlendirmek için kullandıgım bu alıntı cümlesi, inceleme yazımın ana hatlarını oluşturduğu için en başa taşıdım. Gerçeklerden payını alamayarak sadece İnandıklarına göre haraket eden bir kafa yapısı zamanla tabulaşan düşünceler üretmeye başlar. Bir önceki cümlede ''gerçeklerden payını almayarak'' kısmıyla bahsini vurgulamak istediğim, insanın okumak ve araştırmak eyleminden alıkoyulmasıdır. Bunlardan menedilen bir insan cehalet denizinin enginliğinde gömülür kalır.
    Yazar, bu cehaletin örneklerini köylü ahalisinin kâh kurtuluş savaşına karşı göstermiş olduğu tavır ve davranışlarında kâh etten kemikten yaratılmış bir insanın ilahi özelliklere sahip olduğunu düşünmelerinde işlemiştir. Bunun hatasını ise kitap içerisinde tartışarak kendisinde ve diğer düşünürlerde bulur . Zira içi cahillikle kararmış zihinlerin aydınlatılması ancak memleketin münevver kişileriyle kâbildir. Bir Aydın bunu yapmaz ise o ülke ve ülkenin vatandaşları felaketin eşiğine sürüklenmeye mahkum olur.

    Kitap, kendi inandıklarına göre şekil vererek bireysel doğrularını oluşturan Anadolu köylüsünün ilkeleri doğrultusunda örtüşmeyen bir Aydın'la olan ilişkilerini anlatıyor. Celal adındaki bu Aydın bir savaş gazisidir ve Anadoluya bir erinin aracılıgıyla gelmiştir. Onun nazarında Anadolu temiz yürekli, duygulu ve candan insanlarla doludur ve toprakları muhtelif acıların mayasıyla yoğurularak kutsallaşmıştır. Fakat çok geçmeden hayalini kurduğu Anadoluyla gerçeği arasında aşılması güç bir uçurum olduğunu anlar. Gerçek Anadolu düşmana akıl ögreten müftülerin ve yine düşmana yol gösteren köy ağalarının, vatan işgal altındayken asker kaçaklarını koynunda saklayan kadınların yahut komşusunun malını talan eden kasaba eşrafının yuvası haline gelmiş bir yerdir. Ve bir gün bu cahilliklerinin bedelini köylerinin Yunanlar tarafından yakılıp yıkılmasıyla, mallarına ve kadınlarına tecavüz edilmesiyle öderler. Peki ama bunun cürmü kimdedir?

    Yazar burada keskin bir özeleştiri yaparak hatayı kendisinde ya da kendi gibi olan Türk Aydınlarında şu sözlerle bulur: - Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı aydınlatamadın. Bir vücudu vardı besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprağı vardı ! İşletemedin. Onu hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak buraya hasata gelmişsin. Ne ektin ki ne biçeceksin? Bu ısırganları bu kuru dikenleri mi? Tabi ayaklarına batacak. İşte her yanın sarılmış bir halde kanıyor ve sen acından yüzünü buruşturuyorsun. Öfkenden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey senin kendi eserindir.-

    Tetkiki mezalim heyetinde de yer almış olan Yakup Kadri, kitabın en başında bir açıklama yapar. Bu kitap benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp gelmiştir der. Anadolu köylerinde malları yağmalanıp diri diri yakılan insanlardan tutunda tecavüz edilen kadınlara kadar kendini sorumlu tutar. O heyetin olay mahaline ilk gittiği zaman utanır, utancından halkın yüzüne bakamaz ve o anda onlar gibi yarı çıplak bir şekilde perişan olmayı şeref sayar.
    Düşmanın hıncı, vahşeti köylü üzerinden çok sert bir dogal afet gibi geçmiştir. Bunun sebebinin kendisinde olduğunu düsünen yazar o vahşeti daima içinde taşır ve biriken acıları kendiliğinden kalemine akıvermiştir. Dolayısıyla bu kitap onun hissettiği acısının bir ölçüsüdür.
  • Arap olanlar Arapça isim koyar. Türk olan Türkçe isim koyar. Asmile olanlar bir Arapçadır gidiyor.... torunum olursa; Metehan, Asena, Bilge, Kağan, Timuçin, Atakan, DoğuKan, o günler gelsin bakalım..🥰🙏
    YENİ DOĞACAK OLAN TÜRK ÇOCUKLARINA TÜRK ADI VERMELİSİNİZ..
