• 304 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    Goriot Baba; Devrim sonrası Fransa'sının restorasyon dönemi Paris'inde yaşanan bir "İnsanlık Komedyası"nın hikâyesi...
    Balzac'ın realist bakışıyla, burjuva ahlâksızlığını, toplumsal çürümüşlüğü ve yozlaşmış din algısını gözler önüne seren eser, karakterlerinin karmaşık isim ve unvanları, telafuzu zor cadde ve sokak adları, Fransız kültürünün kendine has göndermelerini içinde barındırması bakımından biraz yorucu ve yer yer sıkıcı bir hal alsa da, bittiğinde zihninize karmaşık duygular ve trajik bir tat bırakmaya aday...
    Bugünden geçmişe baktığımızda, bize bir hayli romantik gelen devrimin ve devrim sonrası Fransa'sının hiç de öyle olmadığını gözler önüne seren bir eserle karşı karşıyayız...
    Hikâyenin sonunda Batı'nın duygusuz, duyarsız ve acımasız yüzüyle de tanışacak, ölümün soğuk yalnızlığında huzursuz olacaksınız...
    Neyse ki; genç, yakışıklı ve erdemli bir üniversite öğrencisi olan Rastignac sayesinde, her şartta ve her zaman iyi insanlar olduğunu hatırlayacak, ümitvar olmaya devam edeceksiniz...
    Keyifli okumalar...
  • OTUZÜÇ KURŞUN
    1.
    Bu dağ Mengene dağıdır
    Tanyeri atanda Van'da
    Bu dağ Nemrut yavrusudur
    Tanyeri atanda Nemruda karşı
    Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
    Bir yanın seccade Acem mülküdür
    Doruklarda buzulların salkımı
    Firari guvercinler su başlarında
    Ve karaca sürüsü,
    Keklik takımı...
    Yiğitlik inkar gelinmez
    Tek'e - tek döğüşte yenilmediler
    Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
    Gel haberi nerden verek
    Turna sürüsü değil bu
    Gökte yıldız burcu değil
    Otuzüç kurşunlu yürek
    Otuzuç kan pınarı
    Akmaz,
    Göl olmuş bu dağda...
    2.
    Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
    Sırtı alaçakır
    Karnı sütbeyaz
    Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
    Yüreği ağzında öyle zavallı
    Tövbeye getirir insanı
    Tenhaydı, tenhaydı vakitler
    Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı
    Baktı otuzüçten biri
    Karnında açlığın ağır boşluğu
    Saç, sakal bir karış
    Yakasında bit,
    Baktı kolları vurulu,
    Cehennem yürekli bir yiğit,
    Bir garip tavşana,
    Bir gerilere.
    Düştü nazlı filintası aklına,
    Yastığı altında küsmüş,
    Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
    Perçemi mavi boncuklu,
    Alnında akıtma
    Üç topuğu ak,
    Eşkini hovarda, kıvrak,
    Doru, seglavi kısrağı.
    Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!
    Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
    Böyle arkasında bir soğuk namlu
    Bulunmayaydı,
    Sığınabilirdi yüceltilere...
    Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
    Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
    Yanan cıgaranın külünü,
    Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
    Engereğin dilini,
    İlk atımda uçuran
    Usta elleri...
    Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
    Çığ bekleyen boğazların kıyametini
    Karlı, yumuşacık hıyanetini
    Uçurumların,
    Önceden bilen gözleri...
    Çaresiz
    Vurulacaktı,
    Buyruk kesindi,
    Gayrı gözlerini kör sürüngenler
    Yüreğini leş kuşları yesindi...
    3.
    Vurulmuşum
    Dağların kuytuluk bir boğazında
    Vakitlerden bir sabah namazında
    Yatarım
    Kanlı, upuzun...
    Vurulmuşum
    Düşüm, gecelerden kara
    Bir hayra yoranım çıkmaz
    Canım alırlar ecelsiz
    Sığdıramam kitaplara
    Şifre buyurmuş bir paşa
    Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız
    Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
    Rivayet sanılır belki
    Gül memeler değil
    Domdom kurşunu
    Paramparça ağzımdaki...
    4.
    Ölüm buyruğunu uyguladılar,
    Mavi dağ dumanını
    ve uyur-uyanık seher yelini
    Kanlara buladılar.
    Sonra oracıkta tüfek çattılar
    Koynumuzu usul-usul yoklayıp
    Aradılar.
    Didik-didik ettiler
    Kirmanşah dokuması al kuşağımı
    Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
    Hepsi de armağandı Acemelinden...
    Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
    Karşıyaka köyleri, obalarıyla
    Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
    Komşuyuz yaka yakaya
    Birbirine karışır tavuklarımız
    Bilmezlikten değil,
    Fıkaralıktan
    Pasaporta ısınmamış içimiz
    Budur katlimize sebep suçumuz,
    Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
    Kaçakçıya
    Soyguncuya
    Hayına...
    Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
    Rivayet sanılır belki
    Gül memeler değil
    Domdom kurşunu
    Paramparça ağzımdaki...

