• 1985-1990 arasında Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) uygulanmasını talep eden dilekçe kampanyası, Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü, Kâriye Şenliği, Mor İğne Kampanyası ve Medeni Kanun reform çalışmalarında aktif rol oynayan, 1986’da İnsan Hakları Derneği’nin, 1989’da İstanbul Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın, 1990’da Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın, 1993’te Türkiye Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin, 1997’de Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği’nin (KA-DER) ve Winpeace – Türk ve Yunan Kadınları Barış Girişimi’nin kurucuları arasında yer alan, Türkiye'de kadın çalışmalarında çıtayı Nirvana'ya çıkarmış, anısına toplumsal cinsiyet odaklı araştırmaları desteklemeyi ve teşvik etmeyi amaçlayan araştırma ödülü düzenlenen, feminist hareketin öncülerinden Haziran 2017 'de kaybettiğimiz feminist öncümüz kimdir?

    Bu soruyu bilene; Kendine Ait Bir Oda hediye :) benim değerimi bilmiyorsunuz, alın size soru :))
  • Bakmayın İstanbul'da buluştuğumuza, Doğu'daydı kalplerimiz o gün. Bakmayın bedenlerimizin faniliğine, Doğu'daki çocuklarla birlikte biz de öldük o gün.

    Umursamazlık, vurdumduymazlık, çaresizlik, soğuk, ölüm, şiirsel betimlemeler ile romanın birleşimi temaları altında ortaklıklar yakaladığımız bir kitap olan Hakkari'de Bir Mevsim'i beraber konuşabilmek için oturmuştuk masaya.

    Öğretmen arkadaşlarımız anlattı, biz de dinledik onların Doğu'daki öğretmenlik görevi yıllarını. Bu kitaba karşı bir öğretmen bakış açısı vardı, bir de öğretmen olmayanların bakış açısı. Öğretmen olup Doğu görevinde bulunmuş olanlar kitaptaki empati duygusunun boşluğunu ve çağrısını, çaresizliği ve o yılları bize çok net ifadelerle anlatmıştı. Hepimizin yüzünde bir donukluk ifadesi vardı, o günkü hava yüzünden değildi pek sanki. Yüzümüze Hakkari soğuğu mu vurmuştu yoksa?

    Dışarıda kapalı havada geçen bir pazar gününü ardı arkası kesilmeyen boş muhabbetlerle geçiren güruh yerine biz o gün devleti, ulaşılamazlığı, imkansızlıkları, Ferit Edgü'nün biyografisini, sosyolojiyi, köy enstitülerini, öğretmenleri ve öğrencilerini, Doğu'daki umursanmayan ve önü kesilemeyen ölümleri, devletlerin bireyin sorunlarına yaklaşımlarını konuştuk. Açıkçası bu kitap ve onla birlikte Ferit Edgü de Türkiye'de diğer yazarlarla karşılaştırılacak olduğunda o kadar tanınmış değillerdi. Aynı Hakkari gibi, değil mi?

    Peki siz hâlâ 1k İstanbul Buluşması'na katılmadınız mı? Çok şey kaçırıyorsunuz diyebilirim. Ayda 1 kere de olsa bir pazar gününüzün 4-5 saatini bir kitabı derinlemesine ve bambaşka bakış açılarıyla irdelemek isterseniz bekleriz.

    Bir sonraki toplantımız 06.01.2019 tarihinde olacak. Bu sefer de kışın yakıştığı ülke olan Rusya'ya gideceğiz, Rus Edebiyatı'nın demirbaşlarından ve öncülerinden Puşkin'le tanışacağız. Bizim okuma grubunda işler böyle ilerliyor. Bir ay Hakkari'deyiz, diğer ay Rusya'dayız. Seçtiğimiz kitap: Yevgeni Onegin

    Toplantıya katılan arkadaşlar:
    Muzaffer Akar
    Anıl
    Oğuz Aktürk
    Ebru Ince
    Osman Y.
    Bengü
    Turhan Yıldırım
    özlem
    Yağmur.
    Ezgiperest
    mecdbrs
    Ayça
    Fırat İnan SARIÇİÇEK
    Yaz
    Esra Özbek
    Harun mert
    Ümit K.
    Roquentin
    Esra Koç
    D-503
    Gözde
    Ahmet
    Bülent Karakuş
    Esas Adam
    Şevval Erdemir
    Melike

    Eksik olan arkadaş varsa bildirirse ekleme yapabilirim.

    Toplu fotoğraf:
    https://i.hizliresim.com/QLA4dv.jpg
    https://i.hizliresim.com/XMvDz0.jpg

    Toplantı sonrası ve diğer fotoğraflar:
    https://i.hizliresim.com/dv5WV7.jpg
    https://i.hizliresim.com/y6MAO9.jpg
    https://i.hizliresim.com/GmYprN.jpg
    https://i.hizliresim.com/5adoOD.jpg
    https://i.hizliresim.com/bV5goG.jpg

    Ebru Ince olmasa biz ne yapardık temalı fotoğraflar:
    https://i.hizliresim.com/7akVGP.jpg
    https://i.hizliresim.com/MVEPMk.jpg
    https://i.hizliresim.com/qdYmXB.jpg
    https://i.hizliresim.com/9a49Bo.jpg
    https://i.hizliresim.com/gr541Z.jpg
    https://i.hizliresim.com/P1qYb6.jpg
    https://i.hizliresim.com/4jgZJp.jpg
    https://i.hizliresim.com/ADm0lz.jpg
    https://i.hizliresim.com/JZY7gW.jpg
    https://i.hizliresim.com/Wqn6OP.jpg
    https://i.hizliresim.com/36D145.jpg