    " Arap adı vermek çocuklarınıza kutsallık vermez sadece onu özünden koparır.!"
    KIZ ÇOCUKLARIMIZ İÇİN TÜRKÇE ADLAR :
    - A -
    AÇILAY: Ay gibi doğ, ay gibi açıl anlamında kullanılan bir ad
    ADA: Dört yanı su ile çevrili toprak parçası
    AKINAY: Ortaasyada Hanım Ozanlara verilen addır..
    ALANGOYA: Altın geyik. Ünlü Moğol destanının kutsal sayılan kadın kahramanı
    ALKIM: Gökkuşağı
    ALMİLA: Kızıl elma
    ASENA: Güzel, alımlı kadın. Ergenekon Destanının ünlü dişi kurdu
    AYBEN: Ay gibi, ay yüzlü, ayın kendisi
    AYBİKE: Ay gibi güzel, el değmemiş kız
    AYBÜKE: Ay gibi parlak aynı zamanda zeki ve akıllı
    AYÇA: Ayın ilk hali, hilal
    AYÇIL: Sürekli aydınlık veren
    AYDAN: Güzelliğini aydan almış, ay gibi parlak ve güzel
    AYDİLGE: Güzel konuşan kişi
    AYHATUN: Ayyüzlü güzel kadın
    AYKIZ: Ay gibi güzel ve parlak kız
    AYLA: Ayın çevresindeki ışık dairesi, hale
    AYLİN: Ayın çevresindeki ışık dairesi, hale
    AYSEL: Ay gibi parlak
    AYSEN: Sen aysın, ay gibi güzelsin anlamında kullanılan bir ad
    AYSU: Ay gibi parlak temiz su
    AYSUN: Uysal
    AYŞEN: Ay gibi güzel ve şen
    AYŞIL: Ay gibi ışıklı
    AYŞİN: Ay gibi güzel
    AYTÜL: Ayışığı, mehtap
    AYYILDIZ: Bayrağımızın simgesi. Hilal ve yıldızın birlikte görülme hali
    AYZIT: Türk söylencelerinde çocukların ve kadınların koruyucu ruhu
    - B -
    BALAHATUN: Üstün, soylu kadın. Şeyh Edebali'nin kızı, Osman Gazi'nin karısı
    BARÇIN: Bir tür ipekli kumaş
    BAŞAK: Ekinlerin kılçıklı başı
    BAŞAY: İlk ay
    BELGİN: Açık, anlaşılır, belirgin
    BELİN: Korku, ürkü. Şaşkınlık, hayret
    BELİNAY: Ayın göle yansıması. Peygamber çiçeği
    BELİZ: Belirli iz, işaret
    BENGÜ: Sonsuz, ebedi
    BERAY: Ayın en ışıltılı hali
    BEREN: Güçlü, akıllı
    BİKE: Evlenmemiş, çocuğu olmayan kadın
    BİRBEN: Yalnızca ben
    BİRCE: Eşsiz, biricik
    BİRİCİK: Bİ tane, tek
    BİRSEN: Sen teksin, birsin
    BİRSU: Özel su
    BORTE: Cengiz Han'ın karısı
    BURCU: Güzel koku, ıtır. Sakız ağacının tomurcuğu
    BURÇAK: Baklagillerden bir bitki
    BURÇE: Küçük takım yıldızı
    BURLA: Dede Korkut öykülerinde adı geçen Bayındır Han'ın kızı
    - C -
    CEREN: Ceylan
    - Ç -
    ÇAĞLA: Badem, kayısı, erik gibi çekirdekli yemişlerin ham durumu
    ÇİÇEK: Güzel kokulu renkli bitki
    ÇİĞDEM: Bir tür çiçek
    ÇİSEM: Çiseleyen yağmur
    ÇİSİL: İnce yağmur
    ÇOLPAN: Çoban yıldızı. Venüs gezegeni
    - D -
    DAMLA: Küçük su tanesi
    DEREN: Derleyen, toplayan
    DERİN: Yüzeyi tabandan uzak olan
    DİLEK: İstek, istenen şey
    DOĞA: Tabiat
    DOLUNAY: Ayın bütün olarak ve parlak göründüğü dönemi
    DÖNDÜ: Evlenmemiş kız. Erkekten sonra doğan ilk kız çocuğu
    DÖNE: Karşı ziyarette bulunma
    DÖNÜŞ: Dönme işi
    DURU: Temiz, berrak
    DUYGU: His
    - E -
    ECE: Kraliçe. Güzel kadın
    ECEM: Benim kraliçem
    ELÇİM: Deste, demet, tutam
    ELÇİN: Deste, demet