    5.
    Vurun ulan,
    Vurun,
    Ben kolay ölmem.
    Ocakta küllenmiş közüm,
    Karnımda sözüm var
    Haldan bilene.
    Babam gözlerini verdi Urfa önünde
    Üç de kardaşını
    Üç nazlı selvi,
    Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
    Burçlardan, tepelerden, minarelerden
    Kirve, hısım, dağların çocukları
    Fransız Kuşatmasına karşı koyanda
    Bıyıkları yeni terlemiş daha
    Benim küçük dayım Nazif
    Yakışıklı,
    Hafif,
    İyi süvari
    Vurun kardaş demiş
    Namus günüdür
    Ve şaha kaldırmış atını.
    Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
    Rivayet sanılır belki
    Gül memeler değil
    Domdom kurşunu
    Paramparça ağzımdaki...
    Ahmed ARİF
  • Ve babam bir minibüs tuttu okula gidip gelmem için. Okulun camları da beyaza boyandı, yoldan geçen Fransız Liseli oğlanları görmeyelim diye... Oysa çıkış saatlerimiz aynı ve onlar hep okulun kapısında kümeleşiyorlar. Ben her akşam bir tanesini görüyorum, çok hoşuma gidiyor. Ne kadar yakışıklı Tanrım...

    Ve onu cumartesi akşamları sinemada da görüyorum. Her cumartesi babam bizi sinemaya götürüyor. Daha önceden locada yer ayırtıyor. Locasız sinemalara asla gitmiyoruz. Annemi ve bizi insanların arasında oturtamayacağını söylüyor. “Veririm paramı, keyfime bakarım” diyor. Annem, kardeşim, ben, komşumuz Gülriz Abla, her cumartesi gidiyoruz... Ve o da geliyor... O kadar uzun bakışıyoruz ki...
  • Yakışıklı değildi kuşkusuz. Ama güzellik salatayla yenmezdi...
    Albert Camus
    Sayfa 65 - Doğal Ölüm, Beşinci bölüm
  • 184 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Değerli Üstad tekrar tutuklanma durumundan kimseyi tehlikede bırakmamak için şiirlerini kağıda kaleme değil zihnine yazmıştı. Ikinci kitabının adını sadece arkadaşı Cemal Süreya biliyordu. Fakat kitap basılamadan hayata veda etti.
    Ikinci kitabın basılamaması bence biz okurlar için büyük bir kayıp. 'Hasretinden Prangalar Eskittim' de şiirler içinde şiirler vardı. Tek bir kitaptan birkaç kitap çıkabilirdi. Üstad resmen başyapıt bırakıp gitmiş.
    Şiirlerinin yerel olduğu kadar evrensel bir yanı da var. 1940 kuşağı şairi fakat bağımsız bir şair.

    OTUZ ÜÇ KURŞUN

    1. 