    Bir sonraki buluşma
    Okunacak Kitap: Yevgeni Onegin
    Tarih: 6 Ocak 2019 Pazar
    Saat: 13:30
    Mekan: Okkalı Kahve Kadıköy
    Adres: Rasimpaşa Mahallesi, Halitağa Cd. No:42 Kadıköy/İstanbul
  • İslam tüm insanlığın müşküllerine çözüm üreten bir dindir. 13 asırlık uygulamasıyla da bunu ispat etmiştir. Her ne kadar yönetim olarak 4 halife sonrası saltanat boyutuna evrilmiş olsa da hakim düzen İslam’dı. Elbette 4 halife sonrası yönetimleri dört dörtlük İslami bir yönetim olarak görmesek de 20.yy. başlarına kadar yasamanın kaynağı Kur-an idi. Tanzimattan sonra şer’i mahkemelerin yanı sıra cemaat mahkemelerinin, nizamiye mahkemelerinin de varlığı bilinmektedir. Ticaret kanunnamesi (1850), ceza kanunname-i hümayunu (1858), usul-ü muhakemat-ı hukukiye kanunu (1880) bunlardandır. Bunlar garplı yanı ağır basan kanunlar olarak da bilinmektedir. (Osmanlı Hukuk Tarihinde Mecelle/Dr. Osman Öztürk/sh14-15). Mecelle hareketi, bir bakıma Fransa ve batı etkisi altında kalan bazı Osmanlı aydınlarının “İslam çağımıza cevap verememekte.” Şeklinde özetleyebileceğimiz itirazlarına adeta cevap niteliğinde vücut bulmuştur. Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında oluşan mecelle heyeti     1868-1889 yılları arasında çalışmalarını sürdürmüşler ve tamamlamışlardır.

        Osmanlı Devleti yıkılıncaya kadar siyaseten ve yönetim biçimi olarak saltanat yönetimi ön planda olsa da hukukun kaynağının İslam olduğunu ifade edebiliriz. Lozan görüşme ve antlaşmalarında İngiliz dışişleri bakanı Lord Gurson’un Lozan murahas heyeti başkanı İsmet Paşa’ya telkinleri arasında, Osmanlının vatandaşlıktan çıkartılması ile hilafetin kaldırılmasının da olduğu bilinmektedir.

        İngilizler 1860larda önemi anlaşılan petrol kaynaklarına sahip olmak için Osmanlının yıkılmasını çok istemişler ve bu uğurda çalışmışlardır. Zira Osmanlının varlığı onların enerji kaynaklarına ulaşımını ve sahiplenmelerini zorlaştırıyordu. Yeterli olmasa da hilafetin varlığı onlar için sorun teşkil ediyordu. Özellikle 1876’da V. Murad’ın tahttan indirilmesinin ardından II.Abdulhamid Han’ın taht çıkmasından İngilizler ciddi anlamda rahatsız oldular. Zira II.Abdülhamid 33 yıllık iktidarı boyunca Osmanlının devamından çok devletin edinimlerini korumaya özen gösterdiği gibi, Osmanlı sonrası devletin devamı içinde yoğun çaba sarf etmiştir. Bu bağlamda bir taraftan devleti kurumsallaştırırken diğer taraftan Osmanlı sonrası devleti devam ettirecek bürokrasinin de yetişmesi için de yoğun çaba sarf etmiştir. Mesela memurlar için sicil tutulmasından, hukuk fakültesinin açılması, mühendislik ve ticaret fakülteleri açılmıştır. Yine bütün yurt sathında liselerin açılması, Medine ve Bağdat demir yollarının yapılmasının yanı sıra Şam’da tıp fakültesi açılması ve daha bir çok yeniliklere imza atılmıştır. Cumhuriyeti kuran sivil, yargı ve askeri bürokrasinin neredeyse tamamı II.Abdülhamid zamanında yetişmiştir.

       İngilizler açısından Abdülhamid ve Osmanlı mutlaka yıkılmalı idi. Diğer yandan yeterli olmasa da hilafet kurumu tüm İslam dünyası için bir tutkal mesamesinde idi. Dolayısıyla bu müessese lağvedilmeliydi. Kurtuluş Savaşında dışarıdan yapılan yardımlara ve yapanlara baktığımızda hilafetin nasıl bir tutkal görevi ortaya koyduğunu görmekteyiz. Hintli Müslümanlarda Kuzey Afrika Müslümanlarına balkanlardan Kafkaslara ve Orta Asya’ya kadar tüm İslam dünyası adeta yardımlaşmada yarışmışlardır. Bunu İslam birlikteliğinin devamı için yapmışlardır. İngilizler Kurtuluş Savaşında bu olağanüstü yardımlaşmanın ve dayanışmanın nedeninin İslam birlikteliği ve onun üst kurumu olan hilafet olduğu için Lozan’da hilafetin ilgasını da dayatmışlardır. Zira hilafet ve halife var olduğu sürece İngilizlerin petrol bölgelerine sahip olmaları mümkün değildi. Bu nedenledir ki Osmanlının yıkılması, Osmanlının vatandaşlıktan çıkarılarak sürgün edilmesi, hilafetin ilgası İngilizlerin baş meselesi olmuştu. Doğrusu burada muvaffak oldular. Eğer Osmanlı vatandaşlıktan çıkartılmamış olsaydı herhalde II.Abdülhamid Han’ın Medine ve Bağdat demir yolları hattı inşası sonrasında Memalik-i Şahane ( Padişahın şahsi mülkü) ilan ettiği Musul-Kerkük petrol bölgeleri Osmanlı sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin olabilirdi. Zaten İngilizlerin ve Almanların Medine ve Bağdat demir yolları ihalesini almalarının arka planında yatan ana neden de petrol bölgelerine hâkimiyet arzusu idi.