    ERİNÇ: Dirlik, rahat, huzur
    ESİN: Esinti, sabah yeli
    EVİN: Birşeyin özü
    EVRİM: Belirli aşamalarla değişme
    EYLEM: Fiil, yapma
    EZGİ: Belli bir kurala göre düzenlenmiş ses bütünü, melodi
    - G -
    GERÇEK: Yalan olmayan, hakiki, öz
    GİZEM: Aklın erişemediği sır
    GÖKÇE: Gök rengi
    GÖKÇEN: Güzel kişi
    GÖNÜL: Yürekte varsayılan sevgi, istek gibi duyguların kaynağı
    GÖZDE: Çok sevilen, beğenilen
    GÜLER: Gülen, gülümseyen kişi
    GÜLSE: Gülümsemeye yatkın. Gülmesi istenen çocuk
    GÜLÜMSER: Gülümseyen kişi
    GÜNEL: Güneş gibi aydınlık ve ışık saçan
    GÜNEŞ: Gezegenlere ısı ve ışık veren büyük gök nesnesi
    GÜZEL: Hoşa giden, beğenilen, çekici
    - H -
    HANIM: Kağan karısı. Kadın kişi
    HATUN: Kağan karısı. Kadın kişi
    HAZAL: Kuruyup dökülen ağaç yaprakları
    HUMAY: Uğur getiren devlet kuşu. Hun Kağanı Attila'nın annesi
    - I -
    ILGIN: Bir ağaççık. Hafif esen rüzgâr. Kavurucu sıcak. Serap, hayal
    IRMAK: Akarsu
    IŞIK: Parlayan
    IŞIL: Işıklı, ışıldayan, parlayan
    IŞILAY: Ay gibi parlak
    - İ -
    İLBİLGE: Ülkenin en bilgili kişisi
    İLKE: Temel düşünce, prensip
    İMREN: Bir şeyi elde etme isteği
    İNCİ: Küçük bir süs taşı
    İNCİLAY: Ayın en ince hali
    İPEK: Parlak kumaş
    - K -
    KARDELEN: Kışın açacak bir çiçek
    - M -
    MELTEM: Hafif esinti
    MERAL: Ceylan
    - O -
    OKŞAN: Övülen beğenilen kişi ol dileği
    OYA: İnce örgü işi
    OYLUM: Hacim
    - Ö -
    ÖVGÜ: Takdir, beğeni
    ÖYKÜ: Ayrıntılarıyla anlatılan olay, hikaye
    ÖZDEN: Özle ilgili
    ÖZGE: Başka, öteki. İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı
    ÖZGÜ: Kutsal. Özellikle birine veya bir şeye ait olan
    ÖZGÜL: Bir türe ilişkin
    ÖZLEM: Bir yeri, kişiyi, nesneyi görme ona kavuşma isteği, hasret
    ÖZLEN: Su kaynağı. Küçük dere. Ağaç kökü. Özlenecek kadar sevilen bir kişi ol
    - P -
    PETEK: Arı kovanı
    PINAR: Yerden kaynayarak çıkan su
    PIRIL: Çok parlak, çok ışıklı
    - S -
    SALKIM: Üzüm çöpü. Akasya dalı
    SEÇİL: Benzerleri arasından beğenilmesi, alınması istenen
    SEDEN: Uyanık, gözüaçık olan
    SELDA: Bir ağaç türü
    SELEN: Müjde, Varlık, bolluk
    SELİN: Gür akan su. Orta Asya'da yetişen sürekli yeşil kalan küçük bi ağaççık
    SELİNAY: Ay gibi parlak su
    SENAY: Sen aysın, sen parlaksın
    SEREN: Makam. Çam ağacından düzgün kesilmiş odun
    SERMİN: Güzel, kibar
    SERPİL: İyi büyü, geliş dileği
    SEVAL: Severel al dileği
    SEVGİ: Sevme duygusu
    SEVİL: Her zaman sevilen, beğenilen biri ol dileği
    SEVİLAY: Ay gibi sevil, beğenil
    SEVİM: Sevme
    SEVİNÇ: Sevinme, mutlu olma
    SEVTAP: Tapılacak kadar sevilen
    SEZEN: Hisseden, sezgili
    SEZİN: Sezme, anlama
    SIRMA: Altın yaldızlı veya yaldızsız ince gümüş tel. Rütbe gösteren sarı şerit
    SİBEL: Buğday başağı
    SİMGE: İşaret, sembol
    SONAY: Ayın son günleri
