Konuşmadan anlaşılmayı beklemek gibi bir hakkı yok insanın. Bağırmadan duyulmak gibi küçük lüksleri yok. Tek bir dilek hakkım olsaydı, ben bunu isterdim hayattan.
Üç günlük dünyada neden kafama takayım, boş ver, diye bir tavır vardır mesela. Sonsuza dek sürmeyecek bir hayatta her şeyi kafama takarak nasıl yaşayayım der. Ben de şunu merak ederim, günün birinde bitecek bir hayatta, yaşadığın her şeyin bir daha tekrarının olmayacağı hiçbir şeyi dert etmeden 'öylesine' nasıl yaşıyorsun? Tek gösterimlik bir hayata hiç anlam katmadan, ona zerre değer katmadan, bu yavanlıkla nasıl yaşayabiliyorsun?
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şöyle bir yazısı var Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde: Eski şapkalarımız, ayakkabılarımız, elbiselerimiz gün geçtikçe bizden bir parça olmazlar mı? Onları sık sık değiştirmek isteyişimiz de bu yüzden değil midir? Yeni bir elbise giyen adam az çok benliğinin dışına çıkmışa benzer. Kendinden uzaklaşmak, ona bir değişikliğin arasından bakmak ihtiyacı yahut ‘Ben artık bir başkasıyım!’ diyebilmek saadeti.
İnsanım.
Yanlış yollarda yürüyebilir, yanlış insanlara güvenebilir, yanlış kararlar verebilirim. Yine de kendim olmaktan asla vazgeçmedim. Kendimi olduğum gibi kabullenmekten ve iyileştirme çabamdan asla vazgeçmedim.
Yanlış yaptığım her şeye sahip çıkıyorum çünkü en azından yanlış bir insan değilim.