• Yazar: Esther. Sema
    Hikaye Adı : Kaza
    Link: #32172072
    Ressam : Klimt

    Tablo: http://hizliresim.com/b6L0W8

    “-Gökhan! Gökhan! Ne olursun aç gözlerini. Lütfen! Bak ben buradayım. Kendine gel ne olursun!”
    Bu ağlayarak bana seslenen kişi halam. Ancak ben ona cevap veremiyorum. Gözlerimi bile açamıyorum. Gözlerimi açmaya çalıştıkça, daha çok kapanıyor sanki. Ayaklarımı da hissetmiyorum. Neler oluyor böyle? Neredeyim ve ne oldu bana?

    Korkuyorum. Karanlıktan hep korkardım. Çünkü karanlık bana o geceyi anımsatır. Beş yaşındayken anne ve babamı trafik kazasında kaybettiğim o gecede, ben de arabadan savrulmuştum. Her yer karanlıktı. Ağlıyordum çığlıklar eşliğinde. Gözlerimin ağlamaktan şişmesiyle birlikte, hiçbir şey göremiyordum. Sonunda polis abi beni bulmuş, ambulansa getirmişti. Hastanede halacığım bana anne ve babamın çok uzaklara gittiğini, benim artık onunla kalacağımı söylediğinde çok sinirlenmiştim. Beni nasıl bırakabiliyorlardı? Bensiz nasıl giderlerdi? İçimde onlara karşı hep öfke vardı öldüklerini anlayana kadar. Zaten hep bu kızgınlıklarım yüzünden geliyordu ne geliyorsa başıma. Esra’ya da en son tokat atmıştım. Sonrasında Murat ile buluşmaya gittim. Ya sonra? Hatırlayamıyorum sonra ne olduğunu.

    Esra benim sevdiğim kadın. Onu o kadar çok seviyorum ki. Hayatta ailemden sonra en çok bağlandığım kişi. Anımsayamadığım bir şeyden dolayı sinirlenip kendimi tutamadım ve tokat attım. Ona vurduğum ellerim de hareket etmiyor. Hak ettim ben bunu. Nasıl kıydım ah nasıl?

    Halam vedalaştı benimle ben bunları düşünürken. Bir adamla konuşuyordu biraz uzaktan geliyordu sen:
    “ Bunu size nasıl söylesem bilemedim ama dolandırmamak en iyisi galiba. Beyin kanaması çok yaygın. Kalçasında da parçalı kırık var bacağa doğru. Yaşama şansı çok düşük yüzde üç ancak. Kendinizi hazırlayın her şeye.”
    Ne? Ben şimdi ölecek miyim? Hayır, ama olamaz! Ah duyun beni! Gözlerimi açabilsem belki anlarsınız duyduğumu ve sizi anladığımı. Neler olduğunu bana anlatırsınız belki o zaman. Yanımda bir alarm öttü. Hastanedeyim onu anladım doktorun konuşmasından sonra. Bacağım istemsiz bir biçimde hareket ediyordu. Canım çok yanmaya başladı. Ağrıdan dolayı baygınlık geçirdim ve uyudum.

    ******

    “ Hasta kanamadan dolayı nöbet geçiriyor. Kalçasındaki kırık yüzünden de nöbet geçirirken, bacağı sanki ikiye ayrılıyormuş gibi hareket ediyor. “ dedi bir hemşire nöbet teslim ederken bir arkadaşına. “Teslimi kime yapacağım?” diye sorarken uyanmıştım. Başıma gelenleri de böylelikle öğrendim.
    “Bir arkadaşıyla motor kazası yapmışlar. Ceplerinde ise esrar varmış. Beyin kanaması, doktor bey yaşama şansının düşük olduğunu söyledi. Yaşı 19…”

    Kaza yapmışız Murat’ın motoruyla. Sürekli gezerdik birlikte. Esra hiç sevmiyordu onu. Ona tokat atma sebebimi de hatırladım böylelikle. Murat ile dışarı çıkacağımı söylediğimde tartışmaya başlamıştık. Esrar da ilk ondan sonra almıştım Murat’ın ısrarıyla. Zaten çıkmazda hissettiğim için kendimi, çok zor olmadı kabul etmem. Bu dünya katlanılmazdı…

