• Dünya, dostum Govinda, mükemmellikten yoksun ya da mükemmellik yolunda ağır ağır ilerliyor değildir; hayır, her an mükemmeldir o, tüm günahlar bağışlanmayı, tüm küçük çocuklar yaşlıyı, tüm bebekler ölümü, tüm ölenler sonsuz yaşamı kendi içinde taşır.
  • " Hani gözlerin doluyor ama o göz yaşı ordan düşmesin diye gözünü kapatmayıp gülüyorsun ya . O duyguyu asla anlatamazsın. "

    İBRAHİM TATLISES 🌺🌺
  • yüzüne tükürülmez adamlardan tekme yedik valla
    çelme yedik tokat yedik alışkınız acımayın bize
    o yüzüne tükürülmez adamlar var ya
    onlar bile hep bizden yediler
    yediler kollarımızı ellerimizi tırnaklarımızı
    yediler gücümüzü terlerimizi

    Arkadaş Zekai Özger
  • Ve o zaman Ibrahim: " Ya Rab! Burasını güvenli bir belde kıl ve halkını Allah'a ve ahiret gününe inananlarini, çeşitli ürünlerle rızıklandır." dedi. Allah buyurdu ki: Inkar edenleri de rızıklandırır da kısa bir süre hayattan nasiplendiririm. Sonra ateşin azabına mecbur ederim. O ne kötü bir dönüş yeridir.
  • 744 syf.
    ·11 günde·Puan vermedi
    “Bu bir sanatçının hayatıydı. Benim gibi sade bir adamın payına, onu bu kadar yakından izlemek düşüncesi, içimdeki insan hayatına ve kaderine dair bütün duygular, insanca var olmanın bu sıra dışı biçimine odaklandı.”
    Thomas Mann

