• Bu yazımda yaklaşık 4 ay önce tanıştığım biri ile tanıştırmak istiyorum sizi... Kendisi ile 10 Şubat 2018'de gece saat 9'a yakın Urfa'nın güzel bir sokağında karşılaştık ... Sanırım o beni tanışmadan önce de tanıyordu hatta ismimi dahi sormadan bildi! Sözü uzatmadan aramızda geçen sohbete davet ediyorum sizi..
    -Merhaba öğretmenim.
    -Merhaba! Kimsiniz? Tanıdık bir hava esti sizinle konuşunca?
    -Ben seni çok iyi tanıyorum öğretmenim. Sohbetimizin sonuna doğru sen de beni çok iyi tanıyacaksın eminim. Şimdi sana bir şiir sunmak istiyorum. Bak ne güzel demiş Yahya Kemal BEYATLI:
    Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapayalnız ,
    Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
    Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...
    İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.
    -Evet, güzel bir şiir. Çevremde böyle çok insan var.
    -Gerçekten güzel mi yoksa ben güzel dediğim için mi güzel dedin?
    - Aslında son iki dize güzel. İlk 2 dizeyi beğenmedim.
    -Yani bir anlamda bakış açın benim söylemimle şekillendi öyle mi?
    -Evet, öyle.
    - Şurası muhakkak ki öğretmenim, kendin olmazsan hep bir başkasının kuklası olursun.
    -Öyle ama bunun önüne geçemiyor ki insan!
    -Sanırım sen hata yapmaktan da korkuyorsun?!
    -Evet. Nereden anladın bunu?
    -Hata yapmaktan korkan insanlar sorun odaklı düşünüp konuşurlar. Sen de sorun odaklı konuştun az önce... Hata yapmaktan korkma öğretmenim! Bak güzel bir âlim ne demiş bu konu hakkında:
    İnsan hatadan hâlî olamaz, fakat tövbe kapısı açıktır. (RNK)
    -Anlıyorum...
    -Neden mutlu değilsin?
    -Bilemiyorum. O kadar çok şey var ki mutsuz olmam için...
    -Sende şunlardan var mı hiç? Sürekli kendine bişeyleri açıklama ve başkasını memnun etme isteği, yetersiz olduğun inancı ve içinden geleni yapamama.
    -Evet, var. Hatta baskın şekilde var bunlar!
    -Peki bu huylardan kurtulup mutluluğu ve birçok güzel duyguyu enerjinin doruk noktasında yaşamak ister misin?
    -İsterim hem çok isterim de nasıl olacak ki bu?
    -Kendin ol.
    -Bu kadar mı yani? Bu kadar basit mi benim sorunlarımın çözümü ve mutlu olabilmem?
    -Evet! İstersen sorunlarını beraber çözebiliriz.
    -Olur. Kendimi değersiz hissetmemden başlayalım...
    -Sen kendini sandığından çok değersiz görüyorsun öğretmenim.
    -Evet, bazen dediğin gibi çok değersiz görüyorum kendimi..bunun önüne nasıl geçilebilir?
    -Evvelâ sen, kendin olduğun kadar değerlisin. Yani dışarıdan sana eklenen hiçbir şey seni doğrudan değerli yapmaz.
    -Onlar değersiz mi yani?
    -Hayır. Ama onlar kendin olmadan sadece saman alevinin ışığı gibi yardım ederler zifiri karanlıkta sana...
    -Sürekli bir şeyleri kendime açıklarken buluyorum kendimi. Bu nasıl çözülecek?
    -Dikkat edersen 'Bu nasıl çözülecek?' dedin; 'Bunu nasıl çözebilirim?' demedin! Hayatı bir başkasının gözünden görmeyi bırakmalısın. Kendi paradigman ile bakmalısın hayata.
    -Bazen başkasını memmun etme isteği oluşuyor içimde. Onu önlemek için ne yapabilirim?
    -Bu konuda bir kitaptan alıntı yapmalıyım:
    Ey nefis! Eğer takva ve amel-i salih ile Halıkını razı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kafidir. Eğer halk da Allah'ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünki onlar da senin gibi aciz kullardır. Maahaza ikinci şıkkı takib etmekte şirk-i hafi olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir. Evet bir maslahat için sultana müracaat eden adam, sultanı irza etmiş ise, o iş görülür. Etmemiş ise halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Maamafih yine sultanın izni lazımdır. İzni de rızasına mütevakkıftır... (RNK)
    -Aslında ben çoğu şeyden korkuyorum.
    -Yalnız değilsin öğretmenim. William Shakespeare'nin şu şiiri durumunu özetliyor:
    İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
    Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
    Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
    Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
    Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
    Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
    Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
    Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.
    -Evet, özetlemiş. Çözümü için ne yapabilirim peki?