       Bu dağ Mengene dağıdır
       Tanyeri atanda Van'da 
       Bu dağ Nemrut yavrusudur 
       Tanyeri atanda Nemruda karşı 
       Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur     
       Bir yanın seccade Acem mülküdür 
       Doruklarda buzulların salkımı
       Firari guvercinler su başlarında 
       Ve karaca sürüsü, 
       Keklik takımı...
       
       Yiğitlik inkar gelinmez 
       Tek'e - tek döğüşte yenilmediler 
       Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
       Gel haberi nerden verek 
       Turna sürüsü değil bu 
       Gökte yıldız burcu değil 
       Otuzüç kurşunlu yürek 
       Otuzuç kan pınarı 
       Akmaz, 
       Göl olmuş bu dağda... 

       2. 

       Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı 
       Sırtı alaçakır 
       Karnı sütbeyaz
       Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı 
       Yüreği ağzında öyle zavallı 
       Tövbeye getirir insanı 
       Tenhaydı, tenhaydı vakitler 
       Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı
       
       Baktı otuzüçten biri 
       Karnında açlığın ağır boşluğu 
       Saç, sakal bir karış 
       Yakasında bit, 
       Baktı kolları vurulu, 
       Cehennem yürekli bir yiğit, 
       Bir garip tavşana, 
       Bir gerilere. 

       Düştü nazlı filintası aklına, 
       Yastığı altında küsmüş, 
       Düştü, Harran ovasından getirdiği tay 
       Perçemi mavi boncuklu, 
       Alnında akıtma 
       Üç topuğu ak, 
       Eşkini hovarda, kıvrak, 
       Doru, seglavi kısrağı. 
       Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

       Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı, 
       Böyle arkasında bir soğuk namlu 
       Bulunmayaydı, 
       Sığınabilirdi yüceltilere... 
       Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,      
       Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı, 
       Yanan cıgaranın külünü, 
       Güneşlerde çatal kıvılcımlanan 
       Engereğin dilini, 
       İlk atımda uçuran 
       Usta elleri... 

       Bu gözler, bir kere bile faka basmadı 
       Çığ bekleyen boğazların kıyametini 
       Karlı, yumuşacık hıyanetini 
       Uçurumların, 
       Önceden bilen gözleri... 
       Çaresiz
       Vurulacaktı, 
       Buyruk kesindi, 
       Gayrı gözlerini kör sürüngenler 
       Yüreğini leş kuşları yesindi...

       3. 

       Vurulmuşum 
       Dağların kuytuluk bir boğazında 
       Vakitlerden bir sabah namazında 
       Yatarım         
       Kanlı, upuzun... 

       Vurulmuşum 
       Düşüm, gecelerden kara 
       Bir hayra yoranım çıkmaz 
       Canım alırlar ecelsiz 
       Sığdıramam kitaplara 
       Şifre buyurmuş bir paşa 
       Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız 

       Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz 
       Rivayet sanılır belki 
       Gül memeler değil 
       Domdom kurşunu 
       Paramparça ağzımdaki... 

      4.

       Ölüm buyruğunu uyguladılar, 
       Mavi dağ dumanını 
       ve uyur-uyanık seher yelini 
       Kanlara buladılar. 
       Sonra oracıkta tüfek çattılar 
       Koynumuzu usul-usul yoklayıp 
       Aradılar. 
       Didik-didik ettiler 
       Kirmanşah dokuması al kuşağımı 
       Tespihimi, tabakamı alıp gittiler 
       Hepsi de armağandı Acemelinden... 

       Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız 
       Karşıyaka köyleri, obalarıyla 
       Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, 
       Komşuyuz yaka yakaya 
       Birbirine karışır tavuklarımız 
       Bilmezlikten değil, 
       Fıkaralıktan 
       Pasaporta ısınmamış içimiz 
       Budur katlimize sebep suçumuz, 
       Gayrı eşkiyaya çıkar adımız 
       Kaçakçıya 
       Soyguncuya 
       Hayına... 

