• Her canlı doğar, büyür ve ölür. Dünyanın düzeni böyledir. İnsanlar da bu düzenin içinde olmak zorundadırlar. Bazı insanların ölümleri, yaşamları kadar acılı olur. Ölümün nerede ve ne zaman geleceği belli olmaz. Peki ya hastalıkların? Örneğin; kanserin. Onlarca kanser çeşidi var. Her insan potansiyel kanser hastasıdır. Tedavisi oldukça güç ve sancılı bir süreçtir. Erken teşhislerde çoğu zaman hayat kurtulur. Bazı insanlar ise bu tedaviyi, kanser hangi safhada olursa olsun reddeder. Dini inançlarıyla ilişkili olarak bunu yaparlar. Yaşadığımız her olayın bize Tanrı’nın bir sınavı olduğunu düşünen insanlar emin olun hiç de azınlıkta değildir.

    O’nu ilk defa sorgu odasında görmüştüm. Ufak tefek bedeni, çökmüş gözleri, yorgun bedeni ile yaşayan bir cenaze gibiydi. Sorgusuna girmeden önce, Scully ve Skinner’a dönüp baktım. İçimden bu adamın hiç de suçlu olduğuna inanmak gelmiyordu. Her ne kadar suç mahalinde yakalanmış olsa bile bu adamın, kanser hastası zavallı bir kadını öldürebileceğini aklım almakta zorluk çekiyordu.

    Sorgu odasına girmeden önce son defa şansımı denemek için: “Bunu yapmamız şart mı?” diye sordum.
    Skinner öfkeyle: “O masada oturan adam kanser hastası bir kadını öldürdüğü için burada. Geldiğinden beri tek kelime bile etmedi. Biz bu adamı sorgulamak ve cinayeti neden işlediğini çözmek için buradayız. Burada olma sebebimiz adamı aklamak değil, zavallı kadının ailesinin acısını bir nebze de olsa dindirebilmek.” dedi.
    Scully’ye dönüp: “Bu adamın, bu aciz haliyle o cinayeti işleyebileceğine inanıyor musun?” diye sordum. Ancak Scully herhangi bir cevap veremeden, Skinner sorgu odasına girmemi söyledi.

    İçeri girip adamın karşısına oturdum. Adam gözlerini dikip bana bakmaya başlayınca, önümde duran sabıka kaydına baktım. Ağır ağır konuşmaya başladım.

    “Chris Aaron Nadir. İlginç bir ismin var. Chris adın bir Hristiyanı, Aaron adın bir Yahudiyi, Nadir adın da bir Müslüman’ı anımsatıyor. Nadir, çok ilginç bir soyadı. Arapça kökenli olmalı. Anlamını biliyor musun?”
    “Soyadımın anlamı az bulunur, değerli demek.”
    “Gerçekten de soyadın gibi bir insan mısın?”
    “…”
    “Konuşmamakta ısrarlı olursan, ben de konuşman konusunda ısrarlı olurum.”
    “…”
    “Zaten ölmek üzere olan kanser hastası bir kadını neden öldürdün?”
    “…”
    “Daha önce bir sabıkan yok. Bugüne kadar hiçbir şekilde başın belaya gitmemiş. Buradan yola çıkarak dürüst bir insan olduğunu mu, yoksa çok profesyonel bir katil olduğunu mu düşünmemiz lazım?”
    “…”
    “Bu halinle o cinayeti nasıl işlediğini anlatırsan, daha az ceza alabilirsin.”
    “Önemli olan benim ceza almam değil.”
    “Hayatının sonuna dek hapishanede kalmayı göze alıyorsun demek.”
    “Benim ölümüm de çok yakında olacağı için bunun bir önemi yok.”
    “Bunu nereden biliyorsun.”
    “Hissedebiliyorum. Daha hissettiğim pek çok şey var. Fakat ne sen, ne de dışardakiler bunu anlayamazlar.”
    “Gerçekten de soyadın gibi biri olduğunu mu ispatlamaya çalışıyorsun?”
    “Hiçbir şey ispatlamaya çalışmıyorum. Tek üzüntüm artık hiç kimseye bir faydamın dokunamayacak olması.”