    -Sanırım bu alıntı çözüm için yol gösterecektir sana: "Cenab-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrib için değil! Ve hayatı ağır ve müşkil ve elim ve azab yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa.. hatta beş-altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkarane bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimal ile havf etmek evhamdır, hayatı azaba çevirir." (RNK)
    -Evet, çözüm için ışık oldu karanlığıma...
    -Bir de küçük bir tavsiyem olacak sana öğretmenim: Hatalara müsamaha ile bakmak gerek... Her insanın iyi ve kötü yönleri vardır. Sen olabildiği ölçüde hatalara müsamaha ile hoşgörü ile yaklaşmalısın ki insanlara veya olaylara veyahut durumlara değil de fikirlere, mutluluğa, idealine ve bütün güzel duygulara yani kendine odaklanabilesin.
    -Güzel bir tavsiye... Şöyle bir sıkıntım var benim: Yalnız kalamıyorum..sürekli kendimi bir başkasına muhtaç hissediyorum.
    -Burada dikkatini bir noktaya çekmek istiyorum: Bahsettiğin iki özellik birbirini gerektiriyor yani yalnız kalamaman kendini başkasına muhtaç hissetmene neden olur; kendini başkasına muhtaç hissetmen yalnız kalamamanın sonucudur.
    -Evet, bunu ben de fark ettim şimdi. Bu durumda çözüm tek noktada yani yalnız kalamama sorunumun çözümünde olmalı.
    -Evet öğretmenim, çözüm dediğin yerde. Şimdi çözüme ulaşabilmen için ben sana sorayım: Daha kaç yıl yaşarsın?
    -Bilmem ki... En fazla 60-70 yıl.
    -Sonra ne olacak?
    -Her insan gibi kabre gireceğim elbette. Veda edeceğim bu dünyaya.
    -Peki sen kabirde iken yanında kim olacak?
    -Sadece ben.
    -Sen ve kendin. Peki cevap ver bakalım: Her zaman senle olan biri ile mutlu olmak mı istersin yoksa bazen görünüp bazen olmayan ve seni ne zaman terk edeceği belli olmayan biri(leri) ile mi mutlu olmak istersin?
    -Elbette bütün ruhumla 'ebed ebed' derim!
    -Ne güzel bir cevap!
    -Ben bazen maske takıyorum..kendim olamıyorum bir türlü?
    -Bu şiir sana gelsin o zaman:
    Bana aldanmayın!
    Yüzüm bir maskedir,
    Sizi aldatmasın.
    Binlerce maskem var.
    Çıkarmaya korktuğum.
    Ve, hiç biri ben değilim...
    Olmadığımı göstermek
    İkinci doğam oldu.
    'kendinden emin biri' dersiniz,
    sanki güllük gülistanlık
    benim için herşey...
    adım güven belirtir.
    Ve,
    Oyunumun adı
    Ağırbaşlılıktır.
    İçimde ve dışımda denizler sakin,
    Herşeyin kumandanı ben...
    Fakat, inanmayın bana,
    Lütfen! ..
    Herşey dışta düzgün ve cilalı,
    Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
    O maske! ..
    Altta ne güven, ne de rahatlık...
    Altta,
    Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan
    Gerçek ben! ..
    Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla
    Kimsenin bilmesini istemem
    Zayıf taraflarımı düşündükçe,
    Titrer ve sararırım...
    Ve başkaları görürse iç dünyamı...
    Gerçek beni ve yalnızlığımı!
    İşte, maskelerimi onun için takarım...
    Onun için, arkalarına saklanacak maskelerim var.
    Onlar, gösterişle kullanabileceğim
    Parlatılmış yüzlerim.
    Bana,
    'sen değerlisin' diyecek,
    'maskesizken daha bir insansın'
    'daha bir bendensin'
    'daha yakın, daha bir dostsun'
    diyecek bir bakışa
    muhtacım...
    benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır! ..
    uyarırım seni dost! ..
    uzun yıllar kendini yetersiz hissetmiş ben,
    sana kendini kolayca açmayacaktır...
    bütün gücümle tutunacağım maskelerime
    ne kadar sokulursan yakınıma
    o denli şiddetli geri iteceğim seni...
    kim olduğumu merak ediyor musun?
    Hiç merak etme...
    Ben çevrendeki
    Her erkek ve kadınım...
    Maske takan her insanım.
    Çeviren: Doğan Cüceloğlu
    -Manidar bir şiir. Yalnız bu defa sorduğum sorunun cevabını tahmin ettim ben!
    -Bak sen! Neymiş cevap?
    -Bütün maskeler, kendim olmadığım için sığındığım sahte kimlikler aslında..kendim olmalıyım.
    -Evet, öğretmenim. Bu cevap alkışı hak ediyor!
    Bir de çocuklar gibi anı yaşamalısın! Çocuklar; öncesinde veya sonrasında, geçmişte veya gelecekte değil anı yaşarlar!