        Dünden başlayan bugün de devam eden ve yarın da devam edeceğe benzeyen İslam, enerji kaynaklar, İsrail ve Filistin sorunu, yeni harita değişimleri konuları gündemdeki yerlerini korumaya devam ediyor. İslam ve onun temel kaynağı Kur-an elbette Allah(c.c)’ın teminatı altındadır. Tarihin hiçbir safhasında İslam gerilemedi, Müslümanlar geriledi, Müslümanlar aidiyetlerini kaybettiler. İslam ise her zaman için arayanlara, sığınmak isteyenlere kucak açmıştır ve açmaya devam ediyor. Günümüz Müslümanlarına bakarak İslam’ı değerlendirmek cinayet olur. Daha dün 1930’larda merhum İkbal; “ Kaç bu Müslümanlardan sığın Müslümanlığa!” demiyor muydu? Elbette tarihin çeşitli safhalarında Müslümanım diyenlerin İslamla aralarına mesafe koydukları bilinmektedir. Müslümanları idealize etmeye gerek yok, idealize edilecek olan ancak İslamdır, ve beşeri planda ancak Hz.Muhammed’dir (a.s). eğer Müslümanlar ve onların davranışlarını İslam diye okursak yanılırız. Unutmayalım, peygamber(a.s) eğitiminden geçmiş olan insanlar (sahabe) henüz onun mübarek naaşı ortada iken ben-i saide sofhasında iktidar mücadelesine koyuldukları bilinmektedir. Keza Sıffin’de Cemel’de çarpışan taraflar kimlerdi, Hz.Hüseyin ve 72 yaranını şehit edenler kimlerdi? Huneyn gününde ganimet taksiminde peygambere (a.s) karşı yanlışlıklar yapan kimlerdi?

        Evet, bugün coğrafyamızda İslam iktidarda değil. Belki bireysel olarak İslam yaşanmakta. İslam’ı bir bütün olarak ele aldığımızda acaba iktidarda olan Müslümanların imanları amellerine ne kadar hükmediyor? Yoksa başkalarının, küresel güç odaklarının arzu ve istekleri mi hükmediyor? Münafıklığı hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm. Vardığım sonuç, Müslümanlar ne zaman iktidarda olsalar münafıklık zirve yapmışlardır. Durun! Hemen itiraz etmeyin. Hani bizim beşeri planda mutlak modelimiz olan Hz.Peygamber’in (a.s) 13 yıllık Mekke döneminde bir tek münafık var mıydı? Ama Medine’de İslam’ın ve Müslümanların hâkimiyetine rağmen birçok münafık mevcut idi. Mekke’de eziyet, işkence, dışlanmanın dışında paylaşılacak bir şey yoktu. Ama Medine’de iktidar vardı, ganimet vardı, paylaşılacak imkânlar vardı. Güçlü olan Hz.Peygamber’in etrafında onun gücünden istifade etmek isteyenler vardı ve ilk münafık da Abdullah b.Ubey’di.

        İslam ve enerji olgularının ardından bölgemizde kaşınan bir yara da şüphesiz Filistin konusudur. Belki buna daha birçok sorunları da ilave edebiliriz. Mesela Yemen… Yemen’de milyonlarca Müslüman’ı açlığa, sefalete ve yok olmaya itenlere, her saniye tedavi edilebilir olduğu halde ilaçsızlıktan ölen çocukların katillerine Allah lanet etsin! Elbette Yemen ve benzeri sorunlarımız var ve devam ediyor. Pakistan istihbarat teşkilatının (ISI) kurduğu Taliban’da ne kadar merhamet var(!) Neredeyse her gün Afganistan’ı kan gölüne çeviren bu örgüt acaba bu yetkiyi hangi İslam’dan alıyor. Neyse Filistin sorunu ve bu sorunun amili olan İsrail ya da İsrail’in suç ortakları olan sözde Müslüman Arap yönetimleri, her geçen gün bölgeyi kanatmaya devam ediyorlar. Burada altını çizmek istediğim konu şu; İsrail bizatihi bir güç değil, sanal bir güç, başkaları adına enerji kaynaklarına sahip olmak ve enerji kaynaklarını korumak isteyen güç odakları ile İslam’a ve Müslüman halkalara rağmen makamlarını korumak isteyen satılmış Arap yönetimleri adına tetikçilik yapan bir piyondur.

        Bölgemizin bir diğer önemli sorunu da emperyal güç odakları topraklarımız yeniden parsellemek istiyor. Sykes Picot’u revize etmek istiyorlar. Seksen bir milyonluk Türkiye, seksen br milyonluk bir İran doksan altı milyonluk bir Mısır ve yirmi milyonluk bir Suriye istemiyorlar. Onların istedikleri butik bir devlet modeli. Bununla da ne İslam’a ne enerji kaynaklarına ne de Filistin’e sahip çıkamayan devletçikler arzu ediyorlar. Belki de bu elim projeye bölgede karşı çıkan tek ülke Türkiye. 29 Ocak 2009 Davos’da başlayan İsrail karşıtlığı halen devam ediyor.

    Biz Müslümanlar “Arap Baharı” tuzağını fark etmezken başkaları bu tuzaktan istifade ile Mısır’ı, Suriye’yi, Libya’yı, Yemen’i, kan gölüne çevirdi. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı operasyonları bölgede menfur emellerini gerçekleştirmek isteyenler için umarım önemli bir ders olmuştur. Sözün kısası bölgemiz İslam, enerji, İsrail-Filistin ve yeni harita değişimi sorunları ile baş başa. Yapılması gereken ise yitiğimizi, yitirdiğimiz yerde aramaktır. İslam’dan uzaklaşarak kaybettik. Kazanmak istiyorsak yeniden İslam’la buluşmamız gerekmektedir. Kur-an aynasında, Hz.Peygamber’in(a.s) sahih sünneti ışığında kendimizi yeniden sorgulayalım: “
  • HÜSEYİN NİHAL ATSIZ HAYATI
    12 Ocak 1905 - 11 Aralık 1975
    Hüseyin Nihal Atsız Bey'in babası, Gümüşhane ilinin Dorul ilçesinin Midi köyünden 'Çiftçioğulları' ailesine mensup (Deniz Makina Önyüzbaşısı) Hüseyin Ağa´nın oğlu (Deniz Güverte Binbaşı) Mehmet Nail Bey olup; annesi ise, Trabzon'un kadıoğulları ailesinden (Deniz Yarbayı) Osman Fevzi Bey´in kızı fatma Zehra Hanım'dır.

    Atsız'ın babası Mehmet Nail Bey (1877-1944) donanmaya girer ve Deniz Güverte Binbaşılığına kadar terfi eder. 1903 yılındaYüzbaşı iken ilk eşi Fatma Zehra Hanım'la evlenir. Bu evlilikten, 12 Ocak 1905'de Hüseyin Nihal, 1 Mayıs 1910'da Ahmet Necdet (Sancar) ve Aralık 1912'de de Fatma Nezihe (Çiftiçioğlu) olmak üzere üç çocuğu olur.

