• Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

    Mevlana Celaleddin-i Rumi
  • - … Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucuları, dini, üstünde değerlerin, ideolojilerin ve gücün aşılabileceği çok işlevli bir halka olduğunu öğrenene kadar , önlerinde gerçek bir engel olarak gördüler. Kurumsal İslâm'a karşı tavırları nefret dolu bir güvensizlikti. Burada onlar için, Voltaire'nin kiliseye duyduğu nefrete yakın bir vaziyet alış var. Yine de Voltaire Türk liderlerden daha özgürdü. Dini kurumun baskılarına maruz kalmasına karşın, dinin böylesi birincil işlevi olduğu bir halkı hesaba katmak zorunda değildi. Amacına ulaşmak için, M.Kemal, köylü kitlelerinin ya da taşralıların günlük yaşamlarında yeni biçimler benimsetmek için çok az çaba harcadı ve bunun yerine resmî din kuruluşlarına darbe indirmeyi yeğledi. Cumhuriyetçi lâiklik bu nedenle Janus gibi bir olaydı. İlerici yüzde Hilafet 1924'de kaldırıldı, ama diğer yüzde, 1950'lerdeki askerî eğitimlerde tepelerin "Allah, Allah" nidalarıyla yankılanmasıyla sonuçlandı...
  • 223 syf.
    ·7 günde·3/10
    Ask Özgürlük Tekbasinalik adlı kitabını da okudum, onun incelemesinde de söylemiştim, terapistim okuttu ikisini de. Osho'nun kitapları çok yararlı ogretilerle dolu, bunu inkar etmiyorum. Yalnız tek sorun tüm bu öğretilerin her türlü kişisel gelişim kitabında 826379236 kez tekrarlanmış olması, çeşitli dinlerde yankısını bulmuş olması. Tabiiki kendini başkaları ile kiyaslamazsan mutlu olursun, bunu hepimiz biliyoruz. Ya da daha fazlasını istemezsen, ya da geçmişe takılıp kalmazsan, ya da, ya da, ya da... Liste uzayıp gidiyor. Osho'nun söyledikleri maalesef daha önce yüzlerce kez duyduğumuz şeylerin ötesine gecemiyor. Bir de bunları bir tek kendisi fark etmiş ve dile getirmiş gibi yazması insanın iyice asabini bozuyor. Kapitalizme ve tüm sistemlere karşı çıkıp kurduğu meditasyon beldesinin reklamını her kitabında yapması, bu beldede alış veriş merkezi ve cafeler, lüks spalar falan bulunması aklımın aldığı şeyler değil, insanın bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyesi geliyor. Yeryüzünde kendimiz dışında hiçbir budayi tanimamamiz gerektiğini söyleyen osho, öğretisini yaymak için bir meditasyon beldesi kuruyor . Yani size ne kadar inandırıcı geliyor bilemiyorum. Sinir harbi geçirmeden, doğru olanı çekip alınız kitabın içinden...
  • 256 syf.
    ·14 günde·5/10
    Uzun bir aradan sonra bitirdiğim ilk kitap oldu.
    Bir arkadaşımda ismini duyup sonradan da sevgili teyzemin benim için aldığı ve yazara imzalatarak bana hediye ettiği kitabı okumaya başlamadan önce demek ki bana katacak bir şeyleri var düşüncesiyle okumaya başladım.
    İlk sayfalarda ne yazık ki tüm olumlu düşüncelerim yerle bir oldu. Sebebi ise yazarın kadınlar hakkında kitaptaki ilk ve son alıntım olan kısmı yazması idi. Bkz. alıntım. (Link koyamadım.)
    Haydi madem kişisel gelişim okuyoruz önyargıyı bir kenara bırakmalı diyerek kitaba devam ettim.
    Okumam esnasında birçok yerin altını çizdim işime yarayacağını düşündüğüm çalışmalardan bahsetmişti yazarımız ki uygulandığında bu tür çalışmaların karmaşık zihni düzenleyebildiğini canlı örnekleriyle görmüş biriyim. Çalışmalar sistematik biçimde yazılmamıştı malesef. Buna rağmen okuyan kişiler not alarak ilerleyebilir.