       Kirvem hallarımı aynı böyle yaz 
       Rivayet sanılır belki 
       Gül memeler değil 
       Domdom kurşunu 
       Paramparça ağzımdaki... 

       5.
     
       Vurun ulan, 
       Vurun, 
       Ben kolay ölmem. 
       Ocakta küllenmiş közüm, 
       Karnımda sözüm var 
       Haldan bilene. 
       Babam gözlerini verdi Urfa önünde 
       Üç de kardaşını 
       Üç nazlı selvi, 
       Ömrüne doymamış üç dağ parçası. 
       Burçlardan, tepelerden, minarelerden 
       Kirve, hısım, dağların çocukları 
       Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

       Bıyıkları yeni terlemiş daha 
       Benim küçük dayım Nazif 
       Yakışıklı, 
       Hafif,    
       İyi süvari 
       Vurun kardaş demiş
       Namus günüdür 
       Ve şaha kaldırmış atını. 

       Kirvem hallarımı aynı böyle yaz 
       Rivayet sanılır belki 
       Gül memeler değil 
       Domdom kurşunu 
       Paramparça ağzımdaki...
  • 228 syf.
    ·Puan vermedi
    Nazlı Eray; aşkları ,şiirleri ve esrarengiz ölümleri ile milyonların kalbine taht kurmuş iki gencecik insanın hikayesinin içine sokuyor okuyucusunu.
    Biri, hayatında hiç deniz görmeden yazmış olduğu şiiri "Sessiz Gemi" ve henüz 18 yaşındayken "Cehennemde Bir Mevsim "adlı şiir kitabı yayımlanan Fransız edebiyatına damga vurmuş , deli dolu yaşamı ve zekasıyla ortalığı birbirine katmış , Fransız şiirinin asi çocuğu Arthur Rimbaud.
    Diğeri ise #thedoors grubunun solisti , gençlerin taparcasına sevdiği yakışıklı Jim Morrison️. Kendisi 27 yaşında ölmüş lakin ölümü üzerinde hala aydınlanmamış sır perdeleri var. Bu yüzden ölmediğine, hala bir yerlerde yaşıyor olduğuna inananlar çoğunlukta.Yazarımız işte buradan devreye giriyor. Öyle güzel bir kurgu ,gerçekle, düşün içiçe geçtiği bir olay örgüsüne sokuyor ki okuyucuyu ,bende anlayamadım gerçek dünya hangisi.
    Kısaca ,paralel evrenler arası, Eray 'la sıkı bir yolculuk yaptım.Bi baktım Paris deyim ,bir baktım Los Angeles da ,Bodrum da ,Ankara'da ...Bildiğiniz oradan oraya uçurdu beni , kalemiyle yeni tanıştığım bu kadın.🤭Hayal gücüne bir de mizahı karıştırması enfes bir tat katmış kitaba.
    Kitabı okurken çoğu yerde aklıma" Alis Harikalar Diyarında "adlı eser geldi. Özellikle kitabın sonlarına doğru ,bu da "Nazlı Eray'ın Harikalar Diyarı " olsa gerek diye düşündüm. Gerçekle , düşün harmanlandığı , paranormal bir hikaye.
    ‌Şimdi Jim Morrison ve Arthur Rimbaud ne alâka diyorsunuz.Duydum sizii 🤭🤭 E onuda okumadan öğrenemeyeceksiniz demek ki diyerek ,keyifli ,mutlu ,yaşadığınız her anın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlayın diyerek, hoşçakalın diyorum.
    .
    .
    İnsanın bilinçaltının dışarı çıktığı, ruhunun arındığı bir yer... Yoksa rüyalar mıydı gerçek dünya?
    .
    .Mührü bozulmuş bir yüreğe artık sır verilmez bir susuş..
    .
    #nazlıeray #aşkyenidenicatedilmeli #jimmorrison #aşk #love
    #instabook #instakitap
    #instagood #bookstagrammer #bookstagram #kitapkurdu #kitapönerisi #okudumbitti #fantastic #roman #booklover #kitaplaryolda