• Kardeşlik ahlakı
    22 Ağu 2012, Çarşamba

    Arkadaşlık ve dostluk ahlakı da diyebiliriz. İş ahlakından, aşk ahlakından, isyan ahlakından bahsedilir de, kardeşlik ahlakından pek bahsedilmez. Oysa imanın ve İslam''ın olduğu gibi, kardeşliğin, arkadaşlığın, dostluğun da şartları bulunmaktadır. Her geçen gün eksikliğini hissettiğimiz şeylerden birisi de maalesef ve maalesef budur.

    Sühreverdi, dostluk bahsini, Kur''an''ın emirleri arasında görür. Buna bağlı olarak da, dostluğu bir ''amel'' kabul eder. Ona göre, dostluğun şartları vardır ve o şartlardan birkaç tanesi şöyledir: Ayrılıktan şiddetle kaçmak ve birlikte olmaya ısrarla devam etmek. Dostun hatalarını görmezden gelmek, kusurlarını örtmek. Dost aleyhinde kalbe gelen vesveseleri kovmak için gayret sarfetmek. Elindekinin yarısını dostuna verip ondakinin yarısını istememek...

    Evet, kardeşlik ahlakı… Mehmet Kaplan, “Birbirine yalan söyleyen ve birbirini aldatan insanlar haydut çetesi bile kuramazlar” der. O halde, ''kardeşlik ahlakı''nın birinci maddesine ''itimat'' bahsini yazabiliriz. Malum, ''itimat, itikattan önce gelir'' denilir. Bir de Hadisi Şerif: Mümin, güven yurdudur.

    İtimat duvarı yıkılırsa, insana mahsus birçok incelik o duvarın altında kalır, kalmıştır. O andan itibaren, mümin müminin kardeşi değildir, insan insanın kurdudur.

    İtimat bahsinin hemen altına veya yanına ''vefa''yı yazmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Bana kalırsa, en önemli kusurlarımızdan biri, ''kendini kurtaran'' veya birkaç adım öne çıkan kişinin, dönüp geriye bakmamasıdır. Kardeşlik ahlakı, ileriye değil, geriye bakmayı uygun görür. Bu ve buna benzer şeylerin (himmeti ve hizmeti unutmamak vs) toplamına ''vefa'' diyoruz. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri''ne göre, arkadaşını geride bırakmak, bedenin afetlerinden biridir. (Marifetname, Sayfa 1296) Afetler bahsini hafife almayalım derim. Yine, birçok büyüğümüz, kesin bir dille şunu söyler, söylemiştir: “Vefasızlık, ahlaksızlıktır.” Bize de atalar sözünü hatırlatmak düşsün: Vefası olmayanın sefası olmaz! Emek olmadan yemek olmaz gibi bir şeydir bu… Peki, kardeş bildiklerimizden bir vefasızlık görürsek, ne yapacağız? Elbette Hüseyin Kazım Kadri''nin şu nasihatini dinleyeceğiz: “Dostlarından bir vefasızlık görürsen, onları sakın kırma; üslup ile geri çekil.”

    Bir de emanet bahsi var. Kardeş kardeşin, arkadaş arkadaşın emanetidir. Sadece bedenen değil elbette. Sözler, ameller ve mahrem meseleler de kardeşler arasında karşılıklı emanetlerdir. Emaneti korumak ile korumamak arasındaki yakıcı farkı herhalde bilmeyenimiz yoktur. Yine de ''küçük'' bir uyarı yapalım: “Sırrı ifşa etmek, dilin afetlerindendir.”

    Kardeşlik ahlakının vazgeçilmez başlıklarından birisi de hürmet meselesidir. Konuyla ilgili, İsmail Kara hocamızın bir sözünü hatırlatmak, sanırım yeterli olacaktır: “Dostluk ve hukuk, biraz da karşı tarafın hissiyatına ve hassasiyetlerine hürmet etmektir.” (Ezel Erverdi Kitabı, Sayfa 5)

    Kuşkusuz, örneklerimizi madde madde çoğaltabiliriz. Etkili olur mu, olmaz mı, orasını bilemeyiz. Bildiğimiz bir şey varsa, o da, bunların ilk defa söylenmiyor, yazılmıyor oluşudur.

