• Koydum omzuma yüklerimi ve yağmur arttırdı şiddetini...
  • .. ve ben, günleri izlerken
    yağmur damlaları ayağıma değerken
    kahvem bitmek üzereyken
    bundan büyük huzur yok 🌧️
  • 112 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Aşk, öznel bir paylaşımdır. Aşka renk veren sevgilidir; ama asıl aşk sevgilinin gönlünde yaşanır. Fırtınalar orada kopar. Ben’den çok onun beni nasıl algıladığıdır. Sevgili beni nasıl görüyor? Şair, eski bir sevdanın, eski sevgilinin etkisinden kurtulamamıştır. Başka kadınlar biraz yaklaşınca birden eski sevgiliye dönüşmektedir. Aslında aşktır kadınları değiştiren. Daha önce bir kadın olan biraz konuşmaya başlayınca, seven bir kadına dönüşünce sigara içişi, yandan bakışıyla hep sana benzeyiveriyor. İlgi gören kadın hemen sevilen kadına dönüşüyor. Sevgi, ilgi kadını güzelleştiriyor. her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet sarışın başladığım esmer bitiyor anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli dudakları keskin kırmızı jilet bir belaya çattık / nasıl bitirmeli gitar kımıldadı mı zaman deliniyor kimi sevsem sensin / hayret kapıların kapalı girilemiyor Güzel bir ilişkiye başladığımda hemen unutulmayan kadının izleri ortaya çıkıyor ve hiçbir kopya aslının yerini tutmuyor. Renkler aslını yitiriyor, sevecen sözler bile yaralayıcı oluyor. Bir an önce kurtulmak istiyor. Müzik bile çekilmez oluyor. Gönül kapıları kapalıdır, orası rasgele güzellere açılmaz. Gerçek aşka ulaşılmaz.. kimi sevsem sensin / senden ibaret hepsini senin adınla çağırıyorum arkamdan şımarık gülüşüyorlar getirdikleri yağmur / sende unuttuğum hani o sımsıcak iri çekirdekli senin gibi vahşi öpüşüyorlar kimi sevsem sensin / hayret in misin cin misin anlamıyorum Güzeller, aşkın özel bir şey olduğunu anlamıyorlar. Ben sendeki edayı, sevecenliği, kendinden emin, doğal kadını arıyorum. Onlar, şımarık…Olur olmaz şeylere gülüyorlar. Ama bir şey var ki benzer…Onlar da senin gibi vahşi öpüşüyorlar. Şair, cinselliğin sıradan olduğunu, biyolojik olduğunu, pek çok güzelle yaşanabileceğini ama aşkın çok özel olduğunu düşündürüyor bize...
  • Ya şehrin tüm kiri içinde görmeye çalıştığım sadece gökyüzüyse, sadece yüzüme düşen yağmur damlalarıysa hissetmek istediğim, bu kadar nimete şükürsüzlük olur mu? Peki ya nimet midir geriye kalanlar yoksa imtihan mı?!
    Peki içimi tek dökebildiğim gökyüzüyse ruhumu gagasının ucuna alıp götüren, bir hayalden diğerine bırakan süzülen bir kuş ve de kulağımdaki bu müzik (belki de zihnimde sürekli tekrar ettiğim bi şarkı) hafifçe tenime deyen rüzgar... Bırakmalı mıyım kendimi gökyüzüne? Uçmalı mıydım yoksa, bak şu kuş bana öğreticek gibi uçmayı, deneyelim mi? Düşersem ruhumu tuttuğun gibi bedenimi de tutabilir misin? ... Cevap yok. Hazır bir, iki, üç ve ses yok.. Gök karardı ve yer karardı sade bir ışık gelen kim? Umut?? Yoksa bir hayal?!
    Peki ya hayal neydi?...
  • Akla karşı tezler

    köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
    çünkü onlar ağırkanlı adamlardır.
    değişen bir dünyaya karşı
    kerpiç duvarlar gibi katı
    çakır dikenleri gibi susuz
    kayıtsızca direnerek yaşarlar.
    aptal, kaba ve kurnazdırlar.
    inanarak ve kolayca yalan söylerler.
    paraları olsa da
    yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
    herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
    yağmuru, rüzgarı ve güneşi
    birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
    düşünemezler...
    ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
    topraklarını
    büyütmeye çalışırlar.

    köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    çünkü onlar karılarını döverler
    seslerinin tonu yumuşak değildir
    dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
    gazete okumaz ve haksızlığa
    ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
    karşılığı olmadan kimseye yardım etmezler.
    adım başı pınar olsa da köylerinde
    temiz giyinmez ve her zaman
    bir karış sakalla gezerler.
    çocuklarını iyi yetiştirmezler
    evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
    birgün olsun dişlerini fırçalamaz
    ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

    köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
    kendilerinden olanlarla alay edip
    tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
    devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
    devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
    yiğittirler askerde subay dövecek kadar
    ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
    ezim ezim ezilirler.
    enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
    onbir ay gökyüzünden bereket beklerler,
    dindardırlar ahret korkusu içinde
    ama bir kadının topuklarından
    memelerini görecek kadar bıçkındırlar
    harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
    şehre giderler!...

    köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler
    birbirlerinin evlerine ancak
    ölümlerde ve düğünlerde giderler.
    şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
    gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
    ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
    binlerce yılın kabuğu altında
    yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
    aldanmak korkusu içinde
    sürekli birbirlerini aldatırlar.
    bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
    karılarından en az on adım önde yürürler
    ve bir erkeklik işareti olarak
    onları herkesin ortasında azarlarlar.

    köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    çünkü onlar otobüslerde ayakkabılarını çıkarırlar
    ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
    herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
    kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatır,
    yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
    bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
    ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
    gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
    zengin akrabalarından sözederler.
    kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
    ama sokağa çıkar çıkmaz hünküre hünküre
    yollara tükürürler...
    ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
    şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

    köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    çünkü onlar ilk akışamdan uyurlar.
    yarı gecelerde yıldızlara bakarak
    başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
    gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
    ve yaz güneşlerini, ekinlerini yeşertirse severler.
    hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
    -bu, verimi yüksek bir tohum bile olsa-
    sonuçlarını görmeden inanmazlar.
    dünyanın gelişimine katkıları yoktur.
    mülk düşkünüdürler amansız derecede
    bir ülkenin geleceği
    küçücük topraklarının ipoteği altındadır
    ve bir kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden,
    zamanın derin ırmakları önünde...

    köylüleri söyleyin nasil
    nasil kurtaralim?