• Sıtkı Bey:
    -Sen de mi halkımızı bilmiyorsun?O gayret, milletin kanında var!Herkes anasından o vatanseverlikle doğuyor!
    İslam Bey:
    -Ben o sözüne belki senden fazla inanırım. Fakat siz de bu milletin daima önünde bir örnek görmeye,bir büyük adam bulmaya muhtaç olduğunu inkâr edemezsiniz ya!
    Namık Kemal
    Sayfa 63 - İş Bankası Yayınları
  • 764 syf.
    ·10/10
    Off. Bu seriye aşığım aşık. Kesinlikle favorim net yani. Hele Sarah J. Maas.. bayılıyorum sana ve kalemine. Kitaplar da gücü elinde tutan kurgusal karakterlere bayılıyorum. Okuması ayrı bir keyif veriyor. Bu seride de işte bu var. Bu kadının kalemini o yüzden ayrı bir seviyorum. Cam Şato serisine de inşallah kaldığım yerden devam edeceğim diyerekten yoruma geçiyorum.
    -
    •Serinin 3. ve son kitabı olduğu için ne söylesem spoiler olacak, bu yüzden ne kadar sayfalar dolusu yorum yazmak istesem de susuyorum. Karakterlere gelirsek, 'RHYSAND' sen açık ara en sevdiğim kitap karakterisin. Çok seviyorum çok! Feyre seni de seviyorum ama Rhys'in yeri bende ayrı. Cass, Azriel.. her bir karakteri o kadar güzel ki.. (Tamlin hariç ahhaha. Ya napiyim bir türlü ısınamadım bu karaktere. Eminim okuyanlar da benim gibi düşünüyordur.)
    -
    •Aslında son sayfayı da okuyup kitabın kapağını kapattığım da düşündüm, "Değdi dedim, sindire sindire okumama değdi.." Kitap o kadar akıcı ki sayfa sayısı sizin gözünüzü korkutmasın. Bir oturuşta bitebilecek bir kitap, o yüzden sizde benim gibi yapın ve sanki onca olanları siz yaşıyormuşcasına, kitabın sayfaları arasında ki sizmişcesine okuyun. Sindire sindire hissederek okuyun. Gözüm kapalı öneriyorum. 10 üzerinden 11..
  • 80 syf.
    ·Puan vermedi
    bu kadar etkileşimin oldduğunu keşfedince biraz heyecan yapıp yazılanın görüldüğü bir mecra kefşetmiş olduğum için incelememi bilgisayar başına geçip daha geniş bir perpektifte yazmaya karar verdim.

    teşekkürler şimdiden.

    Şimdi soruyorum size!

    Kimdir böcek ha?

    Şöyle der kabataslak anımsadığım kadarıyla "gregor samsa bir sabah hummalı rüyalardan uyandığında kendini kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak buldu"

    Şimdi soru yine şu; kimdir böcek?

    Gregor samsa toplumum mahalle baskısı daha aza indirgersek aile baskının buna şirketteki müdürü annesi babası arkadaşları vs hepsi dahil ederek düşünmek istiyorum. tüm bunlara karşı bir böcek olmak bir sabah ne kadar kötü olabilirdi.

    ya abi böcek değil o metafor laaaan??? tamam geçelim bu ekşi sözlük goygoyunu.

    ben de bunu diyorum şöyle düşün bir sabah uyandın ama önceki 1000 sabah uyanıp işe gittin evin kredisini evin ihtiyaçlarını karşıladın.

    ve bir sabah uyandın dedin ki böceğim ben bitti benden bu kadar ben galiba böceğim bu birinci düşünce şöyle
    her sabah işe git hırçın bir şekilde dışardaki hayata kafa tut
    metrobüse bin metro elinde çanta sigorta şirketi araba vermemiş bir şeyler düşün bunu hayal et kendini düşün
    düşündüm.

    askere gideceğim bir dönemde celp kaybı yaşadığım için 8 sene boyunca çalışıp işten ayrıldım ve 6 ay yatmak gibi bir boşluğa düştüm ki dinlenmiştim.
    o ara bir sabah annem üstümden yorganı çekti ve git iş bul dedi.

    erkeksin sen toplumda senin yerin eve ekmek getirmekle yükümlü.

    o dönemimi gregor samsa olarak geçirdim
    2. düşünce ya da gregor samsa olmayı seçtim ben miydim böcek yoksa siz miydiniz?