    Malesef kitabın sonlarında geçen bazı paragrafları paylaşmadan edemeyeceğim. SPOİLER DEĞİLDİR.
    '' Kadın dünyaya analık duygusunu, sevmek ve sevilmek arzusunu taşıyarak gelir. Varlığını bütünlüğü ile verebilecek birini arar. Kendisini bütünlüğü ile isteyebilecek birini bulmak arzusu duyar. Bir kadın hiçbir zaman beğenmediği, saymadığı,ÜSTÜNLÜĞÜNE inanmadığı, HAYRANLIK duymadığı bir erkeği kelimenin tam anlamıyla sevemez.
    Kadın güzelliğin, üstünlüğün, kudretin hayranıdır.''
    .....
    ''Kadının duyduğu sevgide ZENGİNLİK ARZUSUnun da payı vardır. Kadın bu bakımdan eline birşey geçirmek, iyi bir şeye sahip olmak, varlığını tamamlamak için sever. kadının sevgilisi tarafından terk edilmekten korkmasının, terk edildiği zaman fazla ızdırap çekmesinin en önemli sebeplerinden biri budur.''
    ....
    'Kadın erkeğin elinden gücünü ve özgürlüğünü alırsa erkek o ilişkide kalmak istemez. ilişkide kadın sevgide erkekse GÜÇTE kalmalı. Çünkü bir kadını da asla güvenemeyeceği, ihtiyacı olduğunda koruyamayacağı bir erkek tatmin etmez.''

    Sevgili yazarımız bir kadın olarak keşke ilişkilerde olandan ancak olması gerekenden ve eşitlikten yana olsaydı diye düşünmeden edemedim.
    İlişkilerde böyle davranan kadınlar vardır, olmuştur ve olacaktır ya da erkekler. Ancak bir kadına bu kadar bariz bir toplumsal rol yüklemek üstelik de bir kişisel gelişim kitabında bunu yaparak kadınları eksik, tamamlanması gereken ve güce ihtiyaç duyan, zayıf canlılarmış gibi sunmak hiç olmamış.

    Bu, talihsiz olarak nitelendirdiğim kısımları geçersek kitabın aşırı basit diline rağmen yine de bana bir şeyler kattığını söylemekten de geri durmam haksızlık olacaktır.
    İyi okumalar.
  • 272 syf.
    Elim gitmiyor bir şey yazmaya aslında. Aylardır bekleyen, "işte halk dediğin" tarzı yazımı da yarım yamalak bıraktım. Arada Nesin'i okudukça aşka geliyor, kafamda türlü kurgularla yazıyı nihayete erdiriyor, sonrasında kitap bitince gazı kaçmış gazoz gibi öylece kalakalıp, "amaaan ne de olsa yazarız bir gün, önümüz seçim ne de olsa" diyerekten koyveriyorum. Gerçi sen yazsan ne olacak, Nesin yıllar evvel yazmış bu güzelim eseri. E peki ne değişmiş? Koca bir hiç...

    Anadolu'nun ücra bir köşesinde (kitabın sonunda belirtilir ki o köşe, Sivas-Suşehri), kaptıkaçtı, kasabaya yabancı birini getirir o gün. Küçük yer, yabancı direkt belli olur. Neyse işte bu bizim yabancı, kasabadaki iki otelden biri olan "Modern Palas Oteli"ne girer. Sonrası o yabancının, ahaliyle yaptığı sohbetlerden ibaret. Kitap bu düzlemde ilerliyor. Yabancıya bunca insan, bunca hikaye anlatıyor da bu hikayelerin konusu ne? Onca insan ve de onca hikaye var ama bu hikayelerin kahramanı tek: Zübükzade İbraam. Biraz daha zorlasan memleketin adı Zübükzade İbraam olarak anılacak, o derece. İnsanlar onunla yatıp onunla kalkıyorlar, kahvede, evde, meydanda, tarlada, hasılı iki kişinin bir araya gelebileceği her köşede onun lafı ediliyor. Edilmeden edilmiyor. Peki kim bu Zübükzade İbraam? O biiir! Halk kahramanı mı? Yöreye korku salan bir eşkıya mı? Popstar falan mı? Hiçbiri değil. O aslında hepinizsiniz, hepimiziz... BUNDAN SONRASI SPOILER. Gerçi bu kitaba spoiler ibaresi bile yersiz. Spoiler yemek istemeyen varsa bence hayattan da soyutlanmalı. Sebebini birazdan anlatacağız.

    Zübükzade İbraam bu hikayenin ana karakteri desek de hikayesi, babasının buraya göçmesi ile başlıyor. Adam bir çalımla, cakayla dalıyor ki piyasaya, yedi dağın efesi belle. Zaten namını da Zeybekzade Kara Yusuf Efe diye pazarlıyor. Yalnız bu efelerin efesinin hikayesi, kitapla birlikte başlamıyor ve ipliği pazara çıkarılınca da namı oğluna miras kalıyor. Hamamda kadınları dikizlemeye niyetlenen efe, enselenip de namına halel gelince, adı Zübük'e çıkıyor. Yalnız bizde hafıza kıttır, "babası nedir ki sıpası da ne ola" falan demiyor ahali, oğul Zübük'e kendini öptürdükçe öptürüyor. Zübük sağ yanaktan öptüyse, ahali solu da uzatıyor, "aman ağam burası darılmasın" diyerekten. Belki daha evvelki birçok incelemede Zübük yerilmiştir. Belki de bazı incelemeler, benim yapmak istediğim şeyi yapmıştır. Ben artık Zübük taşlamaktan yoruldum vesselam... Onun için Zübük'ü değil de, onu Zübük yapanları taşlamaya karar verdim.