    Bu son cümlesi beni şaşkına çevirmişti. O’nu sorgu odasında yalnız bırakıp dışarıya çıktım. Skinner ve Scully şaşırmış bir şekilde bana bakıyordu.
    “O’nu 24 saat daha burada tutmamız gerekiyor. Bu adamın sakladığı bir şeyler var ve ben bunu açığa çıkartmak istiyorum.”
    “24 saat içinde ne değişecek ki? Adam cinayeti kabul ediyor. Tek yapmamız gereken şey bu pislik herifin en ağır cezayı almasını sağlamak.”
    “Adamın cinayeti kabul ettiği falan yok. Kadına yardım etmeye çalışıyordu.”
    “Yardım etmeye mi çalışıyordu?”
    “Evet, hastalığını tedavi etmek için uğraşıyordu. Bir şeyler yanlış gitti ve kadın öldü. Bunun nedenini bulmamız lazım. Bu adam kesinlikle suçsuz ve ölmek üzere.”
    “Sana 24 saat süre, 24 saat sonra bu adamı buradan en yakın hapishaneye göndereceğiz.”
    “Peki efendim. Scully, hemen bu adamın hayatını araştırmaya başlamamız lazım. Bugüne kadar oturduğu yerleri, çalıştığı işleri, ailesini, arkadaşlarını, komşularını. En yakın kime ulaşabilirsek konuşmamız ve bilgi toparlamamız lazım.”
    “Mulder, bunun bu olayı çözmemizde bir faydası olacağından emin misin?”
    “Eminim, bu adam suçsuz.”
    “Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun.”
    “Bu adam bir tür ‘iyileştirici’ olabilir.
    “Bu haliyle mi? Kendine bile bir faydası dokunabileceğini zannetmiyorum.”
    “Zaten artık kendine faydası dokunamadığı için bu hale gelmiş. Kadına da yardım etmeye çalışıyordu.”
    “Mulder, bazen çok fazla hayal dünyasında yaşadığını düşünüyorum.”
    “24 saat Scully ve süremiz başladı. Bir an evvel bu olayı aydınlatmamız lazım.”
    Büroya geri döndükten sonra, Chris Aaron Nadir hakkında toplayabileceğimiz bilgilerin hepsine kısa sürede ulaştık. Eski ev adresi en kolay ulaşabileceğimiz uzaklıktaydı. Oraya doğru yola çıkarken, Scully bir yandan da akrabalarıyla iletişim kurmaya çalışıyordu. Ulaşabileceğimiz çok fazla bir akrabası zaten yoktu. Olan birkaç kişi içerisinde de sadece tek bir kişi bizimle görüşmeyi kabul etti. Eski komşularıyla görüştükten sonra bu akrabasına doğru yola çıkmaya karar verdik.

    Eski ev adresine vardığımızda Skinner’in bize verdiği sürenin bitmesine 20 saat kalmıştı. Eski adreste oturan kişi Chris Aaron Nadir ismini hiç duymadığını, buraya da 3 ay önce taşındığını söyleyince, komşularıyla görüşmeye karar verdik. Komşularının bir kısmı da adını daha önce hiç duymadığını iddia ediyordu. Sadece çok yaşlı bir karı-koca bizimle konuşmaya karar verdi. Daha doğrusu sadece yaşlı adam konuşabiliyordu. Karısı rahatsızlığından dolayı konuşamıyordu. Yaşlı adam kapı önünde konuşup, dikkat çekmemek için bizi evine davet etti.

    “Demek Chris’i soruyorsunuz? Peki, neden?”
    “Chris, kanser hastası bir kadını öldürmekle suçlanıyor. Biz suçsuz olduğuna inanıyoruz.”
    “Chris karıncayı bile incitecek bir insan değildir.”
    “O’nu kaç yıldır tanıyorsunuz?”
    “Belki 15 seneden uzun zamandır tanıyoruz. 3 yıl önce aniden buradan taşınınca, görüşememeye başladık.”
    “Aniden neden taşınmış olabileceği konusunda bir fikriniz var mı?”
    “Yok. Bir gün bize geldi ve artık buradan taşınması gerektiğini söyledi. Bizlerden ayrılacağı için çok üzülüyordu ancak elinden gelen bir şey olmadığını ve gitmesi gerektiğini söyledi. Bizimle vedalaşırken başımız ne zaman bir sıkıntıya girerse O’nu düşünmemizi istedi. O zaman ne yapıp, edip mutlaka yardımımıza koşacakmış.”
    “Aniden ortadan yok olmaya çalışması bir şeylerden korktuğunu gösteriyor.”
    “O’nun hiç kimseye bir zararı dokunmazdı. Bakın, adınız neydi, unuttum maalesef?”
    “Mulder.”
    “Bakın Bay Mulder, Chris’in bize hiçbir zaman bir zararı dokunmadı. Sadece bize değil, çevresinde hiçbir canlı varlığa bir zararı dokunmadı. Çocuklarımız bizden çok uzaklarda, Chris’i çocuğumuz gibi sevdik. O da bizi çok severdi. Buraya ilk taşındığı zaman hiç kimsesi olmadığını söylemişti. Aramızda güçlü bir bağ oluşacağını o zamandan hissetmiştik. O’nun cinayet işlediğini düşünen kişiler mutlaka yanılıyor olmalılar.”

