• Dünya inovatif/yenilikçilik sıralamasında Türkiye 68'inci sırada. Şaşırtıcı mı, değil. Çünkü... Türk çocuklarının dünyada "yaratıcılık ve problem çözmede" başarı oranı 2.2. Güney Kore'nin ise 28!
    Dünyada bilgiye dayalı bir ekonomi kuruluyor. Bunun temel Osmanlıca ya da din bilgisi değil; matematik-fen; yani yaratıcılığa dayalı eğitim!
    Bugün dünyada eğitim denince ilk akla gelen neden Finlandiya oluyor? Finli çocuklar matematik, fen ve okuma becerilerinde dünya zirvesinde çünkü. Bilgiye ulaşmąda Finlandiya dünyada ilk sırada yer alırken; biz 154'üncüyüz!
  • İsim ne oldu? Ulak ve Savaş olmasına hiç taraftar değilim, birincisi nedense her söyle-diğim insan tarafından yadırgamyor, İkincisi de hem bugüne uygun değil, hem de çok fena tanınmış aşağılık bir dergi ile iltibasa meydan verecek, herkes bizi militarist sanacak. Bence ya Dünya, Türkiye, nevinden alelade bir kelimede yahut da Barış, Hürriyet, Demokrat nevin-de kısmen meşrebimize uygun bir isimde karar kılınmalı
  • Orta Asya'dan gelen bu fetih akınlarının sonuncularından biri de Türklerdi.
    Yaklaşık bin yıl önce Orta Asya'dan gelen Türk süvariler Anadolu'ya ve Hindistan'a saldırmaya başladılar.
    Anadolu'ya fethettiler ve tarihin en ünlü kuşatmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'u da alarak bunu taçlandırdılar.

    Anadolu'ya fetheden Türklerin evlatları o yıllardan beri Türkiye'ye hakimdir ve Türkçeyi Anadolu'ya yaymışlardır.
  • 339 syf.
    ·Puan vermedi
    Türkiye'nin yakın siyasal ve sosyolojik tarihine ışık tutan bu kitap sayesinde kadın hakları için mücadele eden nice kenarda kalmış daha doğrusu itilmiş kadını öğrendim.
    Türkiye Cumhuriyetinde kurulan ilk siyasal partinin Türk Kadınlar Birliği olduğunu öğrendim.
    Cumhuriyette kadına ve aileye karşı bakışın ve politik planların temelinin Osmanlı'nın son dönem aydınlarına dayandığını özelikle de Ziya Gökalp'ın Türkçülüğün Esasları'nda bunu ne kadar temellendirdiğini öğrenerek şaşırdım.
    Muhafazarlık ve modernliğin birleştirilerek kadına bakışın nasıl değiştiğini devletin bekası ya da başka herhangi bir sorun patlak verince ilk gözden çıkarılanın kadın hakları olduğunu üzüntüyle okudum.
    Fakat artık gözüm ayrımcılığı daha net seçiyor ,politik çıkarlar uğruna göz ardı edilen kadını daha net görüyor.
  • 185 syf.
    ·41 günde·Beğendi·9/10
    Okudukça aldı beni varoluşsal bir çürüme
    Çoran emmi zehir kattı sanki yaşam kürüme
    Bir küp buzdum, her sayfada aldı beni erime
    Diyor ki ben çok yaşadım, intihar et sen yerime

    Kırk bir günde bitmiş kitap; kalmadı güç, oldum bitap
    Pek karamsar Çoran emmi, herkeslere etmez hitap
    Nasıl da kahkaha atar düşse kafamıza mehtap
    Seni hiç mi sevmediler, az munis ol Çoran emmi

    Aşık Hüsüş bezdi candan, zerk ettin zehrini bana
    Al kanımı, gözyaşımı; iç rahatla kana kana
    Zaten mutsuz, derbederiz sonuçta Türkiye bura
    Gene de pek sevdim seni, haydi uğurlar olsun sana

    "Çürümenin Kitabı"na her ne kadar içinde kitap ismi de geçse, bir kitap tanımın tüm sıfatlarını barındıyor da olsa kitap demek kolaycılık ve hafifsemecilik olur. Bu "şey", kitaptan farklı bir "şey". Elinizde bu "şey" olsa ve gözleriniz sayfalarında dolaşırken biri gelip de size dünyanın en saçma sorusunu sorup "Ne yapıyorsun?" dese, "Kitap okuyorum." demek doğru bir cevap olmayacaktır.