    -Teşekkür ederim. Peki çok önemli bir sorum olacak: Ben mutlu olmayı beceremiyorum bir türlü. Ne yapabilirim bu beceriyi kazanmak ve kazandıktan sonra geliştirmek için?
    -Ne güzel demiş Farabi: Mutluluk kendine yetebilmektir.
    Öğretmenim, çok sevdiğin bir oyundasın diyelim. Kazanmak mı için oynarsın yoksa kaybetmek için mi?
    -Öyle soru olur mu canım? Elbette kazanmak için oynarım.
    -Peki kazanmak ya da kaybetmenin ötesinde bir şey olduğunu biliyor muydun?
    -Hayır. Nedir o?
    -Oyunun tadını çıkarmak öğretmenim, oyunun tadını çıkarmak! Sen de büyük çoğunluk gibi kazanmaya odaklanıp oyunun keyfinden mahrum ediyorsun kendini. Kazansan da kaybetsen de önemli olan oyunun tadını çıkarmak.
    -Sanırım anladım.
    -Hayatın da böyle işte..belli şeylere odaklanıp hayatın neşesini göremiyorsun. Sürekli yeni ve çoğu zaman ulaşılmaz hedefler seni bu duruma sürüklüyor... Şu alıntı ile sohbetimizi nihayete erdirelim: Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku...(RNK)
    -Konuşmamız boyunca birçok defa alıntı yaptığın kitabın adı ne? Yazarı kim?
    -Alıntı yaptığım kitaplar muhtelif yerlerden aldığım bir külliyat aslında..ismi Risale-i Nur külliyatı. Yazarı Bediuzzaman Said Nursi.
    -Son bir sorum var sana: Bu kadar konuştuk, yardım ettin bana. Gerçekten çok teşekkür ederim! Adını ve kim olduğunu öğrenebilir miyim?
    -Konuşmanızın başından beri dilinde olan 'Kendim' benim.
    -Yani ben bugün kendim ile tanışıp sohbet ettim öyle mi?
    -Evet, öğretmenim. Tanıştığımıza memnun oldum.
    -Ben de memnun oldum tanıştığımıza ama çok şaşırdım! Neden bazen bırakıp gidiyorsun beni?
    -Benim bırakıp gittiğim yok ki öğretmenim, sen beni bırakmadıkça ben seni bırakmam!
    -Bu arada ben seni çok sevdim!
    -Kendin olduğun ve kendini sevdiğin sürece hep böyle mutlu ve bütün güzel duyguları en güzel enerjin ile doruk noktasında yaşayacaksın... Benimle kal...
    Selâmetle...

    Mahmud KARAKAŞ
    08.06.2018
    ŞANLIURFA
  • Bu yazımda yaklaşık 4 ay önce tanıştığım biri ile tanıştırmak istiyorum sizi... Kendisi ile 10 Şubat 2018'de gece saat 9'a yakın Urfa'nın güzel bir sokağında karşılaştık ... Sanırım o beni tanışmadan önce de tanıyordu hatta ismimi dahi sormadan bildi! Sözü uzatmadan aramızda geçen sohbete davet ediyorum sizi..
    -Merhaba öğretmenim.
    -Merhaba! Kimsiniz? Tanıdık bir hava esti sizinle konuşunca?
    -Ben seni çok iyi tanıyorum öğretmenim. Sohbetimizin sonuna doğru sen de beni çok iyi tanıyacaksın eminim. Şimdi sana bir şiir sunmak istiyorum. Bak ne güzel demiş Yahya Kemal BEYATLI:
    Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapayalnız ,
    Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
    Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...
    İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.
    -Evet, güzel bir şiir. Çevremde böyle çok insan var.
    -Gerçekten güzel mi yoksa ben güzel dediğim için mi güzel dedin?
    - Aslında son iki dize güzel. İlk 2 dizeyi beğenmedim.
    -Yani bir anlamda bakış açın benim söylemimle şekillendi öyle mi?
    -Evet, öyle.
    - Şurası muhakkak ki öğretmenim, kendin olmazsan hep bir başkasının kuklası olursun.
    -Öyle ama bunun önüne geçemiyor ki insan!
    -Sanırım sen hata yapmaktan da korkuyorsun?!
    -Evet. Nereden anladın bunu?
    -Hata yapmaktan korkan insanlar sorun odaklı düşünüp konuşurlar. Sen de sorun odaklı konuştun az önce... Hata yapmaktan korkma öğretmenim! Bak güzel bir âlim ne demiş bu konu hakkında:
    İnsan hatadan hâlî olamaz, fakat tövbe kapısı açıktır. (RNK)
    -Anlıyorum...
    -Neden mutlu değilsin?
    -Bilemiyorum. O kadar çok şey var ki mutsuz olmam için...
