• Peki bir çiçeğin boy verişi, bir bebeğin tebessümü, bir serçe yavrusunun ilk kez uçuşu, bir siyasetçinin 'az sonra' gelecek açıklamalarından daha az mı heyecan verici?
    Bir futbolcunun top peşinde koşması mı daha muazzam bir olay; bir kedinin yürüyüşü, bir martının kanatlarını süze süze uçuşu mu?
    Ya yağmur? Ya bulutların geçit resmi? Ya şimşekler ve yıldırımlar?
  • Seni, gülüşü gül olup da açan kız
    Uzandığım her kapıda yüzümü saran esinti
    Seni, yürüyüşü yağmur, kokusu nergis
    Seni, turuncu düş, seni deniz mavisi...

    Eksik kalmış tek sözcüğü uzun bir şiirin
    Bir dalın açmamış o son tomurcuğu
    Yüreğime selamsız sabahsız girdiğin
    Belli, geçerek o dikensiz yolu

    Seni, yaz günleri topraktan tüten buğu
    O bir anlık, bir solukluk yağmurlardan sonra
    Seni, sevincin yangını, acının külü
    Gittin artık, bu şiirler kaldı bana

    Gittin artık, ardında mavi bir tütsü
    Saçarak, geniş ufuklarından sonsuzluğun
    Ey kara sevdalarımın göçmen kuşu
    Diyemem istesem de, seni unuttum...
  • 320 syf.
    ·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Sinan Yağmur'un kaleminden 3 yıldız : Hz Ebubekir, Hz Hamza ve Selman-i Farisi.
    Efendimizin hicret arkadaşı ve ilk inananlardan Hz Ebubekir.
    Yürüyüşü ölümü korkutan ve uhutta uzuvları kesilen Hz Hamza.
    Mecusi bir aileden doğan ve kalbi ilahi aşkı arayan Selman-i Farisi.
    Serinin ilk kitabını severek okudum. Zaten Sinan Yağmur sevdiğim bir yazar. Şöyle ashaba doğru yolculuğa çıkmak isteyenler için dogru bir eser.
  • Seni, gülüşü gül olup da açan kız
    Uzandığım her kapıdan yüzümü saran esinti
    Seni, yürüyüşü yağmur, kokusu nergis
    Seni turuncu düş, seni deniz mavisi...
    Eksik kalmış tek sözcüğü uzun bir şiirin
    Bir dalın açmamış o son tomurcuğu
    Yüreğime selamsız sabahsız girdiğin
    Belli, geçerek o dikensiz yolu
    Seni, yaz günleri topraktan tüten buğu
    O bir anlık, bir solukluk yağmurlardan sonra
    Seni, sevincin yangını, acının külü
    Gittin artık, bu şiirler kaldı bana
    Gittin artık, ardında mavi bir tütsü
    Saçarak, geniş ufuklarından sonsuzluğun
    Ey kara sevdalarımın göçmen kuşu
    Diyemem istesem de, seni unuttum...
    .
    Ahmet Erhan
  • 110 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Hikaye yazmaya çalışan, gayret eden sıradan bir okuyucu olarak Haldun Taner gibi yazabilmeyi çok isterdim. Üslubunun kendine göreliği ile hikayelerin içine çekip sarmalayan duru bir dil...
    Sişhane'ye Yağmur Yağıyordu'dan sonra okuduğum ikinci hikaye kitabı Sancho'nun Sabah Yürüyüşü oldu. İçerisinde 6 hikaye ve 1 tane de uzun hikaye var. Özellikle küçük hikayede etkileyiciliği, naifliği damakta muazzam bir tat bırakıyor. Birkaç hikayesi hakkında üç beş kelam etmek isterim müsaadenizle.

