• İnsan Bazen Bir Dost Arar Kendisine
    Bir Teselli Arar Durur Derdine
    Dert Dedimya Kimse Yanımda Olmuyor
    Bir Duman Çekince Dünya Sanki Bedenimle Bürünüyor
    Dön Dünya Dönnn Nereye Kadar Asla Sen İşini Yapıyorsun
    İnsanlar Dönek Olmuş Sen Kabahatı Bende Arıyorsun
    Neyse Ya Bizim Allahımız Var Siz Şeytanınızdan Bulun
    He Şimdi Gidiyorum İki Çift Lafım Var
    Dostlar Repler Alemine Taner Kıskanırlar
    Çünkü Herkeze Örnek Böyle Aşkı Seçen Yok
    Parayı Bulan Dönek Böyle Askı Yazan Varsa
    Buyursunda Biz Görek Taner Doğan Bu Alemde
    Gelmiş Geçmiş Son Örnek...
  • Vay anam vay!

    Ben böyle roman okumadım kardaş. Böylesine güzel betimlemeylen, bu kadar güzel içine alan cümleleriylen hikâyesini yaşattıran, hissettirebilen bir roman okumadım. Hele romanı bitirdikten sonra yüzümü yudum da öyle kendime geldim, birçok sayfasında duygularımlan yaşadım da okudum işte. İpil ipil ışık gibi parlıyor kitabın cümleleri, ipil ipil parlayarak oluşturuyor kelimeler cümleleri. Epey zamandır okuyacaktım emme nedense bekletir dururdum Yaşar Kemal gibi kalem efendisinin bu eserini. Daha zamanı değil, daha çok yaşayacağım daha çok içine girebileceğim zamanı beklerdim ve bu zamanlarda da okumak nasip oldu işte. Her bir sayfasında her bir paragrafında romanı, karakterleri ve hikâyeyi yaşadım. Yaşadım ya, öyle bir yazmış ki Yaşar Kemal Allah billah yaşatıyor yazdıklarını, kâh güldürüyor kâh sinirlendiriyor veya hüzne boğuyor, hepten ise sizi köylerde, dağlarda yaşatıyor. Hele o çakırdikenleri yok mu, vay anam vay, itin dölü nasıl da her bir toprakta yetişiyor öyle, her bir toprakta bitmiş de her bir sayfamızda her bir paragrafımızda ayaklarımıza, üstümüze başımıza dalıyor kardaş. Vay anam vay, yok kardaş yok bu çakırdikenlerin olduğu yerde tarla mı sürülür, davar mı sürülürmüş. Yaşar emmi diyor zaten bu çakırdikeni en pis, en kıraç toprakta biter diye. Ot bitmez, ağaç bitmez, eşek inciri bile bitmez, işte orada çakırdikeni keyifle serile serpile biter de büyür gelişir. Bir metreye bulur bu çakırdikeninin boyu kardaş, dalar da pisler üstünü başını, canlıdır ya mübarek ama sanki de hareketli bir canlı gibi dalar, parçalayıverir üstünü başını. Vay anam vay, Allah billah görmedim ben böyle bir şey, gördüysem de te bu kadar büyüğünü görmedim de duymadım kardaş, vay anam vay. Ne bilinsin çakırdikeni ne menem bir beladır.

    Abdi ağalar var oldukça da İnce Memedler var olacak deriz ya, bak emmi bu Abdi ağa gavuru yok mu, az gavur değildir hin oğlu hin. İnsanların yaşamını kolaysız yapar da rahat ettirmez kimseyi. Ölümünü gözümle görmek istediğim gavurlardan biridir işte. Dikenlidüzü içindeki ahan da bu beş köyün hepisi bu gavur Abdi’nindir işte. He bu Dikenlidüzü dediğim yer de adından belli olacağı üzere çakırdikenlerinden bolca olduğu düzlüklerden biridir. Üstleri ağır kokulu mersin ağaçlarıyla kaplı olan tepeler geçildikten sonra kayalar birden başlar ki işte tam da bu vakit insan birden korkuverir. Kayalarla birlikte çam ağaçları da başlar. Billur parıltısında sakızları çamların buralarda toprağa sızar kardaş. İlk beriki çamlar geçildikten sonra, gene bu sefer düzlüklere varılır. Boz topraktır işte buralar, verimsiz ve kıraç. Dikenlidüzü insanları dünyanın dışında, kendine göre kanunları, töresi olan bir dünyadır. Köylerinden gayrı bir yer buraların insanları, bileni de çok azdır zaten. Gavur Abdi ağa da istemez zaten insanların bilmelerini, kasabalarına gitmeleri bile Abdi ağayı rahatsız eder. Hal bu şekil olunca kardaş dışardakiler de pek bilmez Dikenlidüzü insanlarını.

