• Hoş geldin yorulmuşsundur;
    nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
    ne gül suyum ne leğenim var,
    şerbetim yok ki ikram edeyim
    acıkmışsındır sofralar kuramam
    memleket gibi yoksuldur odam.

    Hoş geldin ayağını basdın odama
    kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
    güldün güller açıldı penceremde
    ağladın avuçlarıma döküldü inciler
    gönlüm gibi zengin
    hürriyet gibi aydınlık oldu odam...

    Nazım
  • Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam Ümmü Haram Validemizde Öğle Uykusunda Gelerek Uyandı
    Anam Babam Sana Feda Olsun Dedi Ümmü Haram Validemiz Nedir Seni Güldüren
    🔹 Ey Ümmü Haram Rüyamda Allah Bana Ümmetimden Bazılarının Denizler Üzerinde Tahtlar Kurduklarını Gösterdi Ya Resullah Dua Et Ben De Onlardan Olayım

    Bi Daha Uyudu Bir Daha Uyandı

    🔸Sen De Onlardansın Dedi Ve Gerçekleşti

    🔹İşte Kıbrıs Ümmü Haram Validemizin Hz. Osman Döneminde 80 Kusur 86 Yasında Varıpda O Topraklarda Hayatıyla Sadakda Ya Resullallah Bir Mucize

    🔸Hendek Günü Semaya Çıkan Kıvılcım Büyük Bir Kaya Çıkmış Efendimiz Eline Balyozu Bir Daha Vurmuş Bir Daha Vurmuş Bir Daha Vurmuş Üçüncü Balyozda Paramparça Olmuş Kaya Her Vuruşunda Semaya Kıvılcımlar Çıkmış
    Sonra Ne Demiş: Bizans Sizindir Sasaniler Sizindir Kisran'nın Kasre Ve Kayserin Sarayları Sizindir

    🔹Şuan Da Ayak Bastığımız Şu Toprakların Fetih Müjdesi Vermişti Konstantiniyye Ahmet b. Hamber'in

    🔸815 Senesinden Sonra 1453 De Bu Topraklar Ezan'a Kavuştu
  • Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali
    (k.v.)'ye bir gün şu suali sormuşlar:
    - "Ya Ali! Allah'ı sever misin?"
    - "Şuphesiz Ya Resullallah!"
    - "Beni sever misin?"
    - "Severim."
    - "Fatıma'yı sever misin?"
    - "Severim."
    - "Hasan ve Hüseyin'i sever misin?"
    - "Severim."
    - "Kalp bir ; muhabbet beş... Bu beş
    muhabbeti bir kalbe nasıl
    sığdırıyorsun?" sualine karşı Hz. Ali
    cevap veremediler. Sonra bu
    meseleyi zevce-i muhteremeleri
    Hz. Fatımatu'z Zehra (r. anha)'ya
    açtıklarında Fatıma Validemiz
    cevaben,
    - "Cihetler ayrıdır ; Allah'ı sevmek
    akıldan, Peygamberi sevmek
    imandan, evladı sevmek tabiattan,
    zevceyi sevmek muhabbettendir."
    Hz. Ali (k.v.) bu doğru cevabı
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e arz
    ettiklerinde Resul-u Ekrem
    Efendimiz (s.a.v.) bu cevabın
    kendisinden olmadığını işareten,
    "Bu meyve (cevap) ancak bir
    nübüvvet ağacındandır"
    buyurdular.
  • Suç O'nda değil. Suç, O'nu biz anlatamadık... O kendini anlatmıştı. Çeyrek asırlık kısa bir zaman içinde yarı yer O'nun sesini duymuştu.

    Beşerin beşte biri "lebbeyk ya Resulallah" deyip karşısında dize gelmişti.

    Ama biz duyuramadık. Düşman gemi azıya almış, esirdikçe esiriyor ve O'na, O'nun dünyasına salyalar atıyor.