    Sancho'nun Sabah Yürüyüşü: Kitabın açılış hikayesini yapıyor. Bir köpeğin gözünden diğer köpekler ve insanları işliyor. 1964 yılında yazılmış bir öykü olduğunu düşününce Ankara'nın ağır bürokrat havasının biraz daha baskın olduğunu düşünebiliriz. Bundan önce Milan Kundera okumuştum orada köpeklerin zaman mefhumu ve yaşayış biçimlerine bakıştaki benzerlik güzel bir tesadüf oldu.

    Dürbün: İnsanların görüşü, duyularının kısıtlığından tutarak öyküyü bir dürbün yardımıyla İstanbul'u semt semt gözleyen bir karakter ile ince bir çatışma yaratmış Haldun Taner. Hikayeden bir önerme çıkartırsam her şeyi gören bir insan, her şeyi gören bir Tanrı'dan daha korkutucudur. İnsanlar bedelini hemen ödeyecekleri, somut şeylerden doğal olarak daha fazla korkarlar. Numaralar, bilmezden gelmeler ve yalanlar içine sürüklenirler. Kitabın en iyi hikayelerinden birisi idi.

    Salt İnsana Yöneliş: Kitabın en sevdiğim hikayesi. Memleket meselelerine, fikri gelişimine ve toplumun içinden bireye çok yerinde bir bakış. Gençliğin verdiği heyecan ile üreten bireyler kültür, gelenek denen hantal yapı karşısında onu değişime uğratamayınca dağılıyor. Sanat yapmak, estetik kaygılar içinde olmak hiç şüphesiz güvence gerektirir. Bir bakıma öncelikler hayatta kalmak olduğu için sanat bir bakıma lükstür. " Üstelik müshil insanda nasıl aşk bırakmazsa, günlük geçim derdi de ilhamı öylece silip götürür. "

    Rahatlıkla: Bir ülkenin gelişiminde eğitimin payı pastadaki en büyük dilimdir şüphesiz. Ailemizden aldığımız eğitim, genel terbiye ve okul öncesinden başlayarak kinder 12 eğitimini tamamlarız. Artık özerk (!) bir yapı olan üniversitedeyiz. Üniversiteler modern bir bakışla bize diploma sağlayacak kurumlar olmaktan öte vizyon, etik ve biliş ve mental olgunluk kazandıracak yerdir. Ancak canım memleketimde bu kavramlardan çok uzak bir noktadayız. Taşrada üniversite olmaz derken İlber Ortaylı haksız değildi. Üniversite aynı zamanda şehirle birlikte yaşayan bir kültürdür. Haldun Taner hikayesinde bir doçentin profesörlüğe terfi edilip edilmeyeceğini kararlaştıran bir toplantının içerisine sokuyor bizi. Vuku bulan olaylar "neden olmuyor?" sorusunun cevabıdır. Kimcidir, necidir, arkasında hangi ahbap çavuş akademisyenler vardır köşe kapmacalarından yetkinlikler konuşulmuyor bile. Hikayenin sonunda kara mizaha güzel örnek olacak bir olayla zekice bir son.

    Üzerine bir şeyler yazmadığım bu kısa incelemenin dışında kalan hikayeler de en az yukarıdakiler kadar iyilerdi. Üzerine çokça düşünülecek, edebi tatmin yaratan hikayelerdi. Kesinlikle herkesin okuması gereken bir yazar Haldun Taner. Bir yerden başlamak lazım. :)
  • Yağmur yağmayacak halbuki, öyle olsa kokusu Sancho'nun burnuna gelirdi. Sonra bu rüzgar bulutları dağıtır, bu da besbelli. Ne var ki arka ayakları üzerinde ayağa kalktığından beri içgüdüsünü kaybedip akla özenen insan, bunu bile fark etmez olmuş işte. Akla tam varamamış, sezisinin köprülerini de yıkmış. Lök gibi ortada kalmış.
    Haldun Taner
    Sayfa 18 - Yapı Kredi Yayınları
  • 80 syf.
    IV. HENRI DE RÊGNIER

