• Hıristiyanlar ya da Hıristiyan kültür ve geleneklerinin yoğun etkisi altındaki insanların Yahudilik hakkında sahip oldukları başka bir yanlış algılama daha vardır. O da, Yahudiliğin 'Kitabi bir din' olduğu ve İncil nasıl Protestanlık ve Katoliklikte merkezi bir yasal dayanak ise Eski Ahit'in de Yahudilikte aynı konuma sahip olduğu fikridir.
    Israël Shahak
    Sayfa 78 - Düşün Yayıncılık
  • 160 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Bu kitap, 2004 ve 2005 yıllarında hem tek hem de beraber Mahir Kaynak ve Emin Gürses'le yapılan röportajlardan oluşuyor. Kitabın ismi olan Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili dün, bugün ve yarına dönük soru ve cevaplar içeriyor.

    BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)'un ABD eksenli bir proje ve eğer başarılı olunmazsa, diğer güçlerin yani Rusya, Çin, AB (Avrupa Birliği)'nin bu boşluğu doldurup, gelecek açısından ABD için ekonomik, siyasi bir güç kaybına neden olacağını anlatılıyor. O yüzden de ABD bu geniş pazarı ne olursa olsun kaybetmemek için önceden buraya girip, herkesi kendi istediği şekilde yönlendirip, bu bölgeden çıkmak istemiyor. Yani rantın kapısının anahtarının kendi elinde olmasını istiyor.

    'Demokrasi' kavramıyla ilgili verilen örnekler gerçekten oldukça dikkat çekici ve etkili: "...çok sayıda ekonomik güç olduğu için, bunların arasındaki rekabet, siyasi partileri doğurur. (s.16)" Ama Ortadoğu tabir edilen veya biraz daha genişcesi olan Genişletilmiş Büyük Ortadoğu demek ise burada farklı. Burada bulunan devletlerin çoğu Batı'nın anladığı şekilde bir demokrasiyle zaten yönetilmiyor ve o şekilde bir geçmişlerinin de olmadığı anlatılır. Hatta 16.sayfada yer alan "Suudi Arabistan'da herkes Oxford'dan mezun olsa da yine de demokrasi olmaz." sözü her şeyi açıklamıyor mu?

    ABD, BOP'u dünyaya demokrasinin gelişmesi için 'köhne yapıların' değişmesi gerekir cümlesiyle sunar ama
    gerçeği yansıtmadığı kısa süre içinde anlaşılır. Ayrıca bu demokrasi kavramını da 'genel halk, okuyucu, izleyici' kesime süslü cümlelerle pazarlar ki, esas durum olan ekonomik çıkar anlaşılmasın.

    ABD, AB ilişkileri, Türkiye AB ilişkileri, AB'li ya da AB'siz Türkiye, Amerikan bakış açısı haricinde Rusya ve Çin'de
    kitap içinde ele alınıyor. Buradan din eksenli çatışmalara değiniliyor. Musevilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık ve özellikle
    Protestanlık ve Yahudiliğin bir bütünlük oluşturup, Katoliklere, Ortodokslara ve Müslümanlara karşı bir cephe alınması anlatılır. Özellikle Yahudilik ve Protestanlık inancındaki para olgusunun ABD'de bunları ortak noktada buluşturduğundan bahsediliyor.

    ABD ile Avrupa'nın çıkar çatışması ve ABD'nin bu bölgeyi rahat bırakmaması sonucu AB'nin daha uzun bir süre ikincil bir
    durumda kalacağı da ortada.

    Ve şunu da buradan öğreniyoruz ki: En büyük istikrar istikrarsız bir bölge demek. Bu sayede 'ben bir şey yapamazsam da diğer
    ülkeler de hiçbir şey yapamasın ya da ben burayı istikrarsızlaştırayım ki, Avrupa burada pazar elde edemesin' diyerek de burayı bekleyen diğer güçlere gözdağı verildiğinden de bahsediliyor.

    Bir olayın kaynağına inmeden bazı şeylerin hem anlaşılması hem de çözülebilmesi zordur. Sebep sonuç ilişkisi kurulduğunda olay tam olarak anlaşılabilir. Çünkü
    ABD işgal planını 'demokrasi' olarak sunduğu için bundan etkilenen binlerce insan bir eylemin içinde kendini bulur.
    Onların istedikleriyle ABD'nin istekleri örtüşüyorsa ayrı bir durum, ama örtüşmüyorsa kaos kaosu takip ediyor.

    Bu kitap gündemi takip eden, siyasi tarih üzerine okuyan kişilere hitap ediyor. Röportajlardan oluştuğu için konuşma
    diliyle yazılmış o yüzden akıcı ve durudur.
  • Hıristiyan dini, yoksulluğa, keşişliğe, çile çekmeye övgü yaparken Yahudi dini, zenginliğe, akılcılığa övgü yapmaktadır. Hıristiyanlıkta reklam günah sayılırken, Yahudilerde serbesttir.

    Kısaca kapitalizmi ortaya çıkaracak nitelikler Yahudi dininden Protestan Hıristiyanlığın içine transfer edilmiştir.
    Ramazan Kurtoğlu
    Sayfa 86 - Destek Yayınları 7. Baskı
  • Çıkarı uğruna maddi ve manevi varlığını sürekli olarak değiştirmeye hevesli olan insanoğlı, dinlerin saflığını da bozmuştur. Bu yüzden de her millet ve her din değişmiştir. Bu değişiklik dolayısıyla bazıları zamana göre ilerleme veya geri kalma safhaları göstermiştir. Bugün en eski din olan Yahudilik, Musa'nın telkin ettiği esaslardan ayrılmış ve Sefaratlar "İspanyalılar" ve Eskenazlar "Almanyalılar" adlarıyla Batı ve Doğu dallarına bölünmüş ve Batı Musevileri daha modern mezhep metotlarını kabul etmişlerdir. Hıristiyanlık da zamanın ihtiyacına göre birçok değişikliklere uğramış, Ortaçağ'ın kan dökücülüğünden doğan ve siyah bir matem, ebedi bir tasa emreden Ortodokslık, daha sonra insanlığı mutlu edememeye başladığından, zamanın ilerleyişine uygun olarak, dine şefkat, şiir, neşe, emirlere boyun eğme ve şanlı bir görünüş kazandıran Katoliklik icat edilmiştir. Sonra milletler arasında münasebetler artmış, fikirler ilerlemiş olduğu için, şefkat ve itaat adına Katolik kilisesinin, Papaların çeşitli kötü davranışları ve sahte tutumları halka ağır gelmeye başlamış ve yalnız vicdan terbiyesinden ibaret sade bir mezhep olan Protestanlık meydana çıkmıştır. Hıristiyanlık bir takım konsil denilen din alimlerinin toplanarak yenileştirme ve iyileştirmeler üzerindeki fikir birliğine varmaları sayesinde gücünü koruya gelmiştir.

    Halbuki İslam, iyi ve kötüyü, hayrı ve şerri ayıran sağlam esaslara dayandığı için pek de akla yatkın olmayan değişiklik teşebbüslerine direnmiş ve olduğu gibi kalmıştır. Dindeki sağlamlılıktan yararlanmayı çıkarlarına uygun gören hırslı, cahil kimseler, iki yüzlü şeyhler ayet ve hadislerden dinin sağlam esaslarına ve İslam'ın ihtiyaçlarına göre hükümler çıkararak bunları uygulayacaklarına, bir takım uydurma yorumlarla şahısları için fayda sağlamaya çalışmışlardır.