    Thomas Mann(Ustalık eseri), ironik bir biçimde Almanya’yı savaşa sürükleyen felsefi, psikolojik ve ideolojik ortamı, halkın kaygı vumutlarını, savaşın Alman toplumunun akıl ve ruh dünyasıyla bağını tartışmak için anlatıyor.
    Faust mitini ( Çoğumuz “Faust”u Goethe sayesinde tanıdık. Ancak Faust miti Çok eski yüzyıllara dayanır ve pek çok yazara ilham vermiştir.) Kullanıyor. Sembolik ve ironik epik romanlarıyla sanatçı ve aydınlar üzerinden burjuva toplumuna, özellikle de Alman ruhuna çözümlemeler ve eleştiriler getiren Doktor Faustus romanı, müziği dil ile ifade etmeyi amaçlayan deneysel bir roman ya da epik anlatının bütün katmanlarına yayılan sanat kuramına dair bir deneme olarak farklı perspektiflerden okunabilecek” çok katmanlı ve görkemli bir anlatı...
    Konuları sonuçlandırırsam
    1) Hümanizm ve Faust Arketipi :
    Altı yüzyıldan bu yana, batı sanat tarihinde Faust arketipi gurur, kudret, ilerleme azminin sembolü olmuştur. Faust karakteri geleneksel değerler yerine kendi deneyimlerine dayanan, din yerine aklı temel alan, ruhunu tehlikeye atma pahasına bile olsa kendini bilgiyi aramaya adayan modern insanın özündedir. Rönesans ruhunu temsil eder. Bilimden yana tavır alır ancak kuşkuculuğu elden bırakmaz. Dine mesafeli yaklaşır. Ancak Doktor Faust şeytan ile yaptığı anlaşma sonucunda hümanizmanın bu mirasını reddedince, kaderi değişir. Mann kitabında Almanya’nın beş yüz yıllık ideallerini ve bu ideallerle Üçüncü Reich döneminin çatışmasını irdeler. 
    2) Burjuvazinin Eleştirisi : 
    Birinci Dünya Savaşı sonunda Almanya yeni bir sürece girer. Akılcılığın, etik değerlerin üstünlüğünün ve insancıllığın sonu gelmiş onun yerine zayıfların, özürlülerin, hastaların ayıklanması ile ırkların arileştirilmesi gibi barbarca bir yola sapılmıştır. Kilisenin bu tutum karşısında yer alması beklenirken, tersi olur. 
    Mann aslında bilgili, kültürlü ve entelektüel olan burjuvazinin bu yeni dönemdeki ikiyüzlülüğünü, vurdumduymazlığını, aymazlığını acı bir şekilde irdelemektedir. Devletin üst mevkilerindeki bürokratlar Birinci Dünya Savaşından sonra Almanya’nın içine düştüğü utancın öcünü alma ihtirası içindedirler. . 
    Doktor Faustus’un anlatıcısı Zeitblom, insanların doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edemeyecek kadar yozlaştığını dile getirir. Bunun sonucunda, onları göklere çıkartan ve yeniden doğuş vaad eden liderini doğru değerlendiremediklerini söyler, Mann’a göre burjuvazi ayaklarının yerden kesilmesine izin vermemeliydi. Üniversiteler de dini tamamen entelektüel açıdan ele almakta dinin "sevgi" odaklanmasını devre dışı bırakmaktadır. 
    Kitapta Hristiyan ahlâkının bu şekilde çarpıtılmasının en iyi örneklerini Kumpf ve Schleppfuss adlı iki profesör verir. Şeytani olanın Tanrının yanısıra evrenin bütünlüğüne hizmet ettiğini söylerler. Aklın şeytanî olanla birlikte yürütülmesi ruhunu şeytana satan Faust’un dilemasıdır. 
    1919 larda Sanat uzmanı Kridwiss ve onu etrafında toplanan bir takım aydınlar, burjuvazi yumuşaklığını reddederler. Ortaçağ öncesi akınlarla kuzeyden Almanya’ya inen vahşi kavimlerin barbarlığına geri dönülmesi gerektiğini savunurlar. Kötülük toplumun her kanadına işlemektedir. Aile hayatındaki ahlâkî değerler de kötülükten nasibini alır. Bu kargaşa içinde akl-ı selim sahibi bir kişilik olan kitabın anlatıcısı Zeitblom iyimser hümanistliğiyle, anlayışıyla, merhametiyle olayların dışında kalmaktadır. 
    3)Kötülüğün Estetiği  : 
    Akşam konserlere giden zarif biri ertesi gün binlerce insanı nasıl toplama kamplarına gönderebilir? Bu Nazizm’in insanları hayrette bırakan ikilemidir: 19. Yüzyılın sonlarına doğru “sanat, sanat içindir” mottosu altındaki akıma göre sanatın ahlâk prensiplerine dayanmasının gerekmediği; sanatçınırı kötülükte de estetiği bulabileceğini savunmuşlardır.. Baudlaire’in Kötülük Çiçekleri, Genet nin Çiçeklerin Meryem Anası, Edgar Allen Poe’nun eserleri bu görüşün örneklerindendir. 
    İdealizmin insanın yalnızca entelektüel yanına hitap ettiği, duygusal ve kösnül olanın sanatta bayağı olup olmadığı fikirleri tartışılır. İnsanoğlunun bir yere kadar açık saçıklığa da saygı göstermesi gerektiği fikri savunulur. Çünkü ahlâkı temel alır, moral açıdan koşul koyarsanız müzikte geriye yalnızca Bach kalır ! 
    4) Nihilism – Hiççilik: 
    19. yüzyılda Ivan Turgeniev’in öncülük ettiği nihilizm, (hiççilik) akımı, hiçbir şeyin var olmadığını, hiçbir şeyin bilinemeyeceğini savunan görüştür. Nihilizm öğretisi, bilgi felsefesinde her tür bilginin bir aldanma olduğunu, bilginin var olmadığını; ahlak felsefesinde insan eylemlerini belirleyen değerlerin var olmadığını; varlık felsefesinde hiçbir şeyin gerçekte var olmadığını savunur. Leverkühn şeytanla yaptığı anlaşma süresince hümanizmden nihilizme kayar. 
    5)Yazıda müziği duymak: 
     Engin bir müzik kültürüne sahip olan Thomas Mann müzik betimlemelerinde o kadar başarılıdır ki okurken müziği duyar gibi olursunuz. 
    Felsefeci, sosyolog, müzikolok Adorno ile yakın ilişkide bulunan Mann kitabın müzik bölümlerinde ondan destek alır. Doktor Faustus’taki Adrian Leverkühn karakterini, müzikte on iki ton kuramının yaratıcısı Arnold Shoenberg üzerine modeller. Schoenberg’in anlaşılması zor olan atonal on iki nota sistemi tüm armonileri yıkarak müzikte devrim yaratır. Mann eserinde oniki ton sisteminin” şeytan tarafından sunulmuş bir armağan” olduğunu söyler. 