    Elması pek de sevmem. Güzel görünmüyor. İnsanın yüzünde bıraktığı o küçük güzellik, etkisindense daha çok yansımasındandır. Ne zümrüdün okyanus berraklığı ne de safirin sonsuz maviliği vardır onda. Elmastansa topazın sisli parıltısını ve tüm o opallerin alacakaranlık büyüsünü tercih ederim. Simgesel ve iki yönlüdürler. Ay ışığının bir yönü gökkuşağı gibi renkliyken, diğer yönü gün batımının pembe ve yeşil ışıltılarıyla kırmızıya çalan bir renkte görünür. Bizler renklerin bize gösterdiklerinden dolayı değil, bizler renklerin bize kurdurduğu hayallerden dolayı etkileniriz. Kendi kaderi dışında kendisinden öte hiçbir şeyle karşılaşmayan birisi öteki ciddi yüzünü gösterir.

    Hermas'ın beni götürdüğü şehirde böylelerinden çok vardı. Yaşadığımız ev, sağladığı konfordan ziyade daha çok konumunun güzelliğinden dolayı değerliydi. Orada, mülklerin dekorasyonunun planlanmasındansa ufuk görünümü daha da itinayla düzenlenirdi. Orada uyumaktansa dalıp gitmek daha güzeldir. Rahat olunacak bir yerden ziyade resmedilmeye değer bir yerdi. Gün boyunca sıcaktan bunalan tavus kuşlarının kaçınılmaz olan alaycı bağırtıları tüm gece boyunca duyulurdu. Aslında bakılırsa, bu bağırtılar orayı uyumaktansa tam dalıp gitmelik bir yer yapıyordu. Zillerin sesi, insanı sabah boyunca uyumaktan ve her ne kadar daha sonraki uyku erken saatte tamamen uyumamaktan kaynaklı yorgunluğu en azından belli bir dereceye kadar giderse de, insanın gün ışığı öncesinde gerçekten keyfini aldığı uykudan mahrum bırakıyordu. Saatini çanların duyurduğu törenlerin görkemi, bir kimsenin uyuması gerektiği, istediği takdirde daha sonra ilerleyen saatlerde uyumaktan yararlanması gerektiği bir saatte uyandırılmanın verdiği kızgınlığı telafi etmekte zayıf kalıyordu. O zamanlar yapılacak tek şey ise o çarşafı ve tüylü yastığı bırakıp evin içerisinde gezinmekti. Aslına bakılırsa biraz da olsa cazibesi olsa da bu girişim tehlikeliydi de. Tehlikeli olsa da zevkliydi. Bir kimse maceraya koşmaktansa onun zevkinden vazgeçmeyi tercih eder. M. de Séryeuse'nin adalardan getirdiği parke döşemeler; çok renkli ve bağlantısız, kaygan ve geometrikti. Mozaikleri parlak ve düzensizdi. Burada büyütülen ve orada parçalanan tahta zemindense, şimdi kırmızı-siyah olan baklava dilimi biçimi çok daha hoş bir görüntü sunuyordu ve isabetli bir yürüyüşü gerektiren adım gerektiriyordu.

    Birisinin avluda yapacağı yürüyüşün albenisi, o kadar riskli olduğundan dolayı değildi. Öğlenleri birisi orada gezinebilirdi. Güneş kaldırımı ısıtırdı ya da damlardan yağmur damlaları düşerdi. Bazen rüzgâr hava okunu gıcırdatırdı. Devasa ve bakır pasla kaplı kapının önünde heykeli yapılmış Hermes, kadüsenin şeklini tasarladığı bir tasavvurunu yansıtıyordu. Yakınlardaki ağaçlardaki solmuş yapraklar, topuklarına kadar dönerek düştü ve mermerden kanatların üzerine altın kanatlar istiflenirdi. Adak olarak verilen güvercinler alınlığın geniş kısmında veya başkemer nişlerinde tünemeye gelirdi ve genelde yaprağa benzeyen gri, sönük renkli tüylerini düşürürlerdi. s.27-28