    Hani köylünün ayaklarına çakırdikeni batar da bacaklarına üstüne başına dalar ya, bu keçi sakallı Abdi gavuru da bütün bu köyün halkına, insanına çakırdikeni gibi batar, hayatlarına dalar da hayatlarına batıverir. Te yakılır o çakırdikenleri, yakılır da çatır çatır, cayır cayır yanarlar ve sonrası yok edilirler, haliyle elbet o gavur Abdi de göçertilecektir. Alınacaktır canı da toprağa gönderiliverilecektir gavur Abdi.

    İnce Memed, düzene karşı ses çıkartan, baş kaldıran, kişisel davasından insanın, insan olabilmenin sesi olan Memed’in zorda kalan mecburi destanıdır. Toplumsal olaylar işleniyor ama cumhuriyetin ilk yıllarından ötürü oluşan karışıklıklardan da maalesef toplumsal olaylara toplumsal çözüm getirilemiyor. Aksine de yöneticilerin, ağaların köylüyü sömürdüğü, köylünün de kendi kaderine terk edilip sömürünün daha da büyüdüğü dönemler. Köyün, köylünün geri kalmışlığı, sefaletin hâkim olduğu yaşamı içindeki düzene başkaldırının destansı öyküsü. İnsanlığın, insan olmanın kitabı gerçekten. Zulme, haksızlığa karşı olmanın, sessiz kalmayıp da ses çıkarmanın insan onurunun en büyük göstergesi olduğunun güzel bir örneği, edebiyatımızın ise şüphesiz en iyi örneği.

    Görkemli bir yapıt. Hele ki iki giriş bölümündeki olan betimlemeler ne kadar da güzeldir öyle. Ne çok fazla olup kelimelere çok yük bindirir, ne de çok az olup kelimelerin gücünün az gösterildiği cinsten. Tam kıvamında olup da uzundurlar aslında. Uzar ve uzar da bir toprak parçasından başlayıp, böceklerden ota, ottan çiçeğe, çiçeklerden ağaca, ağaçlardan dağın zirvesine ve gökyüzüne gider de yörenin her bir ayrıntısına hâkim eder bizi. Demem o ki ağa betimlemeler cuk oturmuştur kitaba. Diyaloglar da çok güzel ve başarılıdır. Köy halkının şivesini, sesinin rengini duyarız adeta. Konuşmuş olduğumuz Türkçemizi bile sorgularız, çünkü bu kadar güzel gelir bu şiveli diyaloglar, bu kadar içine alır da etkisi altında tutar bu güzelim betimlemeler.


    Okuyun bu kitabı, bu efsaneyi okuyun tabii, içiniz ısınsın da okurken seve seve okuyun. Hele bi okumaya başlayın da şimdi ısınır içiniz, ısınır ya beğenirsiniz kolayca. Hiç küşüm çekmeyin de rahatça okuyun ve yaşayın bu destanı.

    https://www.youtube.com/...y4&start_radio=1
  • Gümüşhaneli muhtarın kızının evi Erzincan depreminde yıkılınca, muhtar devletin deprem mağdurlarına vereceği evi almak için Erzinca'a kızının yanına gider.
    Kızını alır, valilik binasına çıkarlar, öğlen arası olduğu için ellerinde evraklar beklemeye başlarlar.
    Bu arada kot pantolonlu, yakası açık gömlekli biri gelir.
    - "Amca buyur" der.
    Muhtar derdini anlatır. Kot pantolonlu adam evrakları alır bir odaya gider, bir kaşe basar, diğer odaya gider başka bir evrak alır, doldurur, deftere kaydeder. En son kapısında "Valilik" yazan odaya girip çekmeceden bir mühür alarak kâğıtlara mührü basar ve muhtardan da imzalamasını ister.
    Muhtar, biraz da çekinerek,
    - Yeğenim çok sağol ama vali bey sana kızmasın.
    - Yok amca kızmaz.
    - Sağ ol yavrum, adın nedir senin?
    - Recep benim adım amca.
    - Yoksa sen vali Recep Yazıcıoğlu musun?
    - He ya..
    Trabzonlu Recep Yazıcıoğlu milletin hizmetkârıydı.
    Mekânı cennet olsun.
  • SENDEN BANA KALAN SON ŞEY
    Çok sigara içerdim, içme derdim sana.