    SUNA: Erkek ördek. Uzun boylu güzel
    SUNAY: Ayı sun, ayı getir dileği
    - Ş -
    ŞENAY: Canlı, neşeli kişi
    - T -
    TEKİNE HATUN: Timur'un annesi
    TERKEN: Kraliçe. Güzel kız. Bir tür ok
    TİLBE: Gezgin ozan
    TOMRİS: Peçenek Türklerinin kadın kağanı
    TOMURCUK: Bitkinin üzerinde bulunan, çiçek ya da yaprak verecek olan filiz, gonca
    TUĞÇE: Küçük tuğ
    TUĞÇEN: Tuğ ile süslenmiş kraliçe
    TUTKU: Aşırı istek
    TÜLİN: Ayın çevresindeki ışık dairesi, ayla, hale
    - U -
    UMAY: Eskiden çocukları koruduğuna inanılan varlık
    - Ü -
    ÜLKER: Boğa burcunda yedi yıldızdan oluşan takım
    ÜLKÜ: Amaç edinilen, ulaşılmak istenen şey
    - Y -
    YAĞMUR: Havadaki su buğusu-nun yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağış
    YAPRAK: Bitkilerin solunumunu sağlayan, çoğunlukla yeşil ve türlü biçimlerdeki bölümü
    YELİZ: Yel esen yer
    YETER: Sonuncu olması istenen çocuk
    YONCA: Kırmızı ve mor renkli bir çiçek
    YOSUN: Suda yaşayan ilkel bir bitki
    YUDUM: Bir kerede içilen su
    - Z -
    ZEREN: Anlayışlı, sezgili kiş..
  • Korku kadar büyük bir haz yoktur. Bir trende, bekleme salonunda ya da ofiste iki kişinin arasında görünmez bir halde oturabilmemiz mümkün olsaydı, sohbetlerinin dönüp dolaşıp bu konuya geldiğini duyardık. Bambaşka bir şeyden bahseder gibi görünebilirlerdi. Diyelim, ülkenin durumundan, yol kazalarından, dişçi fiyatlarındaki artıştan... Ama konuşmalarını metaforlardan, imalardan soyutlayınca, sohbetlerinin özündeki korku açığa çıkardı.
  • Ve insanların tüm yaşamları boyunca yapmayı sürdürüp
    durdukları şey budur: Kurmaca olanı hakikatmiş gibi
    göstermeye çalışmak. Çok paraya sahip ol, o zaman
    daha büyük bir egon olabilir, yoksul adamdan biraz
    daha katı bir ego. Fakir adamın egosu incedir; o kalın
    bir egonun bedelini ödeyemez. Bir ülkenin başbakanı ya
    da başkanı ol ve senin egon en uç noktaya kadar şişer.
    O zaman ayakların yere basmaz.
    Osho
    Sayfa 19
  • 471 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Doğu Asya'nın mucizesinin çok çalışmanın karşılığı olduğunu kanıtlayan kitap. Güney Kore, Singapur, Tayvan, Malezya ve dahasının ekomonik kalkınmalarını anlatan Cem Kozlu Türkiye'nin gelişmiş ülke statüsüne geçmesine kapı aralayacak yöntemler hakkında ülke yöneticilerine tavsiyelerde bulunuyor. Birçok makale ve kitaptan alıntılarla bezenmiş bu kitabı üç bölümde incelemek mümkün.
    Birinci bölüm gelecek yüzyılın dünyası hakkında tahminlerde bulunan bilgin insanların görüşlerine ayrılmış. Birbiriyle çatışan görüşleri de eklemekten geri durmayan yazar okuyucunun geniş bir perspektiften bakmasını sağlıyor. Kitap yaklaşık 20 yıl önce yazıldığdan yazarın yer verdiği bazı tahminlerin çoktan gerçekleştiğini söylemek dahi mümkün. Bu bölümde Harvard Üniversitesi sosyoloji profesörü Daniel Bell'in sanayi-sonrası topluma dair yazısını açıkladığı kısım önemlidir.