    Scully önünde duran not defterine artık gitmemiz gerektiğini yazınca hareketlendik. Kapıya doğru yürürken aklıma birden bir soru geldi. Yaşlı adam, bizi yolcu etmek için arkamızdan ağır ağır yürüyordu. Aniden durup dönünce, O da durdu. Sanki soracağım soruyu anlamış gibiydi.

    “Acaba aile geçmişinizde daha önce kanser hastalığına yakalanan veya tedavi gören birileri oldu mu?”
    Yaşlı adam korku dolu gözlerle, kekeleyerek: “Ha-ha-hayır.” dedi.
    Scully soruyu neden sormuş olabileceğimi tahmin ederek: “Bakın Efendim. Hastane kayıtlarına ulaşmamız bizim için çok zor değil. Bize doğruyu söyleyerek zaman kazandırabilir, Chris’in hayatını kurtarmamızı sağlayabilirsiniz.” dedi.

    Yaşlı adam yorgun bir şekilde geriye dönüp az önce kalktığımız koltukları işaret etti. Biz de evden ayrılmaktan vazgeçip, eski yerlerimize tekrar oturduk. Yaşlı adam Chris’in hikâyesini ağır ağır anlatmaya başladı.

    “Üç oğlumuz vardı. Birini çok erken yaşta kanserden kaybettik. Diğer ikisi büyüyüp, evden ayrıldıktan sonra bir daha geriye dönmediler. Şimdi bizden çok uzaklarda çalışıp, hayatlarını devam ettiriyorlar. Karım, oğlumuzun ölümüne çok üzülmüştü. Uzun yıllar bu acıdan kurtulamadı. Chris’in buraya yeni taşındığı zamanlarda karıma kanser teşhisi konulmuştu. Tanıda geç kalındığı için altı aylık ömrünün kaldığı, tedavinin boşuna olacağını söylediler. Eve geri dönüp, acı dolu günler geçirmeye ve mutlak sonu beklemeye başladık. Bir gün Chris kapımızı çaldı. Utangaç bir ifadeyle buraya yeni taşındığını, evdeki ufak tefek tamiratlar için gerekli birkaç tamir aletinin olup olmadığını sordu. Memnuniyetle yardımcı olacağımı söyleyerek, bodrum katında duran alet çantasını almak için gittim. Geriye döndüğüm zaman Chris’in karımla konuştuğunu ve bize yardımcı olmak istediğini söylediğini duydum. İkisinin yanına vardığım zaman, bu sırrın her ne olursa olsun aramızda kalacağına söz vermemiz isteyerek bize yardım edebileceğini söyledi. Nasıl bir yardım olacağını anlayamamış olmamıza rağmen, çaresizce bize yardım teklifini kabul ettik. Chris, ertesi gün geri geldiğinde sessiz ve karanlık bir oda istedi. 1 saat boyunca eşimle yalnız kaldı. Dışarı çıktığı zaman Chris oldukça yorgun, eşim ise kanser hastalığından önceki haliyle karşımda duruyordu. Her ne kadar kalması için ısrar etsek de Chris çok yorgun olduğunu ve evine geri dönmesi gerektiğini söyledi. Birkaç gün sonra karımla doktor kontrolüne gittik. Doktor bunun bir mucize olduğunu, karımın vücudunu saran kanserin ortadan kaybolduğunu, eskisinden daha sağlıklı olduğunu söylediler.”
    “Yani Chris gerçekten de bir tür ‘iyileştirici’ miydi?”
    “Adına ne derseniz deyin. O, karımı tekrardan hayata döndürdü. Chris buradan taşınmadan hemen önce karım felç geçirip konuşamaz hale geldi. O, bu konuda yardımcı olamadığı için çok üzülüyordu. Zaten daha sonra da hayatının tehlikede olduğunu söyleyerek buradan taşınmak zorunda kaldı.”
    “Tehlikenin ne olduğundan bahsetti mi?”
    “Hayır, hiç bahsetmedi.”
    “Aklınıza gelen başka herhangi bir şey var mı? En ufak bir başka bilgi bile bizim için çok faydalı olabilir.”
    “Hayır, anlatacaklarımın hepsi bu kadar. Umarım başını bu beladan kurtarabilirsiniz.”

    Yaşlı adamın anlatacak daha fazla bir şeyi olmadığına ikna olmuştuk. Bizimle görüşmeyi kabul eden tek akrabası için uzun bir yolculuğa çıkmamız gerekiyordu. Geriye kalan süremiz yalnızca 15 saatti. Adeta zamanla yarışarak 6 saatte bu yolu aldık. Bizimle görüşmeyi kabul eden tek kişi olan akrabası yetmişli yaşlarının ortasında bir adamdı. Yüzüne bakınca Chris ile akraba olduğunu tahmin etmek çok zor değildi. Yaşlı adama hemen kendimizi tanıttık ve fazla zamanımızın kalmadığından bahsettik. Yaşlı adam da hızlı bir şekilde olayı anlatmaya başladı.