    -Sende şunlardan var mı hiç? Sürekli kendine bişeyleri açıklama ve başkasını memnun etme isteği, yetersiz olduğun inancı ve içinden geleni yapamama.
    -Evet, var. Hatta baskın şekilde var bunlar!
    -Peki bu huylardan kurtulup mutluluğu ve birçok güzel duyguyu enerjinin doruk noktasında yaşamak ister misin?
    -İsterim hem çok isterim de nasıl olacak ki bu?
    -Kendin ol.
    -Bu kadar mı yani? Bu kadar basit mi benim sorunlarımın çözümü ve mutlu olabilmem?
    -Evet! İstersen sorunlarını beraber çözebiliriz.
    -Olur. Kendimi değersiz hissetmemden başlayalım...
    -Sen kendini sandığından çok değersiz görüyorsun öğretmenim.
    -Evet, bazen dediğin gibi çok değersiz görüyorum kendimi..bunun önüne nasıl geçilebilir?
    -Evvelâ sen, kendin olduğun kadar değerlisin. Yani dışarıdan sana eklenen hiçbir şey seni doğrudan değerli yapmaz.
    -Onlar değersiz mi yani?
    -Hayır. Ama onlar kendin olmadan sadece saman alevinin ışığı gibi yardım ederler zifiri karanlıkta sana...
    -Sürekli bir şeyleri kendime açıklarken buluyorum kendimi. Bu nasıl çözülecek?
    -Dikkat edersen 'Bu nasıl çözülecek?' dedin; 'Bunu nasıl çözebilirim?' demedin! Hayatı bir başkasının gözünden görmeyi bırakmalısın. Kendi paradigman ile bakmalısın hayata.
    -Bazen başkasını memmun etme isteği oluşuyor içimde. Onu önlemek için ne yapabilirim?
    -Bu konuda bir kitaptan alıntı yapmalıyım:
    Ey nefis! Eğer takva ve amel-i salih ile Halıkını razı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kafidir. Eğer halk da Allah'ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünki onlar da senin gibi aciz kullardır. Maahaza ikinci şıkkı takib etmekte şirk-i hafi olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir. Evet bir maslahat için sultana müracaat eden adam, sultanı irza etmiş ise, o iş görülür. Etmemiş ise halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Maamafih yine sultanın izni lazımdır. İzni de rızasına mütevakkıftır... (RNK)
    -Aslında ben çoğu şeyden korkuyorum.
    -Yalnız değilsin öğretmenim. William Shakespeare'nin şu şiiri durumunu özetliyor:
    İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
    Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
    Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
    Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
    Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
    Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
    Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
    Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.
    -Evet, özetlemiş. Çözümü için ne yapabilirim peki?
    -Sanırım bu alıntı çözüm için yol gösterecektir sana: "Cenab-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrib için değil! Ve hayatı ağır ve müşkil ve elim ve azab yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa.. hatta beş-altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkarane bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimal ile havf etmek evhamdır, hayatı azaba çevirir." (RNK)
    -Evet, çözüm için ışık oldu karanlığıma...
    -Bir de küçük bir tavsiyem olacak sana öğretmenim: Hatalara müsamaha ile bakmak gerek... Her insanın iyi ve kötü yönleri vardır. Sen olabildiği ölçüde hatalara müsamaha ile hoşgörü ile yaklaşmalısın ki insanlara veya olaylara veyahut durumlara değil de fikirlere, mutluluğa, idealine ve bütün güzel duygulara yani kendine odaklanabilesin.
    -Güzel bir tavsiye... Şöyle bir sıkıntım var benim: Yalnız kalamıyorum..sürekli kendimi bir başkasına muhtaç hissediyorum.
    -Burada dikkatini bir noktaya çekmek istiyorum: Bahsettiğin iki özellik birbirini gerektiriyor yani yalnız kalamaman kendini başkasına muhtaç hissetmene neden olur; kendini başkasına muhtaç hissetmen yalnız kalamamanın sonucudur.
    -Evet, bunu ben de fark ettim şimdi. Bu durumda çözüm tek noktada yani yalnız kalamama sorunumun çözümünde olmalı.
    -Evet öğretmenim, çözüm dediğin yerde. Şimdi çözüme ulaşabilmen için ben sana sorayım: Daha kaç yıl yaşarsın?
    -Bilmem ki... En fazla 60-70 yıl.
    -Sonra ne olacak?
    -Her insan gibi kabre gireceğim elbette. Veda edeceğim bu dünyaya.
    -Peki sen kabirde iken yanında kim olacak?
    -Sadece ben.
    -Sen ve kendin. Peki cevap ver bakalım: Her zaman senle olan biri ile mutlu olmak mı istersin yoksa bazen görünüp bazen olmayan ve seni ne zaman terk edeceği belli olmayan biri(leri) ile mi mutlu olmak istersin?
    -Elbette bütün ruhumla 'ebed ebed' derim!