    "Kapitalist toplumun belkemiği özel mülkiyet, sanayi-sonrası toplumun merkez ekseni ise teorik bilgi oluşturur. Toplumsal sınıfları da artık mülkiyet değil, eğitim farkları belirleyecektir"
    Bu hususta özel sektörlerin önemine dem vurarak bir ülkenin uzun vadedeki ekonomik başarısının verimliliğe bağlı olduğunu, bunun artış hızından ise özel sektörlerin sorumlu olduğunu belirtir. Kaldı ki verimliliği yaratmada hükümet firma ve bireylerin eğitime yatırım yapmalarının gerekliliğini vurgular. Verimlilik kavramıyla beceri ve yaratıcılığın sağladığı katma değeri kasteden Kozlu verdiği örnekte Amerikanın refahını şirketlerinden çok bu katma değere borçlu olduğunu açıklar. Sonuçta da eğitime daha çok yatırım yapan ülkelerin diğerlerine kıyasla ekonomi yarışında avantaj sağladıklarını belirtir.
    İkinci bölümde başta söz ettiğimiz Asya ülkeleri'nin (1950-1990) 40 yıllık bir sürede sağladıkları ekonomik başarının çeşitli alanlara uzanan bir analizi yapılıyor. Bu ülkelerin ekonomik kalkınmalarından önce (1968) Myrdal'ın yazdığı 1974 Nobel ödüllü "Asya'nın Dramı" adlı çalışmasına birçok kez yer veren Kozlu Myrdal'ın Asya toplumlarına egemen baskıcı rejimleri ve dinleri ekonomik kalkınmada engel gören savlarını bu ülkelerin nasıl çürüttüğünü bir bir açıklıyor. Baskıcı rejimi ekonomik kalkınmada gerekli "acı reçetenin" uygulanması için kullanan Japonya öncülüğündeki bu ülkeler dinlerinin temel öğretisi olan tasarruf bilincini etkin şekilde kullanarak kısa sürede büyük değişimler yaratıyorlar. İkinci bölümde işte bu değişimleri rakamlarla detaylı şekilde anlatan Kozlu değişme ihtiyacını iliklerine kadar hissetmiş bu ülkelerin gurur verici tablolarını gözler önüne seriyor.
    İncelemeyi gören ve kitabı okumak isteyen okurların canını sıkmak pahasına ekonomik kalkınmada Doğu Asya'nın izlediği ortak ve farklı yollara burada değinmenin gerekli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü sanıyoruz ki burada ne kadar ayrıntıya girersek girelim bu incelemeyi okuyacak okuyucunun okuma istediğinde bir azalma olmayacaktır, doğaldır ki kitap burada söyleyebileceğimizden daha çok ayrıntı barındırmaktadır.
    Herşey II. Dünya savaşı sonrasıda kazanan devletlerin Japonya'nın askeri harcamalara fon ayırmasını önlemesiyle başladı. Japonya güçlenmenin yolunu böylece ekonomik şartlarını iyileştirmede aradı. Japonya'nın ekonomik kalkınmasının arkasında uzun yıllar tek parti yönetimi altında yönetilmesinin ama daha da önemlisi politikayla bürokrasiyi ayrı tutmayı başarması yatar. Japonya'nın iki temel birimi (MITI) Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı ve (MOF) Maliye Bakanlığı'nın beraber oluşturdukları vizyonlar da ülkenin günümüzdeki refahına erişmesini sağlamıştır. Özellikle MITI'nin en önemli aracı yönetimde kılavuzluk görevini yürütmesidir ki bu diğer Asya ülkelerine de örnek olmuş herbiri ekonomilerine kılavuzluk etmeyi presnip edinmişlerdir. Dünyadaki ekonomideki gelişmeleri yakından takip eden MITI "yönetimde kılavuzluk" yetkisini faal şekilde kullanarak Japon ekonomsinin olaylara hızla tepki vermesini ve esnek davranmasını sağlamıştır. Ek olarak, özel sektörden devletin para kazanmasını sağlayan yasal aracılığın kaldırılması ve kamu-özel sektör arasındaki iş ilişkilerinde yapıcı olmayacak bir üsluptan kaçınılması, devlet ve özel sektörün iş birliğine olumlu etkisi olmuştur. "Kamu-özel" arası işbirliğine ekonomisini kısa zamanda kalkındıran birçok Asya ülkesinde de rastlanmaktadır.