    Abarttım mı biraz? Benimki abartmaysa siz bir de Cioran'ın abartmalarına kulak verin: " Bir din, kendini dışlayan doğruları hoşgördüğü zaman tükenir; artık adına öldürülmeyen bir tanrı da gerçekten ölmüş demektir." s.176. Aynı sayfadaki bir başka tespit: "Ürküntü devirleri sükunet devirlerini bastırır; insan, olay bolluğundan ziyade olay yokluğundan rahatsız olur; tarih de onun can sıkıntısını reddetmesinin kanlı ürünüdür." İşin tuhaf yanı başlangıçta abartılı gelen bu cümlelerin kısa bir süre sonra makul geliyor oluşu.

    İlçemizdeki küçük bir okuma grubuyla Mart ayında belirlediğimiz bu kitabı satın alan on kişiden sanırım iki ya da üç kişi bitirebilmiştir şu bir, bir buçuk aylık süreçte. Yarısı da yarısına gelmeden havlu attı. Yani Bereketli Topraklar Üzerinde'de sık geçen bir kalıpla ifade etmek gerekirse Çürümenin Kitabı "zorlu" bir kitap. Peki neden? Kitap iyi kitap, sıkı kitap, farklı kitap ama bir kere kitaptaki neredeyse her cümle ağır ve kompleks önermeler içeriyor. Yani bu kitabı milföy hamuru gibi düşünebiliriz: Uzaktan bakınca ince, düz bir hat ancak yaklaşıldığında aslında çok katlı, çok katmanlı olduğu fark ediliyor. Her bir bölümü hakkını vererek, anlamaya anlamlandırmaya çaba harcayarak okumak istenirse beş sayfadan sonra dayak yemiş hissi uyandırıyor. Sonra bu önermeler maalesef hiçbir şekilde somutlaştırılmaya sokulmamış, örneklendirilmemiş. Cümleler oldukça soyut kalıyor. Son olarak da Cioran farkında olup da duymak istemediğimiz şeyleri bağırmak; görmemek için kafamızı devekuşu gibi yerin dibine sokmak istediğimiz şeyleri domuzuna gözümüze gözümüze sokmak istiyor. Bu da insanı bir yerden sonra tehlikeli bir ruh haline sevk ediyor ama girince alışıyorsun.

    Ben okurken ilk otuz sayfada çok zorlandım; elli ve doksanıncı sayfalar arasındaki bölümleri anlayabilmek namına birkaç kez okumak durumunda kaldım ama bir süre sonra ya yazarın dili daha anlaşılırlaştı ya da ben yazarın anlatımına alıştım, bir şekilde daha akıcı bir okuma sürecine girdim. Tüm zorluğuna, yıpratıcılığına rağmen iyi ki okumuşum dediklerimden oldu "Çürümenin Kitabı".
  • 288 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Bu kitabı okumaya başlamadan önce yazar hakkında biraz bilgi sahibi olunmasında fayda var. Yazarın maceralı hayatı kalemine de işliyor. Türkiye de daha çok Bozkurt Mustafa Kemal kitabıyla tanınıyor. Yaşam öyküsü anlatıldığı için buradaki bilgilerin başka kaynaklarla birlikte karşılaştırılmasında fayda var. O doğrultuda yazar H.C.Armstrong'un kişiliği, yaptıkları, yaşayışı, görevi ve bulunduğu yerler bilinirse kitap daha da iyi anlaşılabilir.

    Yazar kitabın giriş bölümünde, yaşayan birisini anlatırken yaşadığı zorluklara değinir. Avrupalı okurların Doğu'ya, Doğu'nun da Batı'ya bakış açılarını irdeler. İki taraf arasında bulunan zıtlıklar tam anlaşılmayabilir şeklinde ifade eder. Çünkü Batı'da çok eşlilik suç ve hapis cezası ile cezalandırılırken, Arap yarım adasında ise normal karşılanır. Aynı şekilde zina konusunda yaşanan farklılığa değinir.

    H.C. Armstrong, İbn Suud hakkında bu kitabı yazarken karşılaştığı en önemli sorunun, yeterli kitap, dergi, belge olmamasını özellikle vurgular. Ama iki isimden bahsetmeden geçmez. Bunlar: John Philby ve er-Reyhani'dir. Armstrong sadece yazılı değil sözlü çalışma yoluyla da bu kitabı oluşturmuş.

    Yazar kısa bilgilerle önce Arabistan'ın fiziki ve coğrafi yapısını okuyucuya anlatır. Daha sonra ailenin şeceresi hakkında bilgi verir.

    İbn Suud'un hayatından kesitler sunuluyor. Babasının gölgesinde geçirdiği çocukluğu, evliliği, gençliği; sonraki zamanda liderliğe giden yolun içindeki düşünceler, onu olgunlaştır. Bunları geçişler halinde kısaca anlatıyor. Aile hayatı dışında kabileler arası çatışmalar, birlikler, ayrılıklar da yer alıyor.