    “ Gökhan!” bir ağlama ve bağırış sesi… Esra gelmişti. Ellerimi öpüyordu. “Sana Murat ile arkadaşlığını bitir artık demiştim. Dinlemedin beni.” Gözyaşları, ona vurduğum ellerimi ıslatıyordu. Onu üzdüğüm için çok pişmandım. Gözlerimi biraz aralayabildim. Esra görmedi ona baktığımı öyle güzeldi ki… O da benim gibi yalnızdı. Yok hayır! Ölemezdim. Ondan özür dilemeden, onu böyle üzgün ve yalnız nasıl bırakabilirim? Yaşayacaktım…

    ******

    Birkaç gün sonra tekrar tahlillerime ve tomografime baktılar. Başımda konuşurlarken duydum ki kanama durmuş mucize bir şekilde! Boğazımdaki tüpten dolayı akciğerimde enfeksiyon oluşmuş. Beni farklı bir odaya aldılar, izolasyon odasıymış burası. Tek başınaydım ve karanlık burası. Karanlıktan korkuyorum ben anlamıyor musunuz? Neyse ki ışığı açtılar. Günlerce bu odada kaldım. Bir gün kalçamdaki kırık için ameliyata aldılar beni. Uyandığımda bacağımı kaplayan kocaman telden kafes vardı. Görünce kendimi kaybettim. Gerçi zaten kendimde olduğum da söylenemezdi.

    ******

    Kazanın üzerinden iki ay geçmişti. Ayağımdaki teli çıkardılar sonra da boğazımdaki tüpü. Kendim nefes alabilecekmişim, makineye gerek kalmadı artık. Esra da ne zamandır gelmiyor. Neden gelmiyor ki? Oysa benim sadece ona ihtiyacım var. Konuşmaya çalışıyorum ama sesim çıkmıyor. Dudaklarımı zorlukla oynatabiliyorum. Bir sabah hemşire odaya girince “ Gökhan gece sayıkladın hep. Esra diye seslenip durdun. Onu çok sevdiğini anlıyorum. O da seni çok seviyor. Kapıda bekliyor seni her gün ve bizlerden bilgi alıyor. İçeri girmeye korkuyor çünkü dayanamıyordu seni öyle görmeye. Şimdi çok daha iyisin ve iyi olacaksın.”
    Sonra ardından Esra geldi. Gülebildim ona. Ellerimi ve ayaklarımı artık hareket ettirebildiğimi gördüğünde çok sevindi. Sonunda sesimi çıkarabildim. İlk kelimem tabi ki “Esra” oldu. Artık her gün geleceğini söyledi, onu görünce daha iyi olduğumu anlayınca. İyileşmeye başlıyordum hızla. Böyle böyle bir ayı daha devirdik. Oturabiliyor ve rahatlıkla konuşabiliyordum. Sonra daha iyi hissettiğim bir gün Esra ve hemşirenin yardımıyla ayağa kalktım. Yoğun bakımdan çıkma vakti gelmişti. Yürüyebilmem için Fizik Tedavi servisine sevk edildim. Esra ise yanımda her zaman olduğu gibi.

    ******

    Yaşadığım bu anları yazıyorum şu anda. Esra ise koltukta kıvrılmış uyuyor. Gülümseyerek ve onu izleyerek yazmayı sürdürüyorum. Yaşama şansı neredeyse olmayan ben, şimdi koskoca bir yaşama kucak açıyorum. Yapmış olduğum kötü davranışları geride bırakarak dopdolu bir hayata koşacağım. Evet, daha doğru dürüst yürüyemiyorken koşacağım. Olmadı uçarım. Hayat her an, hiç ummadığın bir şekilde bitebilecekken, yine ummadığın bir şekilde devam edebilir. Küçücük bir umut ışığının sızdığı delik varsa eğer, ona iğne sokarak yavaş yavaş genişletip, sonrasında çekiçle kırarak tamamen karanlığı aydınlığa çevirebilir insan. Nasıl mı? Pes etmeden sevgiye tutunarak. Sevgi hayattır…