    Japonya ve onu takip eden Asya Kaplanları(G.Kore, Tayvan, Singaur, Malezya ve dahası) önce yaptıkları bir toprak reformuyla kırsal kesimde servet artışı sağladı, vatandaşın taşınmazlara paralarına yatırmamaları için de mülkiyete yapılacak yatırıma kısıtlamalar getirildi. Ardından paranın sanayi sektörüne yatırılmasını sağlamak için vatandaşı çeşitli yollarla (vergi muafiyeti gibi) teşvik etti. Bir yerden başka yere giden bu "ekonomi ateşleyici paranın" iyi yönetilmesi, sanayi sektörüne yatırımlarına yeterli teşviği sağlamak için bankacılık sistemi geliştirildi. Bu sırada var olan ve yeterli gelişmeye ulaşmış sanayi sektörleri derhal ihracata yönlendirildi. "Korumacı Dönem" diyebileceğimiz bu kısa sürede devlet içine kapanık politikalar izledi. Örneğin döviz alışverişini devlet eliyle yapılması temeline dayanan "Kambiyo Kontrolleri" yapılmaya başlandı. İthal ikamesi uygulanarak ithalatın giderleri düşürüldü. MITI'nin öncülüğünde sanayi sektörünün vizyonu ileri teknoloji ihraç edebilmek olarak belirlendi. Bu politika yerli sanayinin filizlenmeye başladığı zamanlarda devlet tarafından korunmasını, dünya standartlara eriştiğinde de dünyaya açılmasını destekliyecek özellikteydi. Bunun yanında Maliye Bakanlığı'nın görevi kamu harcamalarını en azami düzeyde tutarak tasarrufların çoğalmasını sağlamaktı.
    Diğer ülkelerin de hemen hemen bu doğrultuda yerli sanaylerini oluşturduklarını söylemiştik. Şimdi de ülke bazındaki farklara göz atalım.
    Güney Kore: Yakın zamanda yaşadığı iç çatışmalardan ülkenin dibi görmesi ve bundan sonra Kuzey Kore'deki gerginliğin sürekli bir hal alması Kore'yi ekonomik ve askeri anlamda güçlü olmaya iten en önemli etkenlerdi. Müttefiki Amerika'nın mali ve askeri yardımıyla ayakta kalan Kore'nin diğer ülkelerden bu yönde farkı olduğu söylenebilir. Ancak Amerkan yardımını G.Kore'nin şuanki refahına başlıca etken saymak hatalı olur, keza Amerika bu dönemde (1950 ve sonrası) Marshal yardımları gibi parasal desteklerle Avrupadaki ülkeler ve Türkiye'den Latin Amerika ülkelerine dek pek çok ülkeye yardım etmesine rağmen hiçbiri G.Kore gibi ekonomisini geliştirememiştir. Bu başarıyı G.Kore'nin içinde aramak daha doğrudur. Ekonomik alanda G.Kore'nin bir özelliği bünyesinde bulunan "chaebol"lerdir. Bu büyük ölçekli işletmelerin sayısı 10-15 kadar olup ülkenin toplam ihracatının neredeyse tamamını oluşturur. Devlet bu büyük firmalara yatırım yaparken küçük ve orta ölçekli işletmeleri ihmal etmiştir bu da G.Kore'nin zayıf yanını oluşturur.
    Tayvan: 1949'da Kıta Çininden göç eden iki milyona yakın milliyetçi partili, yönetici ve asker ve buradaki yerel halk tarafından kurulmuş G.Kore gibi liberal ekonomi politikaları uygulayan bu devlet G.Kore'nin aksine KOBİ'leri ayırt etmeksizin destek vererek bünyesinde 1,2 milyon işletme barındırır. Tayvan'ı bir KOBİ mozaiği şeklinde tanımlayan Kozlu'ya katılıyoruz. KOBİ'ler genelde küçük aile şirketlerinden oluşan, büyük sanayi şirketlerine komponentler üreten bir yapıdalar. Avantajları, yaratıcı fikirler üretecek ortama sahip olmaları. Daha önce verimliliğin öneminden bahsetmiştik. Bu mozaik devletin krizlerden kolayca sıyrılmasında da oldukça etkili. Kullanabilecekleri krediler çok sınırlı olduğundan düşük borçlanma ve yüksek özvarlık oranlarına sahip. Bu da onlara istikrarlı bir ekonomik büyüme sağlıyor.