    Atsız, ilkokula, altı yaşında, Kadıköy'deki Fransız okulunda başlar. Fakat çok geçmeden çıkan bir yangında okulun yanması sonucu aynı semtteki Alman Okulu'na verilir (1911) . Bir süre sonra, Kızıldeniz'de bulunan Malatya ganbotunun süvarisi olan babasının yanına gider. Bu arada Türk-İtalyan savaşı çıkar ve ganbotun İstanbul'un emri ile Süveyş'e sığınması üzerine Atsız'da bir kaç ay Fransız okuluna devam eder.

    İstanbul Sultanisi'nin onuncu sınıfında iken (1922) , imtihanla Askeri Tıbbiye'ye girer. Tıbbiyeden sonra Kabataş Lisesi'nde üç ay kadar yardımcı öğretmenlik yapar. Bilahere Deniz Yolları'nın 'Mahmut Şevket Paşa' adlı vapurunda katip olarak çalışır ve birkaç seferde katılır. Ancak bu işten tatmin olmaz ve 1926 yılında İstanbul Darülfünunu'nun (üniversitesinin) Edebiyat Fakültesinin yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebi'ne kaydolur.

    Atsız fakülteden mezun olduktan sonra, Hocası Köprülü, Maarif Vekaleti nezdinde Atsız için aracılık eder ve sekiz yıllık mecburi hizmetlerini affettirerek, kendi yanına asistan olarak alır (25 Ocak 1931) .

    15 Mayıs 1931'de 'Atsız Mecmua'yı çıkartmaya başlar. Yazı kadrosuna M. Fuat Köprülü, Zeki Velidi Toğan, Abdulkadir İnan gibi ilim adamlarının da dahil bulunduğu bu 'Türkçü ve Köycü' dergi, Ziya Gökalp'ten sonra Cumhuriyet döneminde Türkçülük çığrını açar. Dergi, 25 Eylül 1932 tarihine kadar 17 sayı çıkar. Atsız, Orhun dergisinin 1 Mart 1944 tarihli 15. sayısında, İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun 1944 Şubat'ında Halkevinde verdiği konferansta komünistlerin küstah hareketleri ve sözleri nedeniyle, devrin başkanı Şükrü Saraçoğlu'na hitaben bir 'Açık Mektup' yayınlar. Bir yıl önceki Türkçe sözleri hatırlatılarak 'solculuğun müsamaha ve kayıtsızlıktan faydalanarak sinsi sinsi ilerlediğini' açıklar. Bunu ikinci mektup takip eder. Yurdun her yerinden ilgi gören açık mektuplar, kısa zamanda ülkenin gündemini meşgul etmeye başlar. Bu durumdan tedirgin olan zamanın Milli Eğitim Bakanı tarafından, Atsız'ın Boğaziçi Lisesi'ndeki Edebiyat öğretmenliği görevine 7 Nisan 1944 tarihinde son verir. Dergi kapatılır ve Atsız hakkında dava açılır.

    Atsız İstanbul'da oturduğu için, trenle Ankara'ya gider, garda binlerce genç tarafından karşılaşılır. Birçok genç tutuklanır. Mahkeme, Atsız'ı 4 ay hapis cezasına mahkum ederse de daha önce mahkumiyeti olmadığı ve iyi hali gözetilerek, cezalarının teciline karar verir.

    'Irkçılık-Turancılık' davası, 7 Eylül 1944'den itibaren haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eder, 29 Mart 1945 tarihli duruşmada, Atsız 6,5 yıla arkadaşları da muhtelif cezalara mahkum edilirler. Temyiz üzere Askeri Yargıtay kararı esastan bozar. Atsız, 1,5 yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilir.

    1950-1951 öğrenim yılının başında Haydar Paşa Lisesi Edebiyat Öğretmenliğine getirilen Atsız, burada iki yıl görev yaptı. Bu defa da 3 Mayıs'ın kutlamaları için Ankara'da verdiği ilmi bir konferans bahane edilerek öğretmenlikten alındı ve Süleymaniye Kütüphanesindeki eski görevine iade edildi (1952) . Burada 17 yıl çalıştıktan sonra 1969'da emekliye ayrıldı.

    1950-1952 yıllarında yayınlanan haftalık Orhun dergisinin başyazarlığını yaptı. 1962'de kurulan Türkçüler Derneği'nin genel başkanlığını üstlendi. 1964'den vefatına kadar Ötüken dergisini yayınladı. Ötüken'de bölücülük hareketlerine karşı dikkatleri çeken yazıları sebebiyle kendisi 'bölücülük' iddiası ile suçlanarak yargılandı.

    Fikir hareketini yürütmek, Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemeyi, Allah'tan başka kimseden korkmamayı, dünya ile ilgili arzu ve ihtiyaçlara tenezzül etmemeyi gerektirir ki, her zaman saygı ve hayranlıkla andığımız Atsız; baş eğmeyen, diz çökmeyen ve bütün baskılara rağmen susmayan, susturulamayan bir dava adamı olarak, arkasından silinmez izler bırakarak tarihe geçmiştir.

    Nihal Atsız son derece mütevazı imkanlar içinde yaşamasına rağmen, Türk Edebiyatı'nın ve Türk fikir hayatının en değerli eserlerine dev boyutta eserler katmış ve tek başına Türk Milliyetçiliği'nin akademisi haline gelmiştir. 