    6) Alman besteci Adrian Leverkühn’ün bir dost tarafından anlatılan hayatı 
    Thomas Mann Adrian Leverkühn’ün kurmaca biyografik romanında, fevkalade yetenekli, akılcı, mağrur, muhteris bir besteci olan müzisyenin şan, şöhret ve büyük eserler yaratma uğruna şeytan ile anlaşma yapışını anlatır. Mann Leverkühn karakteri üzerinden Almanya’da nasyonal sosyalizmin yükselişi ve düşüşü ile paralellik kurar. 
    Adrian Leverkühn önceleri teoloji ile çok ilgilenir. Ancak şeytanî olana da müthiş ilgi duymaktadır. Sonuç olarak teolojiyi terk ederek kendini müziğe adar. Ancak akılcılığı duygusallığına engel olan sanatçının ruhu özgür değildir. Bir gece şeytan, büyük eserler yaratma tutkusu içindeki müzisyeni ziyarete gelir. Besteciye yirmi dört yıl yaratıcılık bahşedecek ama karşılığında da Leverkühn aşkı tatmayacak, hiç sevmeyecektir. Anlaşma yapılır. Kum saati kurulur. Deha ile taçlandırılan Leverkühn büyük eserler yaratırken bir hayat kadınından kaptığı frengi ile kendi acımasız sonuna doğru yol alır. 
    Leverkühn acılar içindedir. Frengi ilerlemektedir. Bu dönemde şeytanın izin verdiği ilham patlamalarıyla dört buçuk ay gibi kısa bir sürede zamanın ruhundan ve, ayrıca Dürer’in “Apocalypse cum Figuris” adlı tahta oymaları ile Dante’nin cehennem kantolarından etkilenerek “Apocalipsis cum Figuris” (Resimlerle Kıyamet) adlı mahşerî bir eser besteler. Apocalypsis 1926 yılında icra edilir. Zeitblom’a göre eser özlem doludur ama ümitsizdir. 

    “… Dante’nin şiirinden çok şey taşır. Fakat en fazla içinden vücutların fışkırdığı, meleklerin, batışın davullarını çaldığı… Ölülerin dirildiği, azizlerin dua ettiği… kısacası kıyamet gününe dair grupların ve sahnelerin bulunduğu kalabalık” bir müzikal resimdir. (Doktor Faustus.522) 

    Mann Apocalıpsis’i, faşizmle kol kola giren tehlikeli modernist burjuvaların metaforu olarak ele alır. 
    7) 9. Senfoniyi “geri alacağım”