    böcek muamlesi görüyordum ki böcekler gibi karanlıkta yaşıyor gündüzleri uyuyordum. bu mental bir durum diyelim işin felsefi metafor tarafına gelirsek iğrenerek bakılırsın.
    ha bir sabah böcek olarak kalktın
    ha bir gün filanca kişi adam olmaz o tembelin teki dedi. aynı şeydir bu ikisi.

    ya da benim gibi asıl böcek sizlersiniz dersin
    ben kitabı okuduğumda asıl böceğin gregor'un dışında kalanlar olduğunu düşünmüştüm.
    sonuçta kendin olmak böcek olmak demek değildir.
    dışa vurmanın karşılığı böceklik metaforuyla yaftalanır. doğrudur. doğrudur diyorum çünkü
    şöyle demiştim geçen bir yazımda
    bir suçu kaç kişi aynı anda işlerse o artık suç olmaz?

    bu kitabın bende iki yüzü vardır

    ya sana böcek muamelesi yaparlar kuralları reddettiğin için o sabah işe gitmedin diye mesela bir arkadaşım 10 yıldır çalıştığı işe bir cumartesi günü hasta olduğu için 10 yılda bir o gün gitmemiş

    pazartesi herkes sormuş nasıl olduğunu
    sebebi şudur sen rutini bozarsan tepki alırsın sen rutini işleyişi aksatırsan tehdit olursun o zaman sana böcek derler

    ya da yeraltından notlardaki gibi faresindir.

    size şöyle bir spoiler da vereyim bu kitabın çıkış noktası zaten yer altından notlar kitabındaki bir cümledir.

    40 yaşında bir fare gibi bir cümle geçer 8. sayfa veya o civarda bir yerde.

    benim daha kati görüşüm gregor dışındakilerin böcek olmasıydı
    bana göre gregor hariç herkes böcek oldu o sabah
    hadi oradan böyle saçmalık mı olur ha?

    olur kitabın sonunda gregor'un kız kardeşiyle ilgili bir bölüm vardır. kız kardeşinin güzelliştiğini fark eden ebeveynler ona iyi hatrı sayılır ünvanlı bir koca bulma hayaline kapılıyorlardı.

    tam da bu noktada gregor samsa'nın acısı çoktan unutulmuştu.

    yani koskoca mesele aslında o aile ve diğerleri için küçük bir badireydi.

    şimdi son kez soruyorum kimdi böcek?

    son bir dipnot düşeceğim. babam yıllarca hayırsız bir adam olarak yaşadı savruldu hayatın yeliyle kimseye de bir gram faydası olmadı ki zararı vardır. ben de elimden geldikçe çalıştım dürüst biri olamya gayret ettim biraz aptal ve korkak bir adam olduğum için bu şekil ilerledi hayatım. geçen yaz bir masada oturduk yıllar sonra bizi terk ettikten yıllar sonra ve o an şunu düşündüm babamın yüzünü inceledim yaşlanmıştı yanındaki belki de 5. eşi bilmiyorum düşündüm serseri bir hayat sürdü şimdiye kadar çok iyi biliyordum bunu
    ve onu incelerken geçirdim içimden
    ben miydim böcek yoksa sen mi? dedim içimden babama.

    veya

    Gregor mu yoksa big brother mı? (giderayak 1984 de vurduk)
  • 432 syf.
    ·6 günde·10/10
    İlk önce şu yorumu yapacam.
    Bu kitap listemdeydi ve hep okumayı geciktirdim. Ama siz asla geciktirmeyin ve ilk fırsatta okuyun. Kendinizi keşfedin.
    Bence kitabı okuyan da okumayan da pişman
    Okumayan okumadığı için
    Okuyan da daha önce okumadığı için



    Bruner'in zihinsel acısını
    Nietzsche'nin ümitsizliğini,
    Yıllarca yitirilmiş bir aşkın ve uğradığını düşündüğü ihanetin acısını konu ediyor.


    Hayatla olan benzetmeleri, cümleleri insanı iç aleminde bir sorgulamaya götürüyor.
    Sizde ufaktan derinlere inmeye başlıyorsunuz.
    Ve bu acılarla nasıl yüzleşilir ve nasıl kurtulunur onu öğreniyorsunuz.

    Kurgusu çok akıcı ve dili sade.
    Genelde felsefe ve psikoloji kitaplarından korkar ya da ön yargılı yaklaşırdım. Bu kitap hem ön yargılarımı yıktı hem de  merak duygumu kabarttı. Bu haliyle de kitaba ısınıp sıkılmadan okudum.