    Eserleri

    Romanları 
    Dalkavuklar Gecesi, İstanbul 1941 
    Bozkurtların Ölümü, İstanbul 1946 
    Bozkurtlar Diriliyor, İstanbul 1949 
    Deli Kurt, İstanbul 1958 
    Z Vitamini, İstanbul 1959 
    Ruh Adam, İstanbul 1972 

    Öyküleri 
    'Dönüş', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931) , Orhun, sayı.10 (1943) 
    'Şehidlerin duası', Atsız Mecmua, sayı.3 (1931) , Orhun, sayı.12 (1943) 
    'Erkek kız', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931) 
    'İki Onbaşı, Galiçiya...1917...', Atsız Mecmua, sayı.6 (1931) , Çınaraltı, sayı.67 (1942) , Ötüken, sayı.30 (1966) 
    'Her çağın masalı: Boz oğlanla Sarı yılan', Ötüken, sayı.28 (1966) 

    Şiirleri 
    Yolların Sonu, (Bütün şiirlerinin toplandığı kitap) İstanbul 1946 
    Afşın'a Ağıt 
    Aşkınla 
    Ay Yüzlü Güzel Konçuy 
    'Asker kardeşlerime', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.3 (1938) 
    'Ayrılık', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    'Bahtiyarlık', Kopuz, sayı.10 (1944) 
    'Bugünün gençlerine', Atsız Mecmua, sayı.1 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.1 (1938) 
    'Bugünün gençlerine' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.16 (1932) 
    Davetiye 
    Dosta Sesleniş 
    'Dünden sesler: Yarın türküsü', Orkun, sayı.53 (1951) 
    'Dünden sesler: Koşma', Orkun, sayı.58 (1951) 
    'Dün gece', Orhun, sayı.1 (1933) 
    Eski Bir Sonbahar 
    Gel Buyruğu 
    'Geri gelen mektup', Orkun, sayı.44 (1951) 
    'Harıralar', Çınaraltı, sayı.2 (1941) 
    Kader 
    Kağanlığa Doğru 
    Kahramanların Ölümü 
    Kahramanlık 
    Karanlık 
    Kardeş Kahraman Macarlar 
    Korku 
    'Koşma', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931) 
    'Koşma' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.12 (1932) 
    'Kömen', Ötüken, sayı.2 (1964) , Ötüken, sayı.28 (1966) , Ötüken, sayı.95 (1971) 
    'Macar ihtilâlcileri', Ötüken, sayı.79 (1970) 
    'Macar ihtilâlcileri', Ötüken, sayı.82 (1970) 
    'Muallim arkadaşlarıma', Atsız Mecmua, sayı.5 (1931) 
    Mutlak Seveceksin 
    'Nejdet Sançar'a ağıt', Ötüken, sayı.138 (1973) 
    'O gece', Orhun, sayı.2 (1933) 
    Özleyiş 
    Sarı Zeybek 
    Selam 
    Sona Doğru 
    'Şehit tayyareci Erkânıharp Yüzbaşı Kâmi'nin büyük hatırasına', Atsız Mecmua, sayı.6 (1931) 
    'Şiir' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.8 (1931) 
    'Şiir' (başlıksız) , Orhun, sayı.3 (1934) 
    'Topal Asker', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931) , Kopuz, sayı.4 (1943) 
    'Toprak-Mazi', Atsız Mecmua, sayı.14 (1932) , Kopuz, sayı.3 (1943) 
    Türk Gençliğine 
    'Türk kızı', Tanrıdağ, sayı.4 (1942) 
    'Türkçülük bayrağı', Ötüken, sayı.119-120 (1973) 
    Türkistan İhtilalcilerinin Türküsü 
    'Türklerin türküsü', Atsız Mecmua, sayı.3 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.2 (1938) 
    Unutma 
    'Varsağı' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.9 (1932) , Atsız Mecmua, sayı.10 (1932) , Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    Yakarış I 
    Yakarış II 
    Yalnızlık 
    'Yarının türküsü', Çınaraltı, sayı.10 (1941) 
    Yaşayan Türkçülere Ağıt 
    'Yolların sonu', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 

    Diğerleri 
    Divan-ı Türk-i Basit, Gramer ve Lugati, Mezuniyet Tezi, Türkiyat Enstitüsü, no. 82, 111 s. (İstanbul, 1930) 
    'Sart Başı'na Cevap, İstanbul, 1933. 
    Çanakkale'ye Yürüyüş, İstanbul, 1933. 
    XVIıncı asır şairlerinden Edirneli Nazmî'nin eseri ve bu eserin Türk dili ve kültürü bakımından ehemmiyeti, İstanbul, 1934. 
    Komünist Don Kişotu Proleter Burjuva Nâzım Hikmetof Yoldaşa, İstanbul, 1935. 
    Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar, I. Bölüm, İstanbul, 1935. 
    XVinci asır tarihçisi Şükrullah, Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, İstanbul, 1939. 
    Müneccimbaşı, Şeyh Ahmed Dede Efendi, Hayatı ve Eserleri', İstanbul, 1940. 
    900. Yıl Dönümü (1040-1940) , İstanbul, 1940. 
    İçimizdeki Şeytanlar (Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan eserini eliştirmek için yazılmıştı) , İstanbul, 1940. 
    Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul 1940. 
    En Sinsi Tehlike (Faris Erman'in 'En Büyük Tehlike'ye karşılık vermek için yazılmıştı) , İstanbul, 1943. 
    Hesap Böyle Verilir (Reha Oğuz Türkkan'a hitaben yazılmıştı) , İstanbul, 1943. 
    Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir (İ.Süruri Ermete: Üçüncü dereceden harb malûlü piyade subayı imzasıyla yayımlanmılştı) , İstanbul, 1943. 
    'Ahmedî, Dâstân ve tevârîh-i mülûk-i Âl-i Osman', Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949.
    'Şükrüllah, Behcetü't tevârîh', Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949. 
    'Âşıkpaşaoğlu Ahmed Âşıkî, Tevârîh-i Âl-i Osman', Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949.
    Türk Ülküsü, İstanbul 1956. 
    Osman (Bayburtlu) , Tevârîh-i Cedîd-i Mir'ât-i Cihân, İstanbul, 1961. 
    Osmanlı Tarihine Ait Takvimler I, İstanbul, 1961. 
    Ordinaryüs'ün Fahiş Yanlışları (Ali Fuat Başgil'e cevap) , İstanbul 1961. 
    Türk Tarihinde Meseleler, Ankara, 1966. 
    Birgili Mehmed Efendi Bibliyografyası, İstanbul, 1966. 
    İstanbul Kütüphanelerine Göre Ebüssuud Bibliyografyası, İstanbul 1967. 
    Âlî Bibliyografyası, İstanbul, 1968. 
    Âşıkpaşaoğlu Tarihi, İstanbul, 1970. 
    Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nden Seçmeler I, İstanbul 1971. 
    Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nden Seçmeler II, İstanbul 1972. 
    Oruç Beğ Tarihi, İstanbul, 1973. 