    Armstrong bunları anlatırken de, ibn Suud'la tanışmasının ve görüşmesinin etkisi ile Suud'u yere göğe sığdıramaz. Bunu yapabilir, büyük, güçlü vb. ifadelerle Suud'u yüceltir.

    İbn Suud'un Türklere olumsuz bakış açısını, hem tarihi hem de dini açıdan yansıtır. Osmanlı, Arap yarımadasında sadece kıyı bölgelerinde varlığını sürdürürken bunu da o bölgeler de bulunan güçlü aşiretler yoluyla gerçekleştirir. Bunlar zamanla Osmanlıya da başkaldırırlar ama İngilizlerle ise işbirliği içine girerler. İbn Suud'la İngilizleri birleştiren nokta da burada ortaya çıkıyor: İngilizlerin Hindistan yolunu garanti altına alacak bir yapı içine girmesi; İbn Suud'un da Vehhabi inancı eşliğinde güçlenmeye çalışması.

    Kabile yaşantısından bir devlete giden yolun kumlu, tozlu, taşlı yolları anlatılıyor. Suudi Arabistan devletin kurucusu ve ilk kralı Abdülaziz İbn Suud'un yaşam öyküsü.

    Kitap Vehhabilik düşüncesine çok değinilmeden siyasi ayağı anlatılır. Kabileler arası çatışmalar, çekişmeler, anlaşmazlıklar; gün içinde değişen ittifaklar, sürekli değişen köyler, dini yapılanmadan çok siyasi ve çıkar üzerine dayanmaktadır.

    Sonuç olarak şunu diyebiliriz: Arap yarım adasında dünden bugüne değişen çok fazla bir şey yok. Dünkü tutumlarının aynısını - sadece zaman değişmiş- bugünde devam ettiriyorlar. Birlik, beraberlik ya da kardeşlik (ihvan) sadece sözde kalıyor. Kabile unsuru (güç, şatafat, büyüklük, hakimiyet), dinsel unsurların (mümin, kardeşlik vb.) üzerinde olmaya devam ediyor. Eğer bugün Suudi Arabistan ile komşuları arasında (Arap oğlu Arap olsa bile) sorunlar devam ediyorsa, bunun da kökeninde bedevilik ya da kabilecilik olgusu yer alıyor.

    Kılıcın gölgesinden (bugün silahın) korkan kabileler uyumlu bir şekilde varlıklarını sürdürmeye devam ediyor. Ama şartlar değiştiğinde yarın ne olacağını da kimse bilemez.

    İbn Suud, dağınık bedevileri bir araya toplayıp, bunlarla işbirliği yaparak ve zor olanı başararak bir devlet kurar. Yıllar süren mücadeleden sonra hem kendini hem de siyasi- dini düşüncesini o coğrafyaya kabul ettirir. Türklerden ve Şiilerden nefret eder ve zorunlu olmadıkça bir araya gelmek istemez. Bu nefret unsuru hala varlığını sürdürmekte. Sadece, değişen şartlar doğrultusunda ekonomik gücün verdiği rahatlıkla bazı duygulara ket vurulmuş. Ama İngilizseverdir. Onların gücünü, desteğini unutmaz.

    Yazıldığı dönem itibarıyla (1934 yılında ilk baskısı yapılmış) özellikle İngilizlere Arap yarım arasında kurulan bir Arap devletini anlatması bakımından önemli bir kitap.

    Notlar:

    ++ Sayfa 57 / Not: İbn Suud'un Arabistan'ı fethini gösteren harita için 279.sayfaya bakınız. Bu harita bu kitabın 282. sayfasındadır. İngilizce baskısında ise 279.sayfada. Tercüme edilirken buna dikkat edilmemiş.
    ++ Tercüme edilen bu kitap hangi yıl yayımlanan kitaptan tercüme edildiğine dair bir not yok.
    ++ 1934 tarihli kitabın ilk baskısında dizin kısmı da mevcut. Tercüme edilirken bu kısım atılmış. Bu kısım özellikle araştırmacılar için çok önemli bir sayfadır.
    ++ 1934 tarihli ilk baskıda yazarın yararlandığı kaynaklar belirtildiği halde, tercüme de bu kısımlar atılmış. Kaynakça kısmı da önemli.
    ++ Kitabın 'Teşekkürler' kısmı da yine tercüme de atılmış.
    ++ Kitabın yazarı hakkında biraz bilgi verilseydi daha iyi olurdu.
    ++ Bu kitap 18-23 Nisan 2019 tarihleri arasında okunup, inceleme yazısı ise 25 Nisan 2019 tarihinde siteye eklenmiştir.
  • Bu nesil, kendini inkar ederek Batı'ya çevrilmek isterken, materyalizmin ve pozitivizmin çorak zemininde kendi kurbanlarını verdi.