    Artık devir değişti deniliyor. Dost ararsak, cebimize bakacakmışız vb. Ben de, üzgün ve yorgun zamanlarımdan birinde, şunu demiştim: ''Artık her insanın son kullanma tarihi var. Çünkü karşımızdakine insan olarak değil, imkân olarak bakıyoruz.'' Bu da bir şairimizden: “Arkadaş adreslerinde eskiden / İncecik ve güzel şeyler vardı.”

    “Eşyayı dahi incitme” diyen medeniyetin mensupları, bugün, özellikle siyaset ve sosyal medya üzerinden, birbirlerini incitme yarışı içindeler. “Bunu düşman yapmaz” diyebileceğimiz birçok şeyi, maalesef birbirimize reva görmekten çekinmiyoruz.

    Bütün bu olumsuzlukları hızlı bir şekilde geçelim ve şunu diyelim: Çok kuvvetli bir biçimde kardeşlik ahlakına ihtiyacımız var. Hesapsız ama kitaplı dostlara, arkadaşlara, kardeşlere…

    İsmet Özel, “Titizlik, ahlakın ta kendisidir” diyor. (Henry Sen Neden Buradasın, Sayfa 14) Demem o ki, bu titizliği, dolayısıyla bu ahlakı, önce insan ilişkilerinde göstermemiz gerekiyor.

    Bu hayati meseleler, hem kişiseldir, hem toplumsal. Sözgelimi son zamanlarda yaşanan olaylara ve gerilimlere de kardeşlik ahlakı penceresinden bakmamız icap ediyor. “Ayrılıktan şiddetle kaçmak ve birlikte olmaya ısrarla devam etmek” nasihatine veya prensibine, ülke olarak, en çok bugünlerde ihtiyacımız var. İsmail Kara hocamızın o önemli tespitini de unutmayalım, tekrar ve tekrar hatırlayalım.

    İbrahim Tenekeci
  • Yabancıyım bu gürültü dünyasına ben.
    Etrafımın sözlerine aklım ermedi, 
    Etrafım da bana asla kulak vermedi.
    Senelerden beri hala anlaşamadık, 
    Ben de kestim anlaşmaktan ümidi artık.
    Gözlerimde hakikati sezen bir nurla
    Etrafımı süzüyorum biraz gururla.
    Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya
    En büyük şey, en asil şey küçülür burda.
    Burda yalan para eden biricik iştir, 
    Burda her şey bir yapmacık, bir gösteriştir.
    Kimi coşar din uğruna geberir, yalan! 
    Kimi gider vatan için can verir, yalan! 
    Bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır; 
    Bir kahraman istibdadı ezer, yalandır.
    Şairlerin büyük aşkı fani bir kızdır, 
    Bu dünyada herkes sinsi, herkes cılızdır.
    Ne hakiki aşktan burda bir çakan vardır, 
    Ne de onu görse dönüp bir bakan vardır, 
    Her büyüklük cüzzam gibi dökülür burda, 
    En muazzam ölüm bile küçülür burda.
    Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor, 
    Her dakika insanlardan uzaklaşıyor.
    Zaman zaman mağlup olsam bile etime, 
    İnsan olmak dokunuyor haysiyetime.
    Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum, 
    İşte rüzgar, şimdi sana sığınıyorum! 
    Asaletin yeri yoktur gerçi hayatta, 
    En asil şey seni buldum kainatta, 
    Güneş gibi ne bin türlü ışığın vardır, 
    Ne de süse, gösterişe baktığın vardır.
    Deniz gibi muamma yok derinliğinde, 
    Bir ferahlık, bir saflık var serinliğinde.
    Bir dev gibi küçük, mızmız sesleri yersin, 
    Allah gibi görünmeden hüküm sürersin. 