    *** Hikayeyi yazmamda etkili olan tabloya ilk bakıp, ne anlama geldiğini öğrenince, aklıma geçmişteki bir hastamız geldi. Hikayenin bazı kısımları bu sebepten gerçek.
  • KAZA

    Tablo: http://hizliresim.com/b6L0W8

    “-Gökhan! Gökhan! Ne olursun aç gözlerini. Lütfen! Bak ben buradayım. Kendine gel ne olursun!”
    Bu ağlayarak bana seslenen kişi halam. Ancak ben ona cevap veremiyorum. Gözlerimi bile açamıyorum. Gözlerimi açmaya çalıştıkça, daha çok kapanıyor sanki. Ayaklarımı da hissetmiyorum. Neler oluyor böyle? Neredeyim ve ne oldu bana?

    Korkuyorum. Karanlıktan hep korkardım. Çünkü karanlık bana o geceyi anımsatır. Beş yaşındayken anne ve babamı trafik kazasında kaybettiğim o gecede, ben de arabadan savrulmuştum. Her yer karanlıktı. Ağlıyordum çığlıklar eşliğinde. Gözlerimin ağlamaktan şişmesiyle birlikte, hiçbir şey göremiyordum. Sonunda polis abi beni bulmuş, ambulansa getirmişti. Hastanede halacığım bana anne ve babamın çok uzaklara gittiğini, benim artık onunla kalacağımı söylediğinde çok sinirlenmiştim. Beni nasıl bırakabiliyorlardı? Bensiz nasıl giderlerdi? İçimde onlara karşı hep öfke vardı öldüklerini anlayana kadar. Zaten hep bu kızgınlıklarım yüzünden geliyordu ne geliyorsa başıma. Esra’ya da en son tokat atmıştım. Sonrasında Murat ile buluşmaya gittim. Ya sonra? Hatırlayamıyorum sonra ne olduğunu.

    Esra benim sevdiğim kadın. Onu o kadar çok seviyorum ki. Hayatta ailemden sonra en çok bağlandığım kişi. Anımsayamadığım bir şeyden dolayı sinirlenip kendimi tutamadım ve tokat attım. Ona vurduğum ellerim de hareket etmiyor. Hak ettim ben bunu. Nasıl kıydım ah nasıl?

    Halam vedalaştı benimle ben bunları düşünürken. Bir adamla konuşuyordu biraz uzaktan geliyordu sen:
    “ Bunu size nasıl söylesem bilemedim ama dolandırmamak en iyisi galiba. Beyin kanaması çok yaygın. Kalçasında da parçalı kırık var bacağa doğru. Yaşama şansı çok düşük yüzde üç ancak. Kendinizi hazırlayın her şeye.”
    Ne? Ben şimdi ölecek miyim? Hayır, ama olamaz! Ah duyun beni! Gözlerimi açabilsem belki anlarsınız duyduğumu ve sizi anladığımı. Neler olduğunu bana anlatırsınız belki o zaman. Yanımda bir alarm öttü. Hastanedeyim onu anladım doktorun konuşmasından sonra. Bacağım istemsiz bir biçimde hareket ediyordu. Canım çok yanmaya başladı. Ağrıdan dolayı baygınlık geçirdim ve uyudum.

    ******

    “ Hasta kanamadan dolayı nöbet geçiriyor. Kalçasındaki kırık yüzünden de nöbet geçirirken, bacağı sanki ikiye ayrılıyormuş gibi hareket ediyor. “ dedi bir hemşire nöbet teslim ederken bir arkadaşına. “Teslimi kime yapacağım?” diye sorarken uyanmıştım. Başıma gelenleri de böylelikle öğrendim.
    “Bir arkadaşıyla motor kazası yapmışlar. Ceplerinde ise esrar varmış. Beyin kanaması, doktor bey yaşama şansının düşük olduğunu söyledi. Yaşı 19…”