    Singapur: Yeraltı kaynakları bakımından oldukça şanssız bir ülke olan Singapur kalkınmasını hizmet ve ulaşımda sağladığı üstün yeteneğe borçlu. Dünya'nın en modern ve iyi işletilen havalimanlarından biri olan Changi kargo ve yolcu taşımacılığı için oldukça cezbedici imkanlara sahip. Ulaşımı bilgisayar sistemlerine entegre etmeyi 25-30 yıl önceden başarmış olan Singapur, hızlı ve kaliteli hizmetiyle uluslararası taşımacılık sektörlerini kendisine çekiyor. İlaveten, Malezya ve Endonezya'daki petrol rezervlerine yakınlığı sayesinde bölgenin petrol rafine ve ticaret merkezi haline gelmiş. Dış yatırımlar konusunda da çekimser davranıp tasarruflara önem vermeyi tercih ederek komşularından ayrılır.
    1997 Asya Krizi'nin nedenlerine de ayrıntılı şekilde yer veren Cem Kozlu krizin başladığı devlet olan Endonezya'nın en çok etkilenen devlet olduğunu kaydediyor. Bunun sebebini
    *Ekomoik alandaki kurumsallaşma eksikliği
    *Birbirine akraba bağlarıyla bağlı devlet ve şirket yöneticilerinin kayırılması
    *Finans sektörünün şeffaf olmayışına bağlıyor.
    Krizin temelindeki sorunun 40 yılda bu ülkelerin muazzam şekilde büyümelerini sağlayan temel ilkelerinden (makroekonomik istikrar, teknolojiye odaklaşma ve küresel sisteme entegrasyon ) olmayıp finans sektöründeki denetim ve şeffaflaşma eksikliğinden kaynaklandığını savunuyor. Krizi kısa dönemde atlatan G.Kore, Tayvan, Singapur'u bu hususta örnek gösteriyor.
    Bundan sonra büyük kentlerin ekonomik kalkınmadaki önemli rol oyanayacağı anlatılıyor. Kent düzenlemelerinin öneminden ekonomik açıdan izlemeleri gereken politikalara kadar detaylı bir tavsiye bölümü var. Bu hususta Kozlu, Asya ülkelerinin zayıf noktasını da düzenli kentleşmenin yoksunluğu olarak tespit ediyor. Nüfus artış hızının düşmesinin ülkenin refahının daha hızlı artması için önem arz ettğini, bunu gerçekleştirmek için de adil gelir dağılımı, düzenli kentleşme ve etkili sosyal güvenlik tedbirleriyle kişilerin kendilerini "daha çok çocuk" yaparak sağlama almaktansa devletin sosyal hizmetleri kullanmalarının önemini belirtiyor.
    Üçüncü bölümde yani "Sonuçlar" bölümünde yazar bu ülkelerin kalkınma hikayelerinden ve kriz yönetimlerinden Türkiye'nin refaha erebilmesi için neler yapması gerektiğinden bahsederek bitiriyor. Bu hususta önemli olanlar sırasıyla
    *Eğitime ilkokuldan başlayarak kademe kademe azalacak şekilde fon ayırmak.
    *Bürokrasi kadrosunun sadeleştirlmesi ve dinazorlaşmış çoğunluğun yerine donanımlı beyinlerin getirilmesi.
    * Kamu harcamalarının etkili şekilde azaltılması için yasal düzenlemelerle sistemin açığının giderilmesi. Devletin parasının üçkağıtla çarçur edilmesinin böylece önüne geçilmesi.
    *Yapılan özel sektör teşvik ve yardımlarının kısa vadeli tutulması, bu alanda sektör kayırmaya son verilmesi ve teşviğin ne için kullanıldığının ve şirketlerin kaydettiği büyümenin hedeflenen alanda ve yeterli olup olmadığının sorgulanması.
    *Finans sektörünü şeffaflaştırarak yabancı yatırmcının güveninin sağlanması.