    1929-1930 dönemi ülkeyi ele geçiren ve kan ve alevler içinde batmasına neden olan olayların tırmandığı yıllardır. Leverkühn’ün evlilik planı suya düşer, en yakın dostunu kaybeder. Üzerine titrediği yeğeni menenjitten ölür. Şeytan tarafından sevmek yasaklandığı halde, tutku ile bağlandığı, İsa’nın yeryüzündeki timsali olarak gönderildiği hissini uyandıran beş yaşındaki yeğeni Nepomuk’u sevmiş, şeytanla yaptığı anlaşmayı bozmuştur. 
    Besteci isyan içindedir. Ama Nepomuk’un ölümü ile sevgiyi kaybettiği için şeytan ona yeni bir ilham fırtınası armağan eder. Çığlık çığlığa içine girdiği yeni bir yaratıcılık döneminde yeni bir oratoryo, “Doktor Faustus’un Ağıdı” nı bestelemeye başlar Beethoven hümanizm, iyimserlik, bilim, demokrasi, kardeşlik temalarını işleyen en büyük Alman bestecisidir. Bir anti-Beethoven olarak modellenen Leverkühn çocuk ölünce vahşileşir. 9. Senfoniyi “geri alacaktır.” İntikam alacak, “Neşeye Övgü” nün rövanşı olarak “Mateme Övgü”yü besteleyecektir.  “Çıkıyordum ki, beni durdurdu. Soyadım ile seslenmişti “Zeitblom” Bu çok sert geldi Dönüp baktım. “Buldum,” dedi,
    “bu olmamalı,” Ne Adrian, ne olmamalı?
    “…İyi ve soylu olan ne varsa. İnsanların uğrunda savaştıkları, uğrunda kalelere saldırdıkları, ulaşınca bayram ilan ettikleri ne varsa bunlar olmamalı. Bunlar geri alınmalı. Ben geri alacağım.
    “ Neyi alacaksın?”
    “9. Senfoniyi,” diye karşılık verdi. Başka bir şey söylemedi.
    Ben de beklemiyordum. (s693)
     Leverkühn, Faustus’un cehennem yolculuğunun ağıtını besteler. (The Lamentation of Doktor Faustus) Faustus’un Ağıtı 1930 da icra edilir. Son derece başarılı olan bu ağıt, ürkütücü bir yeteneğin kefareti gibidir. “Cehennem’in oğlunun Ağıdı Tanrının ve insanların en korkunç ağıdı... Doğduğu yerden, dünyadan yükselirken aynı anda kendi merkezini de aşıp bütün evrene yayılmakta,” dır. Eserin final bölümündeki adagio “Neşeye Övgü” şarkısının tam zıddı, negatifidir. Geri alınması gibidir. Bir teselli, bir uzlaşma, bir aydınlık içermez.  "Sonunu dinleyin, benimle birlikte dinleyin. Çalgı grupları birbiri ardına geri çekiliyor, geriye kalan, eserin bittiği söndüğü son ses bir çello’nun tiz sol sesi son söz, havada kalan son ses bir pianissimo fermate halinde yavaşça tükeniyor sonra geriye hiçbir şey kalmıyor – sessizlik ve gece! Oysa sessizlik içinde yankılanarak asılı kalan, artık var olmayan, sadece ruhun kulağının işitebileceği bu nota, matemin sesinin tükendiği nota değil, artık o da fikrini değiştiriyor. O da dönüyor, gecenin içinde bir ışık olarak kalıyor.” (s.711) 
    (1930 yılında, Almanya genelinde en sonda olan Nazi partisi ikinci sıradan meclise girer. İlk oturumda adları okunan milletvekilleri isimlerini söyleyerek “Heil Hitler” diye yemin ederler. “Fırtına Bölüğü” olarak adlandırılan kahverengi gömlekliler Yahudi işyerlerini talan ederler. Leverkühn’ün vedası da bu olayın geçtiği 1930 yılına denk gelmektedir. Mann Leverkühn’ün 9. Senfoniyi “geri alma” kararını faşizmin ilk yıkımının metaforu olarak ele alır.) 

    Thomas Mann, etrafındakilere, okuruna karşı pek merhametli bir yazar olmadı belki ama bize ‘insanca var olmanın’ her halini yeri doldurulamayacak romanlarla anlattı. Doktor Faustus da diğer eserleri gibi ‘sıradan’ olanın sınırlı vaktinden sıyrılıp kendi zamanının çok ötesinde yaşamaya devam edecektir.

    Iyi okumalar bir baş yapıt
  • 320 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Kitap hakkında diyebilecek o kadar çok söz var ki ve bana da ruhumu doldurma açısından o kadar iyi geldi ki anlatamam. Kitabı tam yerinde ve tam zamanında okumuşum gerçekten.

    Öncelikle Şairül İslam'ın yazım dilini çok beğendim o kadar akıcı yazmış ki resmen sayfalar elimden aktı ve kısa sürede bitirdim.

    Maneviyatı o ruh beslenmesini çok güzel anlatmış ayrıca peygamber efendimizden ve bir kısım evliyadan kıssalarla da sözlerini taçlandırmış. Bana sadece yorucu gelen şey bazı kelimeler Arapça olduğu için anlamlarını google dan araştırmak oldu. Ama kitabın sonlarına yaklaşırken bunu da boş yere yaptığımı anladım. Çünkü yazarın şöyle bir yöntemi var. Önce kelimenin Arapçasını veriyor daha sonra ne yapıp edip aynı cümle ya da aynı paragrafta o kelimenin Türkçe karşılığını da bildiriyor.

    Ben kitabı şiddetle tavsiye ediyorum çünkü kendimizi o kadar günlük ve dünyalık olarak yaşatıyoruz ki böyle güzel manevi hisleri geriye atıyoruz. Hayatımızda bir farkındalık adına böyle kitapları arada okuyalım ve okutalım ve ruhumuzu dinlendirelim. İyi okumalar...
  • 368 syf.
    ·Puan vermedi
    Candan'ın Islam tarihinde ifrat ve tefritten kaynakli problemleri olay ve şahis merkezli ele aldigi bir eseri. Yani elinizde guzel bir arşiv de olur bu konu baģlaminda. Elestirel bir eser. Konuya merakiniz varsa okuyun ki kütüphanede bulundurulabilecek bir eser ayni zamanda. Zaman zaman o konu ile ilgili tartişma ya da merakta incelenir. Guzel bir arastirma kitabi bence.