    Kaza yapmışız Murat’ın motoruyla. Sürekli gezerdik birlikte. Esra hiç sevmiyordu onu. Ona tokat atma sebebimi de hatırladım böylelikle. Murat ile dışarı çıkacağımı söylediğimde tartışmaya başlamıştık. Esrar da ilk ondan sonra almıştım Murat’ın ısrarıyla. Zaten çıkmazda hissettiğim için kendimi, çok zor olmadı kabul etmem. Bu dünya katlanılmazdı…

    “ Gökhan!” bir ağlama ve bağırış sesi… Esra gelmişti. Ellerimi öpüyordu. “Sana Murat ile arkadaşlığını bitir artık demiştim. Dinlemedin beni.” Gözyaşları, ona vurduğum ellerimi ıslatıyordu. Onu üzdüğüm için çok pişmandım. Gözlerimi biraz aralayabildim. Esra görmedi ona baktığımı öyle güzeldi ki… O da benim gibi yalnızdı. Yok hayır! Ölemezdim. Ondan özür dilemeden, onu böyle üzgün ve yalnız nasıl bırakabilirim? Yaşayacaktım…

    ******

    Birkaç gün sonra tekrar tahlillerime ve tomografime baktılar. Başımda konuşurlarken duydum ki kanama durmuş mucize bir şekilde! Boğazımdaki tüpten dolayı akciğerimde enfeksiyon oluşmuş. Beni farklı bir odaya aldılar, izolasyon odasıymış burası. Tek başınaydım ve karanlık burası. Karanlıktan korkuyorum ben anlamıyor musunuz? Neyse ki ışığı açtılar. Günlerce bu odada kaldım. Bir gün kalçamdaki kırık için ameliyata aldılar beni. Uyandığımda bacağımı kaplayan kocaman telden kafes vardı. Görünce kendimi kaybettim. Gerçi zaten kendimde olduğum da söylenemezdi.

    ******

    Kazanın üzerinden iki ay geçmişti. Ayağımdaki teli çıkardılar sonra da boğazımdaki tüpü. Kendim nefes alabilecekmişim, makineye gerek kalmadı artık. Esra da ne zamandır gelmiyor. Neden gelmiyor ki? Oysa benim sadece ona ihtiyacım var. Konuşmaya çalışıyorum ama sesim çıkmıyor. Dudaklarımı zorlukla oynatabiliyorum. Bir sabah hemşire odaya girince “ Gökhan gece sayıkladın hep. Esra diye seslenip durdun. Onu çok sevdiğini anlıyorum. O da seni çok seviyor. Kapıda bekliyor seni her gün ve bizlerden bilgi alıyor. İçeri girmeye korkuyor çünkü dayanamıyordu seni öyle görmeye. Şimdi çok daha iyisin ve iyi olacaksın.”
    Sonra ardından Esra geldi. Gülebildim ona. Ellerimi ve ayaklarımı artık hareket ettirebildiğimi gördüğünde çok sevindi. Sonunda sesimi çıkarabildim. İlk kelimem tabi ki “Esra” oldu. Artık her gün geleceğini söyledi, onu görünce daha iyi olduğumu anlayınca. İyileşmeye başlıyordum hızla. Böyle böyle bir ayı daha devirdik. Oturabiliyor ve rahatlıkla konuşabiliyordum. Sonra daha iyi hissettiğim bir gün Esra ve hemşirenin yardımıyla ayağa kalktım. Yoğun bakımdan çıkma vakti gelmişti. Yürüyebilmem için Fizik Tedavi servisine sevk edildim. Esra ise yanımda her zaman olduğu gibi.