    Yeni bir kısım dostlar çıktılar; bunlar da O'nun yerine başkalarını oturtma gayreti içinde. Ayrı bir çarpıtma, ayrı bir saptırma gayreti içindeler. Adeta düşmanla bir kısım dostlar el ele, omuz omuza O'nu hafızalardan silmek, O'nu bize unutturmak, O'nu nesillere unutturmak için yarışıyorlar. Ben biliyorum ki O güzelliğiyle, kendine has cazibesiyle, maşuklara has keyfiyetiyle, azıcık aşka adım atmış sinelerin daima mahbubu, daima maksudu, daima matlubu olacaktır.

    O'nu unutturamayacaklar. Çevrelerine baksalar, çevrelerinize baksanız siz de bunu anlayacaksınız. On beş yirmi yaşında Hz. Muhammed'i anlamak çok zordur. Ama, nam-ı celili anılınca dudağını yalayan insanlar var, göz yaşlarını ceyhun eden insanlar var. Ne on dört asır O'nu unutturabilmiş, ne de şu iki üç asırdan beri, şom ağızların, bir kısım safderun, başkalarına ait ağızlarla bir araya gelip O'nu unutturmaya çalışmaları...

    Unutulmadı. Unutulmayacak. Aksine her gün biraz daha canlanacak, biraz daha tazelenecek, biraz daha sinelerimizde yeni bir Muhammed (s.a.v.) bulacağız.

    Her şey düşlerle başlar. Nesiller onu düşlemeye başladı. Artık rüyalarımıza girdi. Vakıa, pek çoğumuz itibariyle diyeyim beni bağışlayın, O'nu rüyalarda görmek cahillerin tesellisi.. ona da muhtaçtık ya, ona da susamıştık ya. Rüyalarımız bile O'na yabancı olmuştu. Yatınca başka şey görüyorduk, kalkınca da başka şeyin hayalini yaşıyorduk. Demek ki ilk defa kadem bastı gönül tahtına. Allah Resulü ilk defa rüyalarımıza kadem bastı. Ve biz de O'na "hoş geldin ya Resullallah" diyoruz. Gönül tahtına hoş geldin sultanım...

    Gönül koyuyorum. O'nun yerine bazılarını oturtmak istemeleri karşısında gönül koyuyorum. Kendimi de affedemiyorum, yapılanları da mazur göremiyorum, gönül koyuyorum. O, yerine insan konacak bir insan değil.

    Allah mahlukat arasında, varlık arasında eğer eşi olmayan, menendi olmayan, benzeri olmayan birisi varsa O olarak yarattı. Madem ki O, gönlümüze kadem bastı, içlerimizde bir duygu, bir düşünce, bir rüya, bir hülya olarak yeşermeye başladı, gönül yamaçları matlubunu buldu demektir, rüyalarımız aradığını buldu demektir.

    Ve o düşün çok yakın bir gelecekte, Rahmeti Sonsuz tarafından gerçekleştirileceği ümidini besliyoruz. Ümidimiz; şehbal açsın ruh-u revanı Muhammedi her yerde (s.a.v.) Bütün gönüller O'nu duysun, bütün gözler O'nun için yaşarsın, bütün nabızlar O'nun için atsın, bütün kalpler Muhammed diye atsın (s.a.v.)...

    Çünkü, varlığımız O'nunla başladı...
  • ‘’Seyyah-ı alem nedim-i beni-adem Evliya Çelebi, XVII yüzyılda, üç kıtada, yedi iklimde,on sekiz padişahlıkta, yaklaşık yirmi beş milyon kilometrekarelik bir coğrafyada dolaşarak yazdığı Seyahatname’yi dünya kültürüne miras bırakıp son yolculuğuna çıktı. Sessiz sedasız…

    Bir de dileğimiz var…
    Gördüğü rüyada şefaat dileyecekken seyahat isteyen ve dünyayı dolaşan Evliya Çelebi’nin ebedi hayata giden bu son yolcuğunda çok sevdiği Peygamberimiz Hz.Muhammed’in şefaatine nail olması…
    Evliya kuluna şefaat ya Resullallah.''