    Yahu siz ahali, taa evvelinden bu adamın, kaymakamdan tut, başbakana kadar kendisine selam durduğuna güldünüz geçtiniz. Hatta evlatlarınız bizzat gözleriyle seyretti oyun çevirdiğini. Makaraya sardınız adamı. E peki nasıl bir tongaya düştünüz de bu adamın, sizin işlerinizi taa tepeden inme bir şekilde bağlayabileceğine inandınız? Çaresizdik deme. Çünkü siz de biliyordunuz ki, böylesi kolayınıza geliyordu. İşinizi kitaba göre yapmak dururken, siz "aman zorumuz kolay olsun, giden üç beş kuruşun lafı mı olur?" dediniz, sonrasında zorunuz zoruyla kaldı, elinizdekinden de oldunuz. Üçü kurtarayım derken beş kaybettiniz, ahmaklığınız duyulmasın diyerekten yediğiniz her kazığı donunuzun dibine gizlediniz. Ahmaklığınızı da açık etmesin diye, kazık atana daha da bir arka çıktınız. Şimdi kim kızar Zübük'e? Kim olsa öper sizi...

    Siz ahali! Particilik ayağına bir yol tuttunuz da, "bal tutan parmağını yalar" düsturuyla beli doğrultmaya bakmadınız mı? Zaten ne geldiyse başa, atasözlerini kendine yontmadan gelmedi mi? Geldi, geldi... Bak size de şu söz kaldı: Dinsizin hakkından imansız gelir. Siz kendinizi uyanık sandınız, ama körler ülkesinde tek gözlü, kral oldu gitti. Bazen onun sizi kandırması hoşunuza dahi gitti. Şundan sebep olsa gerek: Lan ben bile böylesini düşünemezdim! Kendinizden iyisini, iyi işler görenlerden aramadınız, nerde alavere dalavere var, onun feriştahını kendinize etek öpmelik seçtiniz. Şimdi de öyle değil misiniz? Kolay yoldan para gelecek, "biriniz bin olacak" diyene bağladınız sermayeyi, sonra da tokadı yiyince "vay anam, yandık" diye feryada durdunuz. Ağlamayın hiç boşa...

    Hani yöreye bir cami yapılacaktı da, hepiniz tepesine nur inecek gibi heyecan yapıp, karşı gelenleri şeytan niyetine taşlayacak olduydunuz. İman gücünüze hayran kalmamak namümkün. Amma velakin bir de bakıyoruz ki, camiye manda giriyor da, aylardır uğramadığınız için haberiniz dahi olmuyor. Aha perhiz, ahanda lahana turşusu... Şimdi de öyle değil misiniz? Vakit namazında üç-beş kişiye namaz kıldırılan camiler, adım başı her yere yapılmış iken, sizler onların minaresine bakarak mı iman tazeliyorsunuz? Sanki dersin ki kıyamet koparken 500 mt çapı içerisinde bir cami olan yere azap gazap yok! Kurtarılmış bölge! Gel gör ki içinde ibadet eden yok. Ben imamın, müezzinin yerinde olsam yatar kalkar yedi ceddinize dua ederim. Beni yormadan maaş verdiriyorsunuz diye.

    Behey zeki (!) ahali! Siz değil miydiniz, babasını dahi tanıdığınız Zübük'ün paşazade olduğunu kabul edip de, size sunduğu vesikalığı aslı astarını bilmeden tutup, belediyenin duvarına çerçeveletip astıran? Aklınız sıra dalganızı geçiyordunuz onunla ya, esas o sizin gibi malzemeyi bulmuş, parmağında evirip çeviriyordu... Onun gazıyla namlı eşkıyayı paşa bellediniz de hürmet ettiniz, dalga geçme adı altında. Şimdi de öyle değil misiniz? Adını sanını, cinsini cibiliyetini bilmeden, önüne yem atılan tavuklar misali size kahraman diye sunulan her şahsiyeti tepenize çıkarmıyor musunuz? Hatta bazen öyle gaza geliyorlar ki, size tarihin kara lekesi şahsiyetleri bile öptürüp başınıza koyduruyorlar. Örnek mi istiyorsunuz? Bir tanesi yeter umarım: https://iskilipdh.saglik.gov.tr sayfanın sağ üst köşesinde de onlar sizinle dalga geçiyorlar, benden demesi...