    ******

    Yaşadığım bu anları yazıyorum şu anda. Esra ise koltukta kıvrılmış uyuyor. Gülümseyerek ve onu izleyerek yazmayı sürdürüyorum. Yaşama şansı neredeyse olmayan ben, şimdi koskoca bir yaşama kucak açıyorum. Yapmış olduğum kötü davranışları geride bırakarak dopdolu bir hayata koşacağım. Evet, daha doğru dürüst yürüyemiyorken koşacağım. Olmadı uçarım. Hayat her an, hiç ummadığın bir şekilde bitebilecekken, yine ummadığın bir şekilde devam edebilir. Küçücük bir umut ışığının sızdığı delik varsa eğer, ona iğne sokarak yavaş yavaş genişletip, sonrasında çekiçle kırarak tamamen karanlığı aydınlığa çevirebilir insan. Nasıl mı? Pes etmeden sevgiye tutunarak. Sevgi hayattır…

    *** Hikayeyi yazmamda etkili olan tabloya ilk bakıp, ne anlama geldiğini öğrenince, aklıma geçmişteki bir hastamız geldi. Hikayenin bazı kısımları bu sebepten gerçek.
  • Arkadaşların ricası üzerine bir inceleme yapmaya çalışacağız. Bu kitabı yaklaşık bir ay öncesinde tanıdım. Daha öncesinde tanışmış değildim. Ama Neruda... Pablo Neruda, benim lisedeki yıllarımın buhranlı dönemlerinin oluşturduğu boşluğu dolduran bir şair. Âdeta lise yıllarımın aşkı...

    Lise yıllarımda bir grup arkadaş çevrem vardı. Siyasî nedenlerden dolayı birçoğu cezaevlerine girdiler. Ben de tek başıma kaldım. Yalnız ve kelimenin tam manasıyla çaresiz idim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Koskoca toplumda bir fert olarak tek başınaydım. Düşünebiliyor musunuz...(Ya da ben öyle hissediyordum. Tıpkı Stefan Zweig'in Satranç kitabındaki Dr. B. gibi. O nasıl ki bir hücrede tek başına kaldıysa ben de memleketimde/toplumumda öyle idim.) Hiçbir şey fayda vermiyordu. Yatağıma uzandığımda, yatağım bir kabir gibi geliyordu bana. Ve artık doktora gitmeye karar verdim. Birkaç gün sonra doktora gittim. Tamı tamına 8 yıl önce idi bu anlattıklarım. Hangi doktora gideceğimi dahi bilmiyordum. Psikiyatri bölümü uzmanına gideceğime yanlışlıkla nöroloji bölümü uzmanına gittim. İyiki de yanlışlıkla gitmişim. Doç. Dr. Emre ...(Soyadı aklıma gelmedi) Beni muayene etti. Şiir yazıp yazmadığımı sordu... Velhasıl uzatmadan söyleyeyim bana Pablo Neruda'nın kitabını verdi ve okumamı istedi. İşte Neruda ile kökleşmiş tanışıklığımız burdan itibaren başladı ve böyle de zihnimde yer edindi. Verdiği (Neruda'nın) kitabında şu şiirle başlıyordu :
    " HAYRANIM DENİZCİLERİN SEVDASINA- [PABLO NERUDA]

    Hayranım denizcilerin sevdasına,
    öperler ve çekip giderler.

    Söz verirler,
    ama dönmezler bir daha.

    Her kapıda bir kadın yollarını gözler:
    denizciler öperler ve giderler.
    Ve
    ölüm yatırır onları bir gece
    denizin döşeğine.

    Hayranım öpüşlerde paylaşılan sevdaya,
    döşekte ve ekmekte paylaşılan.

    Sevda bu, kimi sonsuza uzar,
    kimi bir yıldız gibi kayar.

    Sevda kutsallaşır yakınlaştıkça,
    kutsallaşır uzaklaştıkça.

    Erimiyor artık gözlerinde gözlerim
    tadlanmıyor yanında acılarım.

    Ancak taşıyacağım bakışını her nereye gidersem,
    Sen de taşıyacaksın acımı her nerede yürürsen.

    Senindim, sen de benim.daha ne olsun?

    Bir dünya turu yaptık aşkın geçtiği yerlerden.

    Senindim, sen de benim. Öyle de kalacaksın,

    Aşıladım ya kendimi bahçenden kestiğim filize.

    Alıp başımı giderim. Kederliyim: hep sürecek kederim.