    -Ne güzel bir cevap!
    -Ben bazen maske takıyorum..kendim olamıyorum bir türlü?
    -Bu şiir sana gelsin o zaman:
    Bana aldanmayın!
    Yüzüm bir maskedir,
    Sizi aldatmasın.
    Binlerce maskem var.
    Çıkarmaya korktuğum.
    Ve, hiç biri ben değilim...
    Olmadığımı göstermek
    İkinci doğam oldu.
    'kendinden emin biri' dersiniz,
    sanki güllük gülistanlık
    benim için herşey...
    adım güven belirtir.
    Ve,
    Oyunumun adı
    Ağırbaşlılıktır.
    İçimde ve dışımda denizler sakin,
    Herşeyin kumandanı ben...
    Fakat, inanmayın bana,
    Lütfen! ..
    Herşey dışta düzgün ve cilalı,
    Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
    O maske! ..
    Altta ne güven, ne de rahatlık...
    Altta,
    Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan
    Gerçek ben! ..
    Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla
    Kimsenin bilmesini istemem
    Zayıf taraflarımı düşündükçe,
    Titrer ve sararırım...
    Ve başkaları görürse iç dünyamı...
    Gerçek beni ve yalnızlığımı!
    İşte, maskelerimi onun için takarım...
    Onun için, arkalarına saklanacak maskelerim var.
    Onlar, gösterişle kullanabileceğim
    Parlatılmış yüzlerim.
    Bana,
    'sen değerlisin' diyecek,
    'maskesizken daha bir insansın'
    'daha bir bendensin'
    'daha yakın, daha bir dostsun'
    diyecek bir bakışa
    muhtacım...
    benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır! ..
    uyarırım seni dost! ..
    uzun yıllar kendini yetersiz hissetmiş ben,
    sana kendini kolayca açmayacaktır...
    bütün gücümle tutunacağım maskelerime
    ne kadar sokulursan yakınıma
    o denli şiddetli geri iteceğim seni...
    kim olduğumu merak ediyor musun?
    Hiç merak etme...
    Ben çevrendeki
    Her erkek ve kadınım...
    Maske takan her insanım.
    Çeviren: Doğan Cüceloğlu
    -Manidar bir şiir. Yalnız bu defa sorduğum sorunun cevabını tahmin ettim ben!
    -Bak sen! Neymiş cevap?
    -Bütün maskeler, kendim olmadığım için sığındığım sahte kimlikler aslında..kendim olmalıyım.
    -Evet, öğretmenim. Bu cevap alkışı hak ediyor!
    Bir de çocuklar gibi anı yaşamalısın! Çocuklar; öncesinde veya sonrasında, geçmişte veya gelecekte değil anı yaşarlar!
    -Teşekkür ederim. Peki çok önemli bir sorum olacak: Ben mutlu olmayı beceremiyorum bir türlü. Ne yapabilirim bu beceriyi kazanmak ve kazandıktan sonra geliştirmek için?
    -Ne güzel demiş Farabi: Mutluluk kendine yetebilmektir.
    Öğretmenim, çok sevdiğin bir oyundasın diyelim. Kazanmak mı için oynarsın yoksa kaybetmek için mi?
    -Öyle soru olur mu canım? Elbette kazanmak için oynarım.
    -Peki kazanmak ya da kaybetmenin ötesinde bir şey olduğunu biliyor muydun?
    -Hayır. Nedir o?
    -Oyunun tadını çıkarmak öğretmenim, oyunun tadını çıkarmak! Sen de büyük çoğunluk gibi kazanmaya odaklanıp oyunun keyfinden mahrum ediyorsun kendini. Kazansan da kaybetsen de önemli olan oyunun tadını çıkarmak.
    -Sanırım anladım.
    -Hayatın da böyle işte..belli şeylere odaklanıp hayatın neşesini göremiyorsun. Sürekli yeni ve çoğu zaman ulaşılmaz hedefler seni bu duruma sürüklüyor... Şu alıntı ile sohbetimizi nihayete erdirelim: Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku...(RNK)
    -Konuşmamız boyunca birçok defa alıntı yaptığın kitabın adı ne? Yazarı kim?
    -Alıntı yaptığım kitaplar muhtelif yerlerden aldığım bir külliyat aslında..ismi Risale-i Nur külliyatı. Yazarı Bediuzzaman Said Nursi.
    -Son bir sorum var sana: Bu kadar konuştuk, yardım ettin bana. Gerçekten çok teşekkür ederim! Adını ve kim olduğunu öğrenebilir miyim?
    -Konuşmanızın başından beri dilinde olan 'Kendim' benim.
    -Yani ben bugün kendim ile tanışıp sohbet ettim öyle mi?
    -Evet, öğretmenim. Tanıştığımıza memnun oldum.