    Makaleleri 
    (Ahmed Naci ile birlikte) 'Anadolu'da Türklere ait yer isimleri', Türkiyat Mecmuası, sayı.2 (1928) 
    'Türkler hangi ırktandır? ', Atsız Mecumua, sayı.1 (1931) 
    ''İzmirden Sesler' hakkında', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931) 
    ''İzmirden Sesler' hakkında', Atsız Mecmua, sayı.5 (1931) 
    'Hindenburgun sözleri', Atsız Mecmua, sayı.8 (1931) 
    'Bugünün meseleleri: Aynı tarihî yanlışlığa düşüyor muyuz? ', Atsız Mecmua, sayı.11 (1932) 
    'Bugünün meseleleri: Aynı tarihî yanlışlığa düşüyor muyuz? ', Atsız Mecmua, sayı.12 (1932) 
    'Bugünün meseleleri: Millî Seciye' buhranı, Atsız Mecmua, sayı.14 (1932) 
    'Türk vatanını peşkiş çekenlere', Atsız Mecmua, sayı.15 (1932) 
    'Sadri Etem Bey'e cevap', Atsız Mecmua, sayı.16 (1932) 
    'Bugünün meseleleri: Askerlik aleyhtarlığı', Astız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    'Darülfünunun kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi, Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    'Vâlâ Nurettin Beyden bir sual', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    ('Çiftçi-Oğlu H. Nihâl' imzasıyla) 'Dede Korkut Kitabı hakkında', Azerbaycan Yurt Bilgisi, c.1 (1932) 
    'Kuş bakışı: Orhun', Orhun, sayı.1 (1933) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar I. Türkeli, II. İlk Türkler', Orhun, sayı.1 (1933) 
    'En eski Türk müverrihi: Bilge Tonyukuk', Orhun, sayı.1 (1933) 
    'Kuş bakışı: Türk Dili', Orhun, sayı.2 (1933) 
    'Türk tarihi Üzerine Toplamalar III. Yabancıların Türkeline saldırışı, IV.Milâttan önceki 5-4üncü asırlarda Türkelinde doğudan Çinlilerin, Batıdan Yunanlıların saldırışı', Orhun, sayı.2 (1933) 
    'X meselesi', Orhun, sayı.3 (1934) 
    'Haddini bil! ', Orhun, sayı.3 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: V. Milâttan önce 3-2nci asırlarda Türkler arasında dahilî savaşlar', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Edirne Mebusu Şeref Bey'e cevap', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Ahmet Muhip Bey'e cevap', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Şarkî Türkistan', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: VI. Kun devletinin dahilî teşkilâtı, VII. Kun (Oğuz) sülâlesi devrinde Türk birliği', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Komünist, Yahudi ve Dalkavuk', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'İkinci Türk Müverrihi: Yulıg Tigin', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'Alaylı Âlimler', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'Edirne Mebusu Şeref ve Hakimiyeti Milliye muharriri A. Muhip Beylere Açık mektup', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'Alaylı âlimlerden Sadri Maksudi Beye bir ders', Orhun sayı.6 (1934) 
    'Cihan Tarihinin en büyük kahramanı: Kür Şad', Orhun, sayı.6 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar' Orhun, sayı.6 (1934) 
    'Edirne Mebusu Şeref Beye İkinci Mektup', Orhun, sayı.6 (1934) 
    'Gaza topraklarının gazi ve şehit çocukları', Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar', Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyetinin değerli bir işi', sayı.7 (1934) 
    'Baş makarnacının sırtı kaşınıyor' (Benito Mussolini'ye hitaben yazılmıştı) , Orhun, sayı.7 (1934) 
    'İnkilâp Enstitüsü Dersleri', Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Musa'nın Necip (!) evlâtları bilsinler ki:' (Yahudilere kasten yazılmıştı) , Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Tavzih', Orhun, sayı.7 (1934) 
    Yirminci asırda Türk meselesi I. Türk Birliği', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Kanun Ahmet Muhip Efendiyi çarptı', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Moyunçur kağan âbidesi, Orhun, sayı.8 (1934) 
    'İstanbulun Fethi yılına ait bir mezar taşı', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Yirminci asırda Türk meselesi II. Türk Irkı = Türk milleti', Orhun, sayı.9 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerine Toplamalar', Orhun, sayı.9 (1934) 
    '16ncı asır şâirlarinden Edirneli Nazmî ve bu eserin Türk dili ve kültürü bakımından ehemmiyeti', Orhun, sayı.9 (1934) 
    (Nâmık Kemâl hakkındaki fikirleri) , 'Namik Kemal', Millî Türk Talebe Birliği, sayı.3 (1936) 
    On beşinci asıra ait bir türkü, Halk Bilgisi Haberleri, yıl.7, sayı.84 (1938) 
    'Dede Korkut', Yücel, c.VIII, sayı.84 (1939) 
    'Cihan tarihinin en büyük kahramanı: Kürşad', Kopuz, sayı.3 (1939) 
    ('Çiftçi-oğlu' imzasıyla) 'Atalarımızdan kalan eserleri yıkmak vatana ihanettir', Kopuz, sayı.5 (1939) 
    'Türk tarihine bakışımız nasıl olmalıdır? ', Çınaraltı, sayı.1 (1941) 
    'Koca Ragıp Paşa, Haşmet ve Fıtnat hanım arasında şakalar', Çınaraltı, sayı.3 (1941) 
    'Dilimizi Türkçeleştirmek için amelî yollar', Çınaraltı, sayı.5 (1941) 
    'Türk ahlâkı', Çınaraltı, sayı.7 (1941) 
    '10 İlkteşrin 1444 Varna meydan savaşı', Çınaraltı, sayı.15 (1941) 
    'Büyük günler', Çınaraltı, sayı.16 (1941) 
    'İki mühim eser', Çınaraltı, sayı.17 (1941) 
    'En eski zamana ait Türk destanı. Alp Er Tunga Destanı', Çınaraltı, sayı.19 (1941) 
    'Namık Kemal', Çınaraltı, sayı.22 (1942) 
    'Mühim bir dergi', Çınaraltı, sayı.27 (1942) 
    'Millî şuur uyanıklığı', Çınaraltı, sayı.33 (1942) 
    'Türk gençliği nasıl yetişmeli? ', Çınaraltı, sayı.35 (1942) 
    'İran Türkleri', Çınaraltı, sayı.36 (1942) 
    'Dil meselesi', Çınaraltı, sayı.38 (1942) 
    'Rıza Nur', Çınaraltı, sayı.42 (1942) 
    'Yeni bir Selçukname', Çınaraltı, sayı.52 (1942) 
    'Günümüzün baş müverrihi ve büyük bir eseri', Çınaraltı, sayı.58 (1942) 
    'Osmanlı Padişahları', Tanrıdağ, c.1, sayı.10 (1942) 
    'Osmanlı Padişahları II', Tanrıdağ, c.1, sayı.11 (1942) 
    'Yeni eserler: 'Adana fethinin destanı'', Çınaraltı, sayı.82 (1942) 
    'Türk milletinin şeref şehrahı', Kopuz, sayı.1 (1942) 
    'Fatih Sultan Mehmet', Çınaraltı, sayı.88 (1942) 
    'Azizim Tevetoğlu', Kopuz, sayı.7 (1942) 
    'Türk Sazı', Türk Sazı, sayı.1 (1942) 
    'Türkiyenin Millî Futbol Maçları', Türk Sazı, sayı.1 (1942) 
    'Türkçülük', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'Türkçülere birinci teklif', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'İki büyük yıl dönümü', Orhun, sayı.10 (1942) 
    (İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 1', Orhun, sayı.10 (1942) 
    ('T. Bayındırlı' imzasıyla) 'Türkiye'nin Millî Futbol Maçları', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'Büyük bir yıl dönümü', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'Türkçülere ikinci teklif', Orhun, sayı.11 (1942) 
    (İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 2. 1915 Çanakkale savaşlarının bilançosu', Orhun, sayı.11 (1942) 
    'Türkiyenin Millî Atletizm Maçları', Orhun, sayı.11 (1942) 
    'Savaş aleyhtarlığı', Orhun, sayı.12 (1942) 
    'İki şanlı yıl dönümü', Orhun, sayı.12 (1942)
    'Türkçülere üçüncü teklif', Orhun 
    (İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 3', Orhun, sayı.12 (1942) 
    ('T. Bayındırlı' imzasıyla) , 'Türkiyenin Millî Kılıç Maçları', Orhun, sayı.12 (1942) 
    'Şanlı bir yıl dönümü', Orhun, sayı.13 (1944) 
    ('T. Bayındırlı' imzasıyla) 'Türkiyenin Balkanlararası Millî Güreş Maçları', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türk kızları nasıl yetiştirilmeli', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 4', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türkçülere dördüncü teklif', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türkçülere beçinci teklif', Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Yabancı bayraklar altında ölenlere ağıt' (Stalingrad muharebesinde şehit düşen Türk asıllı Kızıl Ordu askerleri için yazılmıştı) , Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Ülküler taarruzîdir', Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Varsağı', Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Başvekil Saracoğlu Şükrü'ye Açık Mektup (20 Şubat 1944 Pazar) ', Orhun, sayı.15 (1944) 
    'Başvekil Saracoğlu Şükrü'ye İkinci Açık Mektup (21 Mart 1944, Maltepe) ', Orhun, sayı.16 (1944) 
    Saracoğlu, 5 Ağustos 1942'de Başvekil seçildiğinde Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir diye konuştuğu için 'Türkçü Başvekil' olarak tanınıyordu.
  • Her şey de kusursuzmuş gibi yaşayıp kusurlarımızı da öyle görmezden gelebiliyoruz ki, bir ben melek, herkes şeytan diye baktığımız hayatın bir sonraki zaman dilimlerinde görüyoruz ki; aslında, ne kadar acizmişiz.