    *Kent ekonomilerinin desteklenmesi, belirli kent ve bölgelerin dış piyasaya açılması sağlanması.
    *Kamuya düşen görev özel sektör girşimciliğini ön planda tutup, bu husuta yukarıda belirtilen genel tutarlı ve açığı olmayan kurallar belirleyip haksız rekabet ve rantların önlenmesini sağlaması. Bunun yanısıra özel sektöre kılavuzluk ederek onun karşısında değil arkasında olması. Yani kısacası Özel-Kamu çatışmasına eğitimden sanayiye bütün sektörlerde bir son vermek.
    Tabii ki değinmediğimiz daha bir çok husus olsa da genel hatlarıyla kitaptan çıkarımlarımızı özetlemeye çalıştık. Bu ülkelerin başarılarına ilişkin kişisel gelişime uyarlanabilecek noktalarının varlığını yadsımıyor, bireylerin de ülkeler gibi vizyon arayışı içinde olması ve planlı şekilde yaşayıp, eğitimine önem vererek,sektöre yeni fikirler sunarak, geliştirdikleri organizasyon becerileri sayesinde ülkeye katma değer sağlayan pozisyonlara erişmelerinin gerekliliğine canı gönülden inanıyoruz.
  • 707 syf.
    ·7/10
    Köylüler hiçbir zaman bir devrim gerçekleştirememişler gibi görûnselerde çoğunluğun olduğu grup olması dolayısıyla motor gücü olarak ( bunların arasına baldırıçıplaklar dediğimiz işsiz, aşsız, avare güruhunu dahil edebiliriz bunun içine) başkaldırıda bulunup kısmen başarılı, kısmende başarısız olmuşlardır. Köylülerin başarıyı ulaşamama sebepleri nelerdir, neden başarıya ulaşamadıkları konusu burjuvaziden yeteri kadar desteği alamadıkları için yani en önemli görünen iş akıllı kişilerin bu büyük çoğunluğu yönetmesine yatar başarı veya başarısızlığın. Bastırılan köylü ayaklanmaları başarıya ulaşanlardan kat be kat fazladır. Köylü ayaklanmalarının başarıya ulaşmasının pek çok koşulun en çok çağdaş dönem diyebileceğimiz alışılmadık biçimde bir araya gelebilirse başarıya ulaşabilir. Köylüler eski yapıyı yerle bir edecek güce de bu çağdaş dönemde ulaşmıştır. Köylü memnuniyetsizliği kendine dayanak bulabileceği müttefikler, bir ülkenin ulaşmış olduğu ekonomik gelişmeye ve daha özgül tarihsel koşullara bağlıdır, bu etmenler aynı zamanda müttefiklerinin ne zaman silahlarını köylü hareketine çevirip onun kanatlarını yolacağını ya da onu düpedüz yok edeceğini belirler. Örnek vermek gerekirse, Rus köylüsünün kayda değer hiçbir kesiminin Fransız köylülerinin yaptığı gibi feodalizmin kalıntılarına karşı çıkarak mülkiyet haklarını güvence altına almaya ilgi göstermemiş olmasıydı. Çağdaş Dünya dediğimiz kavram çok çileli zaman evrelerinde geçerek kan, gözyaşı, yokluk, savaşlar, devrimler ve başkaldıran gibi çeşitli olaylardan geçerek en çokta halkların ezildiği ve kullanıldığı dönemleri toplumsal bakış açıları ile bugünlere gelinmiştir. Yazarın ele aldığı dönemler ve ülkelerin dünyanın sadece o bölgelerden ibaret olmadığını da görmek lazım..Doğuda Japonya, Çin ve Hindistan, Batı'da ise Fransa, Almanya ve İngiltere özelinde buraya tarihe 18 yüzyılda giriş yapan Amerikayı ele alıp Müslüman dünyasından tütün Afrika, Orta ve Güney ülkelerinden bahsedilmemesi ilginç. Son olarak Doğu dünyasından bahsedilirken despot, aciz, kalabalık ve düşük sistemlere sahip, Batı dünyasıda gelişmelerin, devrimlerin, çağdaşlaşmanın gelişip olgunlaştığı bir zihin altyapısı ile betimlemelerini beğenmedim. Kitabın genelini beğendim hacimli bir eser, ilgililerine duyurulur..