    -Ben de memnun oldum tanıştığımıza ama çok şaşırdım! Neden bazen bırakıp gidiyorsun beni?
    -Benim bırakıp gittiğim yok ki öğretmenim, sen beni bırakmadıkça ben seni bırakmam!
    -Bu arada ben seni çok sevdim!
    -Kendin olduğun ve kendini sevdiğin sürece hep böyle mutlu ve bütün güzel duyguları en güzel enerjin ile doruk noktasında yaşayacaksın... Benimle kal...
    Selâmetle...

    Mahmud KARAKAŞ
    08.06.2018
    ŞANLIURFA
  • Bu yazımda yaklaşık 4 ay önce tanıştığım biri ile tanıştırmak istiyorum sizi... Kendisi ile 10 Şubat 2018'de gece saat 9'a yakın Urfa'nın güzel bir sokağında karşılaştık ... Sanırım o beni tanışmadan önce de tanıyordu hatta ismimi dahi sormadan bildi! Sözü uzatmadan aramızda geçen sohbete davet ediyorum sizi..
    -Merhaba öğretmenim.
    -Merhaba! Kimsiniz? Tanıdık bir hava esti sizinle konuşunca?
    -Ben seni çok iyi tanıyorum öğretmenim. Sohbetimizin sonuna doğru sen de beni çok iyi tanıyacaksın eminim. Şimdi sana bir şiir sunmak istiyorum. Bak ne güzel demiş Yahya Kemal BEYATLI:
    Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapayalnız ,
    Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
    Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...
    İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.
    -Evet, güzel bir şiir. Çevremde böyle çok insan var.
    -Gerçekten güzel mi yoksa ben güzel dediğim için mi güzel dedin?
    - Aslında son iki dize güzel. İlk 2 dizeyi beğenmedim.
    -Yani bir anlamda bakış açın benim söylemimle şekillendi öyle mi?
    -Evet, öyle.
    - Şurası muhakkak ki öğretmenim, kendin olmazsan hep bir başkasının kuklası olursun.
    -Öyle ama bunun önüne geçemiyor ki insan!
    -Sanırım sen hata yapmaktan da korkuyorsun?!
    -Evet. Nereden anladın bunu?
    -Hata yapmaktan korkan insanlar sorun odaklı düşünüp konuşurlar. Sen de sorun odaklı konuştun az önce... Hata yapmaktan korkma öğretmenim! Bak güzel bir âlim ne demiş bu konu hakkında:
    İnsan hatadan hâlî olamaz, fakat tövbe kapısı açıktır. (RNK)
    -Anlıyorum...
    -Neden mutlu değilsin?
    -Bilemiyorum. O kadar çok şey var ki mutsuz olmam için...
    -Sende şunlardan var mı hiç? Sürekli kendine bişeyleri açıklama ve başkasını memnun etme isteği, yetersiz olduğun inancı ve içinden geleni yapamama.
    -Evet, var. Hatta baskın şekilde var bunlar!
    -Peki bu huylardan kurtulup mutluluğu ve birçok güzel duyguyu enerjinin doruk noktasında yaşamak ister misin?
    -İsterim hem çok isterim de nasıl olacak ki bu?
    -Kendin ol.
    -Bu kadar mı yani? Bu kadar basit mi benim sorunlarımın çözümü ve mutlu olabilmem?
    -Evet! İstersen sorunlarını beraber çözebiliriz.
    -Olur. Kendimi değersiz hissetmemden başlayalım...
    -Sen kendini sandığından çok değersiz görüyorsun öğretmenim.
    -Evet, bazen dediğin gibi çok değersiz görüyorum kendimi..bunun önüne nasıl geçilebilir?
    -Evvelâ sen, kendin olduğun kadar değerlisin. Yani dışarıdan sana eklenen hiçbir şey seni doğrudan değerli yapmaz.
    -Onlar değersiz mi yani?
    -Hayır. Ama onlar kendin olmadan sadece saman alevinin ışığı gibi yardım ederler zifiri karanlıkta sana...
    -Sürekli bir şeyleri kendime açıklarken buluyorum kendimi. Bu nasıl çözülecek?
    -Dikkat edersen 'Bu nasıl çözülecek?' dedin; 'Bunu nasıl çözebilirim?' demedin! Hayatı bir başkasının gözünden görmeyi bırakmalısın. Kendi paradigman ile bakmalısın hayata.
    -Bazen başkasını memmun etme isteği oluşuyor içimde. Onu önlemek için ne yapabilirim?
    -Bu konuda bir kitaptan alıntı yapmalıyım:
    Ey nefis! Eğer takva ve amel-i salih ile Halıkını razı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kafidir. Eğer halk da Allah'ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünki onlar da senin gibi aciz kullardır. Maahaza ikinci şıkkı takib etmekte şirk-i hafi olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir. Evet bir maslahat için sultana müracaat eden adam, sultanı irza etmiş ise, o iş görülür. Etmemiş ise halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Maamafih yine sultanın izni lazımdır. İzni de rızasına mütevakkıftır... (RNK)
    -Aslında ben çoğu şeyden korkuyorum.