    Beni sardığından beri,bilmem ki nere giderim.
    Elveda der bir çocuk yüreğinden bana.
    Ben de derim elveda.

    Bu alıntıladığım Neruda'nın şiirinde denizcilerin hakkında yazdığı satırlarda ne kadar da halden anlayan cümleler kurduğunu görüp hissedebiliyoruz. Âdeta bizi o pozisyona sokup onların halinde anlama teşebbüsünde bulunuyor. Zaten kendisini de böyle büyük bir şair yapan da bu çabasından ötürü verdiği/telkin ettiği duygulardır. Âdeta içerimize işliyor. ..

    Kuruntular kitabını da sitede keşfettim. 1000kitap.com/sinemgln arkadaşımızın sayesinde oldu. Onun alıntılarını okuduktan sonra tabi. Okurken beni lisedeki yıllarıma götürdü. Âdeta 2010 yılları genzimi yaktı. Ben de okuyacaklarımın listesine ekledim. Ve kısmet oldu okudum. İyi ki de okumuşum. Yazarın hayatı hep sürgünlerde geçtiği için sürekli devrik cümlelerle bazen de satırların yerlerini değiştirerek yazdığı şiirlerine farklı soluklar aldırmıştır. Biz de okuduğumuz zaman bunları gözönüne alarak okumalıyız. Yoksa salt kafadan okursak siyak ve sibakın yerleri değişik olduğundan tam bir bağlantı kuramayız. Ve bu şekilde aklımız bir karış havada kalır. Bir örnek vermek istiyorum: "s.57
    #30452835
    Pusuya yatalım, yakalamak için ışığı,
    bir kereliğine ve her zaman için
    kendi ışığımız oluncaya dek,
    her günün güneşi."

    Bir de şiiri kendi düzeltmem ile okuyalım:
    "Her günün güneşi
    Kendi ışığımız oluncaya dek,
    Bir kereliğine ve her zaman için
    Pusuya yatalım ışığı yakalamak için."

    Aslında karışık değildir. Mizahi yapmadığını söyler kitabın başındaki Neruda ile söyleşi satırlarında. Fakat Neruda, düzyazı, roman ve oyunların temel öğelerinden biri olarak görür mizahı. Kendisi de bu anlamda mizah yapmıştır. Alışılmışın dışında bir anlayışla satırlarını kaleme ordan da kâğıda aktarmıştır.

    Sürgünde olduğunu yukarıda da söylemiştik. Buna binaen sürgünden geldikten sonra bu satırları kaleme almıştı. Bu bahisten de bir alıntı yapmak isterim: s.54 #30453459
    "Kim söyleyebilirdi yaşlı derisiyle
    bu kadar değişeceğini yeryüzünün?
    Eskisinden daha çok yanardağ var şimdi
    yepyeni bulutlar var gökyüzünde
    başka türlü akıyor ırmaklar.
    Üstelik neler yapıldı!
    Yüzlerce otoyol açtım
    yüzlerce yapı,
    incecik temiz köprüler,
    gemiler, kemanlar gibi."
    Cezaevinde bir müddet kalanlar, sürgünden gelenler veya gurbette olup da uzun bir müddet gelemeyenleri muazzam bir şekilde satırlara aktarmıştır. Aslında bu alıntı da hepimizin ortak pay sahibi olabilecek meseleler gizlidir. Bundan 20 yıl önce nasıldı dünya ve şimdiki günümüz dünyası nasıl? Bu sorunun cevabıdır yukarıdaki satırlar. Neydik ve ne olduk meselesinin tezahürüdür.

    Neruda bizi anladı seneler önce. Biz de onun eserlerini okuyarak onu ve toplumumuzu yansıttığı şekliyle anlayabiliriz. Okurken şunu da farkettim gerçekten böyle tertemiz akıcı satırlardı benim için. Bizi yansıtıyordu. 'Yabancı bir yere gelmedim' diyordum kendi kendime. İçim ferahlıyordu. Son olarak okumanızı isterim. Tanışmamışsanız da tanışmanızı isterim bu büyük şahısla...