    En büyük şansta geçte olsa, gerçekleri görebilme imkanı bulabiliyoruz. Gercekten görebiliyor muyuz? Nasıl önlemler alıyoruz? Alabiliyor muyuz? Almak istiyor ve de çalışıyor muyuz? En kötü senaryoda zaten görememek değilmidir ? İşte tam insan olabilme imkanını da burada bulup başlıyoruz hayata. İnsanları yadırgamadan. Gün gelmesin ki, nefret veyahutta iğrenerek baktığımız insan oluyoruz, hemde hiç farkına varmadan.

    Ne diyor du kutsal kitabımız olan Kur'an-ı Kerim. İnsanlar meleklerden üstün varlıklardır. Fakat, yaptıklarıyla (nefsine boyun eymek) hayvanlardan daha aşşağı mahluk olabiliyorlar.

    《《Şimdi burada gececek olan konu ise, hakkını aramak ve de başkadının hakkını, hukukunu mahfetmek diye devam edeceğiz...》》

    Sarıyeleklilerimiz var şuan dünya üzerinde ve de Fransadan, Avrupa Ülkelerine sıçramış olan bir kaos, bir dönem Türkiye'nin de atlatmış olduğu yaşanan bir dram, veyahutta felaket. Devletinin maddi zararı bir kenara bırakarak devam ediyorum yazıma;
    Bir adam diz çökmüş ve ş ifadeler yazıyor televizyonda, tabii ki yabanci dil bilmediğimiz için anlayamiyoruz. Lakin; altyazı geçiyor ve yaşama hakkı istiyor. "Ben hakkımı aramaya geldim. Hafta da kırk beş saat çalıştırılıyorum ve de bu yasal bile değil!" Dünyanın neresine giderseniz gidin, çalışan kesin mutlaka sömüruluyor. 1 Mayıs iş'e yarıyor mu ? Eminim çok yarıyordur. (Emekçiler her zaman ezilmeye mahkumlar)

    Yıllık çalışma verileri

    Almanya: 1.406

    Norveç: 1.421

    Fransa: 1.476

    İngiltere: 1.650

    İspanya: 1.685

    ABD: 1.704

    Japonya: 1.706

    Kanada: 1.708

    Brezilya: 1.841

    Kore: 2.193

    Singapur: 2.287

    Kaynak: Fed Ekonomik Verileri

    Çalışılmaz ise bir de bunun ülkeyr olan eksileri var ki, ben bu konuya girip uzatmayacağım. Ben bana olan, ve beni rahatsız eden başka bir konuyu dile getirmek gayesindeyim...