    Neden içtiğini bilmeden.

    Şimdi bende içiyorum paket paket.

    Yazın, kışın karda ellerim donana dek.

    Güneşin altında ellerim terleyene dek.

    Saçlarım, üstüm, her yerim tütün kokane dek.

    İçiyorum çünkü senden kalan tek şey bu.

    Senin bana kattığın tek şey bu.

    Her gün senin kokunu içime çekmek yerine.

    Sigaranın dumanını çekiyorum içime.

    Bazen gözüme kaçıyo duman.

    Yaşarıyor gözlerim, hıh dumanlar süzülüyor gözlerimden.

    Yok ya diyorum, ağlamıyorum.

    Duman kaçtı sadece gözüme.

    Her gece neler yaptığımı düşünüyorum.

    Ben bir şey yapamıyorum çünkü.

    Devam edemiyorum olmuyor.

    Görüyorum ama benimle hayal ettiğin her şeyi.

    Teker teker yapıyorsun.

    Sanki bana inat.

    Söylesene nasıl başarıyorsun.

    Cidden bilmek istiyorum.

    Zor biliyor musun?

    Unutmak çok zor.

    Hiçbir şey olmamış gibi devam etmek çok zor.

    Geçen gün birini aldım hayatıma.

    Senden sonra bana gelen tek kişi o oldu.

    Yaralarını saracam senin.

    Seni kendine getireceğim.

    Yüzünde ki gülümseme ben olacağım demişti.

    Bil bakalım ne oldu.



    Oda bıktı benden.

    Ben bu kadar kötü biri miyim?

    Yaptığım tek şey sevmek.

    Sevmek kötü bir şey mi?

    Bilmiyorum, bilmiyorum.

    3 yıl 3 sene milyonlarca saat trilyonlarda dakika.

    Sevdim hala seviyorum.

    İçimde olan bir yarayı seviyorum.

    Sevdikçe büyüyo büyüyo büyüyo be.

    Bedenimi yakıyor.

    Anlık gülümsemelerim de bile.

    Ne yapıyorsun lan sen diyor.

    Ne yapıyorsun neye gülüyorsun diyor.

    Alıyorum yine, yine anlatıyorum seni.

    Düşünüyorum donuk donuk kül tablasına bakıyorum sadece.

    Seni günüme geceme katıyorum.

    Seni bana katıyorum.

    En çokta canını yakmak istiyorum.

    Bana yaptığın gibi ama yapamıyorum, yapamıyorum olmuyor.

    Sevmeyin arkadaş zarar verebilecek kadar sevmeyin.

    He ama mozoşiztseniz başka tabi.

    Ama inanıyorum be bigün, bigün yüz yüze geldiğimizde.

    Bende gülümseyeceğim sana.

    Seni içimde nasıl yaşattığımı.

    Seni içimde nasıl büyüttüğümü.

    O gülümsemeye sığdıracağım.

    Ve sanki hiçbir şey olmamış gibi.

    Ufak bi hareketler.

    Günlerimin boşa geçmesini sağlayan adama selam diycem.

    Bigün yapacam bigün yapacam.

    O zamana kadar kendine iyi bak.

    Ben yapamıyorum bari sen yap…
  • İnsanlığın yaşamını iyileştirmek istiyor. Bunun neresi yanlış ki?
  • he biliyom. en ucuzu o çünkü. şimdi baklava dünya para ya. o yüzden tulumba seviyor. yoksa tulumba sevilir miymiş? adı üstünde tulumba. o yüzden mecnun hep sana tulumba aldırırdı. derdi ki şimdi babamın üzerinde parası yoktur derdi. şimdi babam üzülür alamazsa utanır derdi. o yüzden tulumba aldırırdı sana. çünkü sen çok güzel bir çocuk yetiştirdin iskender abi.

    https://youtu.be/SCPkqmOHGuw?t=55