    “Ben Chris’in amcasıyım. Chris, çocukluğundan beri farklı bir çocuktu. Dünyaya ilk geldiği gün, O’nun buraya özel bir görevle gelmiş olduğunu hissetmiştim. Bizler, yani ailemiz, Hristiyanlığın çok koyu bir mezhebine üyeyiz. Bu mezhepte, iyi veya kötü her şeyin bizlere Tanrı’dan geldiğine inanırız. Buna hastalıklar da dâhil. Hastalıkları tedavi etmek, Tanrı’nın emirlerine karşı gelmek demektir. Bu yüzden pek çok kişi kanserden veya diğer hastalıklardan yaşamını yitirmiştir. Chris’ten üç yaş büyük bir oğlum vardı. Chris, oğlumun kanser olduğunu anlamıştı. Ancak mezhebin katı kuralları, biricik oğlumu tedavi ettirmemi engelliyordu. Chris, oğlumu yani kuzenini iyi edebileceğini söylemişti. Gerçekten de oğlumu tedavi etmeyi başardı da. Ancak bu olay öğrenilince oğlumu öldürdüler, beni de ölümle tehdit ettiler. Chris, evinden ve mezhebin bu katı kurallarından kaçmayı başardı. Yıllarca görüşemedik. Ta ki bundan birkaç yıl öncesine kadar. İzini bulduklarından ve kendisini öldürmeye çalıştıklarından bahsetti. Bu süreçte pek çok insana iyilik ve umut dağıttığından bahsetti. O, hiç kimseye kötülüğü dokunmayan bir çocuktu, eminim ki hala da öyledir. Bu dünyaya özel bir görevle gelmiş birinin, hiç kimseye bilerek bir kötülüğü dokunamaz. Lütfen O’nu kurtarın Bay Mulder.”
    “Kurtarmak için elimizden geleni yapacağız Bay Nadir. Sizin tanıklığınıza da başvurmamız gerekebilir.”
    “Chris’i kurtarmak için elimden geleni yapmaya her zaman hazırım.”

    2 saat boyunca konuştuğumuz yaşlı adamdan duyacaklarımızı fazlasıyla duymuştuk. Şimdi tekrardan aynı yolu geriye dönmemiz ve Chris’i aklamaya yardımcı olmamız gerekiyordu. Yine zamanla yarışarak 24 saatin dolmasına 45 dakika kala geriye dönmeyi başarmıştık.

    Chris ile tekrar konuşmak için sorgu odasına gittiğim zaman yüzünün iyice solmuş olduğu gördüm. Fısıldar gibi konuşuyordu. Duymak için iyice yanına yaklaştım. Sesi yerin yedi kat dibinden geliyormuşçasına, kesik kesik cümleler kuruyordu.

    “Gerçeği öğrendiniz mi, Bay Mulder? O kadını ben öldürmedim. Tek amacım O’nun hayatını kurtarmaktı. Ancak ailemin bağlı olduğu mezhep beni yıllarca takip etti. Otuz yıldan fazla saklanmayı başardım. Ne olduysa birkaç yıl önce oldu, yerimi bulmayı başardılar. Ben de tekrardan kaçmayı başardım. Ancak birkaç gün önce yine beni bulduklarını anladım. Bu sırada, bir kanser hastası kadın, yardımıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Bu kadının mezhebe bağlı bir kadın olduğunu anlayamamıştım. ‘iyileştirici’ görevimi görmek üzereyken bir anda içerisi dumana boğuldu. En son hatırladığım bayılmış olduğumdu. Kendime geldiğim zaman kadın ölmek üzereydi. Beni öldürmek için gelenler, kadının hayatını da feda etmişlerdi. Kadını kurtarmayı denedim ama çok geçti. Zaten daha sonra da beni yakaladınız. Yıllarca pek çok insana, bu kutsal görev ile yardım ettim. Bağlı olduğum mezhep beni anlamak istemedi. Yardım ettiğim bütün insanların kanserlerini bedenimde topladım. Genelde kanserin etkisinden büyük ölçüde kurtulsam da, yıllar içinde vücudum eskisi gibi toparlanamamaya başladı. Nasıl olsa öleceğimi bildiğim için, mümkün olduğu kadar çok insana yardım etmeye çalıştım. Onların son umudu oldum. Ama artık benim için böyle bir umut kalmadı. Yolun sonu geldi Bay Mulder. Her şeye rağmen benim masum olduğuma inandığınız için teşekkür…”

    Zavallı adam cümlesini tamamlayamadan son nefesini vermişti. Sorgu odasına acil servis ekibini çağırdım ve O’nun için yapabileceğim son görevimi tamamladım.
  • Prens Andrey, “Evet, o; evet, bu adamla benim aramda yakın ve acılı bir bağ var,” diye düşünüyordu.