    Düşmanıyım ben de cılız güzelliklerin, 
    Rüzgar! Bu dağ başlarında çırpınan serin
    Kanatların gökyüzünde akan bir seldir, 
    Bana kudret ve cesaret veren bir eldir.
    Beşerlikten uzaktayım senin ülkende, 
    Senin gibi azamete aşıkım ben de.
    İşte Rüzgar! Senin gibi ben de deliyim.
    Islıklarım senin gibi inlemelidir, 
    Herkes beni ürpererek dinlemelidir.
    Rüzgar! Sana, yalnız sana benzemeliyim.'
  • Öğüt veren, destek olan, teselli eden arkadaş,
    ötekinin derdine merhamet duyabilir, ama acısını hissedemez ve
    dostuna ne kadar iyi davranırsa, o kadar yalan söyler.
  • Hatalarım ve aldanışlarım duygularımın otoritesini çoktan iflas ettirdi. Sempati ve antipati hikâyeleri artık bana vız geliyor. Sizinle arkadaş olmak isteyişimin tek sebebi yalandan hoşlanışım ve yalan söylemesini becerebilenlere saygı duyuşumdur.
    Tarık Buğra
    Sayfa 15 - Ötüken Yayıncılık
  • 🖋 KOKUŞMUŞ DÜNYAYA KAFA TUTAN MISIN? 💐

    Nasıl bir restoranda gittiğimizde önümüze çeşit çeşit yemek menüleri getiriliyorsa, modern dünyada ve yaşamda da önümüze cahiliyenin sunduğu çeşit çeşit “hayat menüleri” getirilir.

    İnsan, okuduklarına, sevdiklerine, tercihlerine, terbiyesine, hayallerine, yapısal özelliğine, edindiği arkadaş-okul-çevre-aile şekline göre kendisine dayatılan bu hayattan birini seçer. Bu hayat kimileri için, şirk, küfür, günah, yalan, inkâr, zülüm, içki, zina, kumar, faiz, kibir, fahşa ve münker barındırarak yaşayana bir cehennem olur. Fakat cahiliyenin cilalayıp sunduğu bu hayata sadece bir kişi direnir, bir kişi kokuşmuş dünyaya kafa tutar. O da muvahhid Müslüman bireydir.

    Müslüman; hayatı vahyin öngördüğü biçimde seçerek, severek, razı olarak yaşar. Böylece hayat cennete döner. Selam hidayete tabi olanlara olsun.
  • 208 syf.
    ·33 günde·Beğendi·8/10
    Eugenie Grandet, Balzac'ın Goriot Baba Romanı ile başlayan, Vadideki Zambak, Otuzunda Kadın ile devam eden İnsanlık Güldürüsü (İnsanlık Komedyası) şeklinde adlandırdığı eserleri arasında yer almaktadır.

    Honore de Balzac'ın taşra yaşamı üzerine ağır bir eleştirisi olarak kabul gören bu romanı en başarılı romanlarından biri olarak kabul edilmiştir. Yazar bu romanında büyük servetlerine rağmen fakir insanlar gibi yaşamayı tercih etmiş olan taşra insanlarının cimrilik ve alışkanlıklarından kaynaklanan olumsuz yaşantılarını, servetlerini yaşam kalitelerine yansıtamayışlarını ve bu yüzünden heba olan hayatlarını, ikiyüzlü ve çıkarcı insanların gerçek kişiliklerini ortaya koyan bir olaylar zinciri içinde dile getirmiştir.

    Romanın özetine geçmeden önce hikaye kahramanları hakkında biraz bilgi vermek isterim:

    Felix Grandet; kısa sayılabilecek boyda, güneş yanığı, çiçek bozuğu tenli tıknaz , az konuşan, çok cimri ve çok kurnaz istediği her şeyi elde etmeye alışmış bir adamdır. Kazandığı para onu yüksek mevkilere taşımış ve Saumur’de sevilenden çok yukarıda saydığım özellikleri sebebi ile elde ettiği başarılardan ötürü sayılan bir kişi olmuştur.

    Koca Nanon: uzun boylu, oldukça çirkin, hiç kimseyi incitmeyen efendisine sadık bir uşaktır. Ev işlerini yapmaktan sosyal bir çevre edinememiştir.