    Biraz evvel yukarıda hakkını arayan bir adamdan bahsederken, şimdinde insan kendi hakkını ararken, başkasının hakkına nasıl tecavüz ediliyor, bir de madalyona bu taraftan bakalım.

    http://www.oncevatan.com.tr/...leniyor-h134392.html

    https://sonhaber.eu/fransa-yine-cayir-cayir/

    https://www.trthaber.com/...94&category_id=4

    Bir sürü fotoğraf var zaten. Camı çerçevesi yıkılanlar, kırılanlar... arabaları yakılan insanlar yada devletin mal ve mülkü..

    Hak aranmalı! Adam gibi kanunlara uyularak... bir daha seçmeyerek... hakkını almak için bir dükkanı yağma etmek, ya da müsade etmek..? Pekela burada şimdi kim kazandı sorusu geliyor ister istemez, halk mı kazandı, ya devlet ? Ya kaybedilen maneviyat, ya da başkasının yakılan, yıkılan, kırılan malları? Yaralananlar... canlar...

    Kazandıklarımızı misli ile kaybetmek mi diyelim? Enayilik mi?
    Umarım her şey yoluna girer...

    Yaşadııkarımızı çok iyi biliyoruz. Bazen Hz. Meryem'den... bazen de Hz. Aişe'den, İsa Peygamber'den (as) Hz. MUhammed'e atilan pislikten tutunda, o dönemlerde kız çocuklarını diri diri gömmelere kadar, neler yaşamadı ki bu insanlar. Hatta en ilginç cahiloyet dönemi de son yüz yılda yaşandı "kız çocuklarımı okutulmadı." Ve de hanımı doğum yapacak eş-koca kadın ebe-doktor yok mudur diye sormadan da geri kalmadı. Adama böyle durumda soru sorarlar "okuttun mu?"

    Yaptıklarımızdan çok beklentilerimizin BÜYÜK olması ne çetrefelli/ilginç/abest .

    《Yazımızın şimdi en başına dönerek devam edelim sohbetimize》


    Adalet istiyorsan... #36265478

    Ne diyorduk, kusursuz günahsız bir insan aramak, böyle bir insan yok arkadaslar. Hiçte var olmadı, melek olmayaçalişarak, baskalarına şeytan demeyide bir kenara bırakmak gerekiyor artık. O kadar melek olan insan, zaten baskasının seytanlıklarından bi haber olmaz mı?

    Öyle güzel kendimizi avutabiliyoruz ki, görmezden gölebildiğimiz onca hatamız var ve biz, inatla hatalarımızıda kabul etmeyerek, -ben haklıydım- başkalarının düşüncelerine saygı da duymuyoruz. Ben kendimi güzel toparladığıma inaniyorum. Ve her zaman "gunahları ile sevapları ile insanları seviyorum" dedim ve demeye de devam ediyorum. Bu kadar günahım ve de kusurlarım dururken ve de , devam ederken...!

    Bu kadar kırılırken, en azından susmak! En azından kırmamak. Bir gün öyle bir yazı okudum ki, şu yüreğime denebilecek en ağır ifade yazıyordu bir yorumda..! Evet, belki insanlar, hatalı olabiliyorlar. Defalar ca burada hatalarım da oldu, hatta o hataya ben de bir hata ederek, lafta söyledim, bazen kendimizi tutamıyoruz... ama konuşmaktan çok susmayı deniyorum artık, iyi de oluyor.

    Birilerini eleştirirkende , biraz merhametimizi de o yazıya bırakmak gerekiyor... Bırakmadığımiz da ise, tatsız bir karşılık geliyor istemeden de olsa. Yazıdan ibaret konuşulan dialoglar, -konuşurken ifade edemezken- bazı anlar yanlış ifade edilebiliyor, veya anlaşıliyor, bir (,) virgül ile her şey degişiyor...

    Illa ki burada olan insanlara kusurum olmuştur. Kusur ettiklerim, kusurlarımı affetsinler efendim. Benden yana bir hak var ise; helal olsun.

    Selam ve dua ile , güzellikler dilerim. :)

    #36483810
  • Hikayeden gercekten cok memnun kaldim. Daha once Ahmet Ümit'in kitaplarini okudugumu hatirlamiyorum. Patasana'ya da bir market alisverisinde denk geldim. Almadan once ayakustu kitap hakkindaki yorumlari inceledim ve alip okunaya karar verdim. Herhalde kendime hediye ettigim en guzel kitaplardan biri oldu.

    Ilk olarak Türkiye'de gecen ve karakterlerin cogunun Türk oldugu bir romani uzun suredir okumamistim. (Turk klasikleri haric-pis onyargilarim ve ben) Konu beni gercekten cok sardi. Bir bolumun gunumuze bir bolumun gecmise ait olmasi cok guzel dusunulmus. Kurgu hemen hemen hic baymadan ve heyecan dozunu dusurmeden devam ediyor. Patasana'nin bolumlerinde okuyani dusuncelere sevk eden onemli kisisel elestiriler vardi ki cok hosuma gitti. Kitabi cok begendim. Arkadaslarima onerebilecegim ya da alip hediye edebilecegim kitaplar arasinda benim icin. Ozellikle de sonunun tahmin edilemez olusu efsaneydi. (spoiler vermek istemiyorum ama okurken ilgili bolumlerden birinde ne alaka neden bu kadar cok ilgileniyor diye dusundugumu hatirliyorum aslinda)

    Okuyun ve okutturun.
  • "Değişmeler sadece İstanbul'dan Anadolu'ya doğru değil , varlıklı aile çocuklarından halk çocuklarına doğrudur. Babadan oğula oğuldan toruna sürüp giden 'edebi veraset' ten kurtulmaya başlıyor Türkiye."
    Nisan 1967