    Daha duymak ister misin ey ahali? Sen "he" desen de, benim anlatacak takatim yok. Kusura kalma... Hadi madem çok seviyorsunuz atasözlerini, bir tanesiyle veda edelim. Yalnız birazcık modifiye edilmişinden olacak: Anlayana sivrisinek saz, anlamayana sazı soksan az. Onun için kimse tutup da "vay anam, Zübük de şöyleydi, böyleydi" demesin.
  • 328 syf.
    ·6 günde·1/10
    Bu kitap sadece gerçeklere dayanmaktadır gibi can alıcı cümlelerle ucuz satış hileleri hoşuma gitmiyor. Sonsözde açıklamışsın zaten ne gerek var ki arka kapağa yazmaya?
    Suada ve tarıkın aşkı da oldukça klişe. Bir takım kamyon arkası laflar su perim vs gibi vıcık vıcık aşk. Suadanın beyaz atlı prens muhabbeti neymiş rüyalarında gördüğü beyaz atlı prensmiş. Ben seni yüreğimde eritmiştim nedir Allah aşkına. sürekli tarıkla sevişmedik yatmadık biz diye açıklama yapmaya çalışması da irrite eden başka bir noktaydı. Tabi ileriki sayfalarda tecavüze uğrayacak bu kadın ve yazara göre belli ki tecavüzün en kötü tarafı tecavüze uğrayan kadının bakire olması. Bu yüzden bekareti kitabın başlarında gözümüze sokuyor. Alttan alta tecavüz bakireye olur göndermeleri hiç hoş değil.
    Müslümanlığı kitabın başlarından itibaren namaz kılıyorum oruç tutuyoruma indirgeyen bir kitaptan bahsediyoruz. Hala bu zihniyetin olması ve daha korkuncu yazılması insanı irrite ediyor.
    Annelerinin babanızla sevişerek evlendik dedikten sonra sevişmek kelimesiyle dalga geçecek kadar bayağıydı. Uzun uzun sevişmenin ne demek olduğunu anlatmayacağım tabi. Annesinin tarıkı öğrendikten sonra hele şükür müslümanmış şeklindeki ırkçı yaklaşımı da hiç hoş değildi.
    Cinsiyetçi ve homofobik bir kitaptı. Suadanın bir caddeyi tarif edişi var dikkatinizi çekiyorum “caddeyi” tarif ediyor. “daracık mini etek ve yüksek topuklu ayakkabılarıyla arşınladıkları caddede hayat durmuştu.” Diyor. Yahu bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Mini etekle caddedeki hayatın durmasının ne alakası var? Bir yerde de suada kısa etek giydi diye kendini fahişe gibi hissediyordu. Neyse yorumu size bırakıyorum.
    Yer yer kullanılan bayan kelimesini de çok basit bir şekilde burada senden başka bayan yok diyerek geçiştiriyorum .
    Sadece kadın cinsiyetçiliği değil tabii erkek cinsiyetçiliği de vardı. Tüm erkekler aldatır onlara güven olmaz vs vs.
    O kadar basit bir dille yazılmıştı ki yazarın 72 doğumlu olduğuna inanmakta gerçekten zorluk çektim. Çocuk yazsa anca bu kadar basit dil kullanabilirdi. Haliyle alıntı yapılabilecek tek bir yer bile yoktu.
    En sevdiğim türdür oysa ki tarihi roman. Bu kitaptan önce tarihi romanların asla çok kötü olamayacağını düşünürdüm. Tarihi olayları roman karakterlerinin içine yedirememiş. Sözüm ona diyaloglarda olanı biteni anlatıyor ama çok eğreti durmuş. Başlarındaki o vıcık vıcık aşkı zaten hiç sevmedim. Savaş çıksın düzelecek kitap diye düşündüm savaşın insanların hayatlarını nasıl korkunç etkilediğini anlatacağını sandım. Sonuç koca bir hayal kırıklığı.
    Kitabın çıkış noktası güzel. Hadi bu kitabı kadınların bakış açısından anlatacaksın ona da tamam. Ama sen kadının ne düşündüğünü ne hissettiğini bilmiyorsun ki. Hala tecavüzü kadın için bir utanç kaynağı leke olarak betimliyorsun. Kaçırdığın nokta tecavüzün tecavüz eden için utanç kaynağı ve leke olduğu. Hele Tarık beni bu halimle kabul edecek mi acaba diye düşündürmesi son derece iğrenç kadını küçük düşüren bir durum.
    Kadınlar güçlüdür ama kitaptaki kadınlar sürekli ağlayan kaderlerine boyun eğen insanlar olarak betimlenmiş.
    Kitabı hiç sevmedim ve insanların neden sevdiklerini de anlayamayacağım. Ya ben yanlış pencereden bakıyorum ya da kitabı sevenler.