    -Yalnız değilsin öğretmenim. William Shakespeare'nin şu şiiri durumunu özetliyor:
    İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
    Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
    Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
    Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
    Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
    Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
    Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
    Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.
    -Evet, özetlemiş. Çözümü için ne yapabilirim peki?
    -Sanırım bu alıntı çözüm için yol gösterecektir sana: "Cenab-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrib için değil! Ve hayatı ağır ve müşkil ve elim ve azab yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa.. hatta beş-altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkarane bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimal ile havf etmek evhamdır, hayatı azaba çevirir." (RNK)
    -Evet, çözüm için ışık oldu karanlığıma...
    -Bir de küçük bir tavsiyem olacak sana öğretmenim: Hatalara müsamaha ile bakmak gerek... Her insanın iyi ve kötü yönleri vardır. Sen olabildiği ölçüde hatalara müsamaha ile hoşgörü ile yaklaşmalısın ki insanlara veya olaylara veyahut durumlara değil de fikirlere, mutluluğa, idealine ve bütün güzel duygulara yani kendine odaklanabilesin.
    -Güzel bir tavsiye... Şöyle bir sıkıntım var benim: Yalnız kalamıyorum..sürekli kendimi bir başkasına muhtaç hissediyorum.
    -Burada dikkatini bir noktaya çekmek istiyorum: Bahsettiğin iki özellik birbirini gerektiriyor yani yalnız kalamaman kendini başkasına muhtaç hissetmene neden olur; kendini başkasına muhtaç hissetmen yalnız kalamamanın sonucudur.
    -Evet, bunu ben de fark ettim şimdi. Bu durumda çözüm tek noktada yani yalnız kalamama sorunumun çözümünde olmalı.
    -Evet öğretmenim, çözüm dediğin yerde. Şimdi çözüme ulaşabilmen için ben sana sorayım: Daha kaç yıl yaşarsın?
    -Bilmem ki... En fazla 60-70 yıl.
    -Sonra ne olacak?
    -Her insan gibi kabre gireceğim elbette. Veda edeceğim bu dünyaya.
    -Peki sen kabirde iken yanında kim olacak?
    -Sadece ben.
    -Sen ve kendin. Peki cevap ver bakalım: Her zaman senle olan biri ile mutlu olmak mı istersin yoksa bazen görünüp bazen olmayan ve seni ne zaman terk edeceği belli olmayan biri(leri) ile mi mutlu olmak istersin?
    -Elbette bütün ruhumla 'ebed ebed' derim!
    -Ne güzel bir cevap!
    -Ben bazen maske takıyorum..kendim olamıyorum bir türlü?
    -Bu şiir sana gelsin o zaman:
    Bana aldanmayın!
    Yüzüm bir maskedir,
    Sizi aldatmasın.
    Binlerce maskem var.
    Çıkarmaya korktuğum.
    Ve, hiç biri ben değilim...
    Olmadığımı göstermek
    İkinci doğam oldu.
    'kendinden emin biri' dersiniz,
    sanki güllük gülistanlık
    benim için herşey...
    adım güven belirtir.
    Ve,
    Oyunumun adı
    Ağırbaşlılıktır.
    İçimde ve dışımda denizler sakin,
    Herşeyin kumandanı ben...
    Fakat, inanmayın bana,
    Lütfen! ..
    Herşey dışta düzgün ve cilalı,
    Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
    O maske! ..
    Altta ne güven, ne de rahatlık...
    Altta,
    Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan
    Gerçek ben! ..
    Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla
    Kimsenin bilmesini istemem
    Zayıf taraflarımı düşündükçe,
    Titrer ve sararırım...
    Ve başkaları görürse iç dünyamı...
    Gerçek beni ve yalnızlığımı!
    İşte, maskelerimi onun için takarım...
    Onun için, arkalarına saklanacak maskelerim var.
    Onlar, gösterişle kullanabileceğim
    Parlatılmış yüzlerim.
    Bana,
    'sen değerlisin' diyecek,
    'maskesizken daha bir insansın'
    'daha bir bendensin'
    'daha yakın, daha bir dostsun'
    diyecek bir bakışa
    muhtacım...
    benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır! ..
    uyarırım seni dost! ..
    uzun yıllar kendini yetersiz hissetmiş ben,
    sana kendini kolayca açmayacaktır...
    bütün gücümle tutunacağım maskelerime
    ne kadar sokulursan yakınıma
    o denli şiddetli geri iteceğim seni...
    kim olduğumu merak ediyor musun?
    Hiç merak etme...
    Ben çevrendeki
    Her erkek ve kadınım...
