• Tek kelime okumadan, hiçbir şey düşünmeden
    ya da uyumadan
    Yatağında akan bir nehir gibi hayatın içimde akıp
    gittiğini hissetmek
    Sonra da, dışarıda, uyuyan bir tanrı gibi o uçsuz
    bucaksız sessizlik.
  • Dünya hesap değil, nasip yeri.

    Nasipte ne varsa o gelir önüne

    Bak Ayet ne diyor;

    Şüphesiz, Rabb'in sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın. (Duhâ 5 ) 🌷🌷🌷
  • %52 (200/392)
    ·1/10
    Tam bir yıkıksın kafka. Dayanamadım mektuplarına. Bir kadın için sağlığından bile oluyorsun inanamıyorum sana. O kötü üslubun diğer kitaplarına da yansımış bu arada.
  • Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
    Oysaki seninle güzel olmak var
    Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
    Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
    Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
    Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
    Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
    O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
    Derken karanfil elden ele.
    Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
    Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
    Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
    Birleşiyoruz sessizce.
  • Ah! Kibir ve tutkuyla gözünün döndüğü o canavarca anda nasıl da dua etmişti, portre gelip geçen ömrünün tüm yükünü sırtlasın da kendisi ebedî gençliğin ihtişamını sürsün diye. Tüm hüsranlarının sebebi oydu. Oysa işlediği tüm günahların cezasını anında çekseydi onun için çok daha iyi olurdu. Ceza çekmenin insanı arındırıp temizleyen bir yanı vardı. Insanın hakkaniyetli bir Tanrı'ya ettiği dua "Günahlarımızı bağışla," değil de, "Yaptığımız kötülükler için bizi cezalandır," olmalıydı.
    Oscar Wilde
    Sayfa 254 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • ALINTIDIR.

    Emrah Akgün
    CUMHURBAŞKANI’NA MEKTUP!
    Sayın Cumhurbaşkanım!
    “Karınlarını biz doyuruyoruz, oy vermiyorlar" diyorsunuz da; siz kaç yıldır elektrik faturası ödemiyorsunuz?
    Doğalgaz mesela, hiç böyle bir fatura gördünüz mü?
    Peki, hiç arabanızı benzin istasyonuna çekip, kendi benzininizi aldınız mı? Hem de kendi paranızla ama...
    Mesela siz, çocuğun bu sene yurt masrafı ne olacak diye düşündünüz mü? Sınava giriş ücretini ödeyemediğiniz için, sınava sokamadığınız evladınız oldu mu?
    Doğru söyleyin lütfen, Emine hanım, pazarda peynirin kilosunun kaç tl olduğunu bilmeyeli kaç sene oldu?
    İlk evinizi nasıl aldınız?
    Kaç senedir kira ödemiyorsunuz?
    Sıfırdan gelip, kaç mülkünüz oldu?
    O milyonluk araçlara sahip olmadan önce, onları ilk ve ancak rüyada görebiliyor olmanızın üstünden kaç sene geçti?
    Adına kesilmiş tek bir fatura görmeden 30 yılı aşkın bir zaman yaşamak nasıl bir duygu?
    Tatile ya da doğduğun yerlere giderken bütçe planlaması yapmak zorunda olmadan kaç yıl geçirdiniz?
    "Elbette ki en lüks uçak bana ait olmalı" diyecek ruh haline ve imkânlara sahip olalı kaç sene oldu?
    Bunların hiç biri artık sizin sorununuz değil, neden mi? Çünkü o faturaların hepsini biz ödüyoruz.
    Boğazınızdan geçen her bir lokmanın ücretini biz ödüyoruz. Size saraylar yaptırıyoruz. Dünyanın en pahalı makam uçaklarını alıyoruz size. Dünyanın en pahalı arabalarını alıyoruz size ve çocuklarınıza. Çocuklarınızın hepsini yurtdışında, en pahalı okullarda okuttuk mesela, hem de bizimkiler sınava girecek parayı bulamazken. Siz her gün bu milletin çocuklarının geleceğini tehlikeye sokarken, biz sizin çocuklarınızın hepsinin geleceğini garantiye aldık. Başka devletlere itibarınız olsun diye, eşiniz hanımefendi alışverişini rahat yapsın diye, Belçika gavur ellerinde cadde kapattık. Sizin yedikleriniz içtiklerinizin adını bile bilmediğimiz, telaffuz edemediğimiz halde hepsinin bi tamam paralarını biz ödedik. Siz son otuz senede hiç fatura görmeyip, herhangi bir ödeme yapmadığınız için hepsini biz ödedik. Ee, bunları birileri ödeyecekti elbet, biz ödedik. Hatta siz alınmayın diye birçok şeyi de "örtülü ödenek" den ödedik.
    Biz kim miyiz?
    Mesela aramızda yerin 500 m altında asgari ücretle çalışan madenciler de var. Berber, kasap, mobilyacı, mimar, doktor da var. Artık ürün ekemeyen çiftçiler, hayvan yetiştiremeyen köylüler de var, iş adamları da var aramızda.
    Meselâ iş çıkışı biraz gezeyim derken tecavüze uğrayan, sonra da size yakın kişiler tarafından "o saatte sokakta ne işi vardı" denilen kadın var ya, o da çok faturanızı ödedi sizin.
    Şehit aileleri bile, içtiğiniz o ejderha meyvesi suyunun parasını ödedi. Millet yani yahu, millet. Yani bizler. 30 senedir biz bakıyoruz size. Yemedik yedirdik, giymedik giydirdik. O iş öyle sizin dediğiniz gibi değil, siz bizim karnımızı doyurmadınız, biz sizin karnınızı doyurduk. Hatta görülüyor ki başka bir insan olmanızı da sağlamışız. Sizin bu söyleminiz dünya siyasi tarihi için yabancı değil, 'sizi ben yarattım' deme noktasına gelmenize sanırım az kaldı.
    I
    Emrah Akgün
    "Ben Kara Fatma"yı yazan.
    Tiyatro oyuncusu, Yönetmen ve Ressam.
  • Araf mı  dedin...?
    Sus o vakit ...
    Başka kelam etme...

    Değil  miydi ki gönlümüzü hüzne bürüyenlerden bir tanesi...
    En az iki seçenek vardır dahasi  da mümkün ,
    Olması gerekeni mi yapacaksın
    Olmasını istediğini mi seçeceksin...???

    Evet evet
    Araf'tan  bahsediyorum...

    "Insan=Araf" diyorum .
    Öyle  değil mi , arafla yaşamıyor mu insan.
    Hayalleri, hedefleri, yaşantısı, imkanları, imkansizliklari... arasında kalmıyor mu ?
    En çokta nefsiyle savaşıp ARAFta yasamiyor mu insan.
    Hayat dahi bir araf iken insanın arafta kalması çok bir şey degil  esasında ...
    !Insanlar icinde insan olmak/olabilmek/kalmak ya da hayvanattan daha aşağı dereceye düşmek...!¿¿¿

    Mühim nokta tarafını seçmek, seçebilmek, istikrarlı olabilmek ve de kalabilmek...
    Tabii seçmek hususunda da arafta kalıyor insan, yol almak hususunda da...
    Seçmeli insan doğruyu, hak olanı, olması gerekeni... seçmeli nefsini bir kenara bırakıp geçebilmeli kendinden... (Müptedi/18.12.2017)