Geri Bildirim
  • Arkadaşların ricası üzerine bir inceleme yapmaya çalışacağız. Bu kitabı yaklaşık bir ay öncesinde tanıdım. Daha öncesinde tanışmış değildim. Ama Neruda... Pablo Neruda, benim lisedeki yıllarımın buhranlı dönemlerinin oluşturduğu boşluğu dolduran bir şair. Âdeta lise yıllarımın aşkı...

    Lise yıllarımda bir grup arkadaş çevrem vardı. Siyasî nedenlerden dolayı birçoğu cezaevlerine girdiler. Ben de tek başıma kaldım. Yalnız ve kelimenin tam manasıyla çaresiz idim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Koskoca toplumda bir fert olarak tek başınaydım. Düşünebiliyor musunuz...(Ya da ben öyle hissediyordum. Tıpkı Stefan Zweig'in Satranç kitabındaki Dr. B. gibi. O nasıl ki bir hücrede tek başına kaldıysa ben de memleketimde/toplumumda öyle idim.) Hiçbir şey fayda vermiyordu. Yatağıma uzandığımda, yatağım bir kabir gibi geliyordu bana. Ve artık doktora gitmeye karar verdim. Birkaç gün sonra doktora gittim. Tamı tamına 8 yıl önce idi bu anlattıklarım. Hangi doktora gideceğimi dahi bilmiyordum. Psikiyatri bölümü uzmanına gideceğime yanlışlıkla nöroloji bölümü uzmanına gittim. İyiki de yanlışlıkla gitmişim. Doç. Dr. Emre ...(Soyadı aklıma gelmedi) Beni muayene etti. Şiir yazıp yazmadığımı sordu... Velhasıl uzatmadan söyleyeyim bana Pablo Neruda'nın kitabını verdi ve okumamı istedi. İşte Neruda ile kökleşmiş tanışıklığımız burdan itibaren başladı ve böyle de zihnimde yer edindi. Verdiği (Neruda'nın) kitabında şu şiirle başlıyordu :
    " HAYRANIM DENİZCİLERİN SEVDASINA- [PABLO NERUDA]

    Hayranım denizcilerin sevdasına,
    öperler ve çekip giderler.

    Söz verirler,
    ama dönmezler bir daha.

    Her kapıda bir kadın yollarını gözler:
    denizciler öperler ve giderler.
    Ve
    ölüm yatırır onları bir gece
    denizin döşeğine.

    Hayranım öpüşlerde paylaşılan sevdaya,
    döşekte ve ekmekte paylaşılan.

    Sevda bu, kimi sonsuza uzar,
    kimi bir yıldız gibi kayar.

    Sevda kutsallaşır yakınlaştıkça,
    kutsallaşır uzaklaştıkça.

    Erimiyor artık gözlerinde gözlerim
    tadlanmıyor yanında acılarım.

    Ancak taşıyacağım bakışını her nereye gidersem,
    Sen de taşıyacaksın acımı her nerede yürürsen.

    Senindim, sen de benim.daha ne olsun?

    Bir dünya turu yaptık aşkın geçtiği yerlerden.

    Senindim, sen de benim. Öyle de kalacaksın,

    Aşıladım ya kendimi bahçenden kestiğim filize.

    Alıp başımı giderim. Kederliyim: hep sürecek kederim.

    Beni sardığından beri,bilmem ki nere giderim.
    Elveda der bir çocuk yüreğinden bana.
    Ben de derim elveda.

    Bu alıntıladığım Neruda'nın şiirinde denizcilerin hakkında yazdığı satırlarda ne kadar da halden anlayan cümleler kurduğunu görüp hissedebiliyoruz. Âdeta bizi o pozisyona sokup onların halinde anlama teşebbüsünde bulunuyor. Zaten kendisini de böyle büyük bir şair yapan da bu çabasından ötürü verdiği/telkin ettiği duygulardır. Âdeta içerimize işliyor. ..

    Kuruntular kitabını da sitede keşfettim. 1000kitap.com/sinemgln arkadaşımızın sayesinde oldu. Onun alıntılarını okuduktan sonra tabi. Okurken beni lisedeki yıllarıma götürdü. Âdeta 2010 yılları genzimi yaktı. Ben de okuyacaklarımın listesine ekledim. Ve kısmet oldu okudum. İyi ki de okumuşum. Yazarın hayatı hep sürgünlerde geçtiği için sürekli devrik cümlelerle bazen de satırların yerlerini değiştirerek yazdığı şiirlerine farklı soluklar aldırmıştır. Biz de okuduğumuz zaman bunları gözönüne alarak okumalıyız. Yoksa salt kafadan okursak siyak ve sibakın yerleri değişik olduğundan tam bir bağlantı kuramayız. Ve bu şekilde aklımız bir karış havada kalır. Bir örnek vermek istiyorum: "s.57
    #30452835
    Pusuya yatalım, yakalamak için ışığı,
    bir kereliğine ve her zaman için
    kendi ışığımız oluncaya dek,
    her günün güneşi."

    Bir de şiiri kendi düzeltmem ile okuyalım:
    "Her günün güneşi
    Kendi ışığımız oluncaya dek,
    Bir kereliğine ve her zaman için
    Pusuya yatalım ışığı yakalamak için."

    Aslında karışık değildir. Mizahi yapmadığını söyler kitabın başındaki Neruda ile söyleşi satırlarında. Fakat Neruda, düzyazı, roman ve oyunların temel öğelerinden biri olarak görür mizahı. Kendisi de bu anlamda mizah yapmıştır. Alışılmışın dışında bir anlayışla satırlarını kaleme ordan da kâğıda aktarmıştır.

    Sürgünde olduğunu yukarıda da söylemiştik. Buna binaen sürgünden geldikten sonra bu satırları kaleme almıştı. Bu bahisten de bir alıntı yapmak isterim: s.54 #30453459
    "Kim söyleyebilirdi yaşlı derisiyle
    bu kadar değişeceğini yeryüzünün?
    Eskisinden daha çok yanardağ var şimdi
    yepyeni bulutlar var gökyüzünde
    başka türlü akıyor ırmaklar.
    Üstelik neler yapıldı!
    Yüzlerce otoyol açtım
    yüzlerce yapı,
    incecik temiz köprüler,
    gemiler, kemanlar gibi."
    Cezaevinde bir müddet kalanlar, sürgünden gelenler veya gurbette olup da uzun bir müddet gelemeyenleri muazzam bir şekilde satırlara aktarmıştır. Aslında bu alıntı da hepimizin ortak pay sahibi olabilecek meseleler gizlidir. Bundan 20 yıl önce nasıldı dünya ve şimdiki günümüz dünyası nasıl? Bu sorunun cevabıdır yukarıdaki satırlar. Neydik ve ne olduk meselesinin tezahürüdür.

    Neruda bizi anladı seneler önce. Biz de onun eserlerini okuyarak onu ve toplumumuzu yansıttığı şekliyle anlayabiliriz. Okurken şunu da farkettim gerçekten böyle tertemiz akıcı satırlardı benim için. Bizi yansıtıyordu. 'Yabancı bir yere gelmedim' diyordum kendi kendime. İçim ferahlıyordu. Son olarak okumanızı isterim. Tanışmamışsanız da tanışmanızı isterim bu büyük şahısla...
  • “Bir yığın insan tanıdım ama hep yalnızdım.”
    Didem Madak