    Maske takan her insanım.
    Çeviren: Doğan Cüceloğlu
    -Manidar bir şiir. Yalnız bu defa sorduğum sorunun cevabını tahmin ettim ben!
    -Bak sen! Neymiş cevap?
    -Bütün maskeler, kendim olmadığım için sığındığım sahte kimlikler aslında..kendim olmalıyım.
    -Evet, öğretmenim. Bu cevap alkışı hak ediyor!
    Bir de çocuklar gibi anı yaşamalısın! Çocuklar; öncesinde veya sonrasında, geçmişte veya gelecekte değil anı yaşarlar!
    -Teşekkür ederim. Peki çok önemli bir sorum olacak: Ben mutlu olmayı beceremiyorum bir türlü. Ne yapabilirim bu beceriyi kazanmak ve kazandıktan sonra geliştirmek için?
    -Ne güzel demiş Farabi: Mutluluk kendine yetebilmektir.
    Öğretmenim, çok sevdiğin bir oyundasın diyelim. Kazanmak mı için oynarsın yoksa kaybetmek için mi?
    -Öyle soru olur mu canım? Elbette kazanmak için oynarım.
    -Peki kazanmak ya da kaybetmenin ötesinde bir şey olduğunu biliyor muydun?
    -Hayır. Nedir o?
    -Oyunun tadını çıkarmak öğretmenim, oyunun tadını çıkarmak! Sen de büyük çoğunluk gibi kazanmaya odaklanıp oyunun keyfinden mahrum ediyorsun kendini. Kazansan da kaybetsen de önemli olan oyunun tadını çıkarmak.
    -Sanırım anladım.
    -Hayatın da böyle işte..belli şeylere odaklanıp hayatın neşesini göremiyorsun. Sürekli yeni ve çoğu zaman ulaşılmaz hedefler seni bu duruma sürüklüyor... Şu alıntı ile sohbetimizi nihayete erdirelim: Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku...(RNK)
    -Konuşmamız boyunca birçok defa alıntı yaptığın kitabın adı ne? Yazarı kim?
    -Alıntı yaptığım kitaplar muhtelif yerlerden aldığım bir külliyat aslında..ismi Risale-i Nur külliyatı. Yazarı Bediuzzaman Said Nursi.
    -Son bir sorum var sana: Bu kadar konuştuk, yardım ettin bana. Gerçekten çok teşekkür ederim! Adını ve kim olduğunu öğrenebilir miyim?
    -Konuşmanızın başından beri dilinde olan 'Kendim' benim.
    -Yani ben bugün kendim ile tanışıp sohbet ettim öyle mi?
    -Evet, öğretmenim. Tanıştığımıza memnun oldum.
    -Ben de memnun oldum tanıştığımıza ama çok şaşırdım! Neden bazen bırakıp gidiyorsun beni?
    -Benim bırakıp gittiğim yok ki öğretmenim, sen beni bırakmadıkça ben seni bırakmam!
    -Bu arada ben seni çok sevdim!
    -Kendin olduğun ve kendini sevdiğin sürece hep böyle mutlu ve bütün güzel duyguları en güzel enerjin ile doruk noktasında yaşayacaksın... Benimle kal...
    Selâmetle...

    Mahmud KARAKAŞ
    08.06.2018
    ŞANLIURFA
  • 416 syf.
    ·30 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Geçen yıldan kalma bir inceleme:

    Yeni bir yazara daha sahip oldum, seri halde kitaplarını okumak isteyeceğim..Yine nefis bir roman..daha çok otobiyografi tadında, yine çok araştırma yapıldığı belli olan, Nazım Hikmet'in annesi Celile'yi anlatan şahane bir kitaptı..ne çok şey öğrendim yine! mesela Yahya Kemal Beyatlı'nın yazdığı ve bizim şarkısını Hümeyra'dan dinlediğimiz Sessiz Gemi şiiri Nazım Hikmet'in annesi Celile için yazılmış..ve uğruna eşini evini terkettiği Celile kadar yürekli değilmiş Yahya Kemal, onu taşıyacak yüreğe sahip değilmiş, korkağın tekiymiş..16 yaşındaki Nazım, durumu farkettiğinde cebine bir not koymuş Yahya Kemalin, demiş ki: Muallim olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremeyeceksiniz.. ödü kopmuş terketmiş Yahya Kemal büyük aşkı Celile'yi ve tabii Nazım Hikmet'in hapislerle dolu hayatında, 70 yaşına gelen Celile'nin oğluyla birlikte açlık grevi yapacak kadar cesur bir kadın oluşunu, oğlu için verdiği mücadeleleri öğrendim..ve bir dönemin çok ünlü ressamı olduğunu..okuyun lütfen..o kadar akıcı ki, metroda kızılayda inmeyi unutup 5 durak geri dönmüşüm o derece! tavsiyemdir