    Ve kelimelerin, düşüncelerin insanın hayatına nasıl bir etki bıraktığına bir daha şahit oldum..

    Kitap sizi güzel bir yolculuğa çıkartıyor.
    Kitabın bitimine doğru sanki o odada gibi hissediyorsunuz. Ordaki hüznü hissedebiliyorsunuz.



    En heyecanlı yerler ise Nietzsche ile Bruner'in arasındaki diyaloglar.
    Beraber hayatı, acıları, korkuları, varoluşu  sorguluyorlar. Ve bu sorgulamada sizde ordasınız. Hatta bazen roller de değişiyor .
    Doktor hasta, hasta ise doktor oluyor.

    Kitabı okurken karakterlerin gerçekten acı çektiğini hissediyordum.

    Nasıl başlayıp nasıl bittiğini bilemedim.

    Kitabın başlığını bittiğinde daha iyi anlayacaksınız. Çok uygun bir başlık olmuş.

    Kitabın arkasındaki yazı  beni  çok etkiledi ve kitaba öyle başladım.
    "Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere..."

    Bende çekinmeden okudum..
    Kitaptan aldığım notlar ise beni gerçekten çok etkiledi ve bu notları da sizinle paylaşmak istedim...



    Kitaptan aldığım bazı notlar :


    “Zaman durdurulamaz :
    Bu bizim sırtımızdaki en büyük yük. En büyük mücadelemiz de bu yüke rağmen yaşayabilmek. "



    " Arzu edilenden çok arzu etmeye aşığızdır. "



    #60359529

    #60359396

    #60228438

    #60150512

    #60146881

    #60079643

    #60077445

    #59995811
  • Dokunmadan görmeden birine aşık olabilir misin?
    Peki kokusunu bilmediğin birinin kokusunu nasıl hissedebilirsin?
    Aşk cesur mudur ? Ya da her aşk cesurlaştırır mı birini?
    Evet aşık olunur hemde öyle güzel olunur ki. Çünkü bedeni değildir sevdiğin. Ruhunu seversin. Senin içindedir o. Her hücrende hissedersin. Ama zordur öyle sevmesi acıtır çok acıtır. Kalbinden çıksa aklından, aklından çıksa kalbinden çıkmaz. Zira görmedim ki bir saniye bile olsa çıktığını. Neyse.
    Oysa siz ruhları başkalarına ait olan bedenleri sevmeyi seçersiniz. Kolay olan odur çünkü.
    Ah!
    Ruhuma dokunan adam.
    Ruhuna dokunduğum adam.
    Ama her aşık cesur olamazmış demek ki, beceremedim beni affet.
  • 536 syf.
    ·6 günde·9/10
    Da Vinci Şifresi'nin yazarı Dan Brown'dan sürükleyici bir roman.

    Açıkçası yazarın Da Vinci Şifresi kitabını ilk okumak isterdim ama artık bununla başladım.

    Kitabın konusunu oldukça merak uyandırıyor.
    Baştan sona sürükleyici bir roman.

    Biz insanların başlangıcı bazı şeylere dayandırılıyor örneğin; Adem ve Havva'dan geldiğimiz ya da Darwin teorisi gibi... Tabi bunlar bilindik şeyler.
    Peki bir ihtimal daha varsa?

    Nereden geldik? Nereye gidiyoruz?
    Eminim bir çoğunluğunuz "Allah'tan geldik ve yine Allah'a gideceğiz." Diyeceksiniz (Bende bunu diyorum ve inanıyorum.). Peki bu cevabı vermeden önce kitabı okumaya ne dersiniz?

    Edmond Krisch bu sorunun cevabını verebilecektir ve bunu tüm dünyayla paylaşmayı hedefliyor.
    Tabi bunu tüm dünyaya duyurmadan önce, insanların bu duruma nasıl tepki vereceğini merak ettiği için önce üç büyük din olan İslam, Musevi ve Hristiyan din alimleriyle paylaşır. Bulduğu şey din adamlarını bile şaşırmıştır çünkü Edmond'un bulduğu şey dinleri bile sarsacaktır.

    Peki bu bulduğu şey nedir?
    İşte asıl soru bu.

    Mekanların gerçek, olayların kurgu olduğu çok başarılı bir kitap.

    Kitabın kalın olduğuna bakmayın, o kadar sürükleyici ve merak uyandırıyor ki siz bile nasıl bittiğini anlamicaksınız.

    Okuyacaklar için keyifli okumalar ;)