    Bayan Grandet kuru, zayıf, sakar, ağır bir kadındır..Oldukça bakımsız olan bu kadın dişleri kapkara, ağzı buruşuk, çenesi de pabuç çene denilen biçimli perişan görünümlü dindar biri olarak betimlenmiştir. Kendisi için hiçbir şey istemeyen, sosyal bir çevresi bulunmayan ,kendi halindedir.

    Eugenie; İnce belli, beyaz yüzülü, kıvırcık saçlı, uzun boylu genç bir kızdır. Babasının baskısı altında yaşamını sürdür, Charles’a aşık olduktan sonra dünyası değişmiş, hırçın bir kız olmuştur. Evden dışarı çıkmayan ve ve arkadaş çevresi de olmayan Eugenie bütün hayallerini Charles merkezli kurmuş, ihanete uğrayınca da doğal olarak büyük hayal kırıklıkları yaşamıştır.

    Başkan De Bonfons; Bay Grandet’in mirasına konmak için Eugénie ile evlenmek isteyen, aç gözlü, sosyal çevresi de geniş bir adamdır.

    Roman, bize hayatın bir yanlışlar silsilesinden ibaret olduğunu, sadece öz sevgiyi ve maddi ilgiyi bilen bu dünyada mutlu olamak için her şeye sahip olan genç bir kızın çektiği acıları anlatmaktadır.
    Zalim ve yalancı olan Baba, mutluluğun ne olduğunu bilmiyor, karısına, kızına ve hizmetçisine sürekli acı çektiriyor, maddi ve manevi anlamda mağdur ediyor. Ara sıra daha yumuşak bir tutum sergilese de yaşamak için tek nedeni olan parası için yapamayacağı iş ve kırmayacağı gönül yoktur.

    Çok dindar ve kırılgan karısı ve saf kızının hayatı küçük ve harabe bir evde sefalet ve mutsuzluk içinde süregelmektedir. Kuzenin Charles'ın gelişi ile birlikte bu yaşam ciddi değişikliklere gebe kalacak, bir aşk doğacak ve bununla birlikte isyan bayrakları göndere çekilecektir.
    Bir süre sonra bu kuzen servet yapmak, çalışmak için Eugenie'nin altınları ile Hindistan'a gider. Genç kızın hayatı, geçmişte olduğu gibi, anlamsız ve boş devam eder. Annesini ve babasını kaybeden kahramanımızın üzüntüsü
    Charles'ın Hindistan dönüşü bir başkasıyla evleneceğini öğrenmesi ile katlanır. Sonsuz olduğuna inandığı sevgi kocaman bir yalan olmuş, bu da erkeklere olan güveni azaltmıştır. Babasının ölümü ile sahibi olduğu servetle Charles'ın ödemeyi reddettiği amcasının borçlarını öder, Başkan Bonfons'la evlenir. Eşinin zamansız ölümünden sonra, Eugenie parasını hayır kurumlarına ve fakirlere dağıtır.

    Bu hikaye bizim sevebileceğimiz kadar güzel, mutlu sonu olan bir aşk hikayesi olabilirdi, ancak gençliğin de verdiği saflıkla yapılan tercihler ve insanlara kulak vermeler sonucu bu gençlerin yolu ne yazık ki ayrılır... hem üzgün hem de zengin.
    Bu trajediden öğrenmemiz gereken; dolu çantayı ciddiye almak mı, kalbinin sesinini dinlemek mi?... Keyifli okumalar.
  • Ah," dedi Anna, "içi dışına benzeyen ne var yeryüzünde? Bugün bakarsın küçük bir yumurta, yarın bakarsın koca bir kurbağa olmuş. Altın diye alır takarsın parmağına, üç gün sonra yeşil yeşil sırıtır. Benim ikinci
    kocam: iyi bir adama benzerdi, ama kötünün kötüsü çıktı. Şu odaya, çevrene bak: gördüğün şöminede odun değil, ot bile yakamazsın; ya aynalar, nasıl derinleştiriyor, büyütüyorlar odayı, yalan söylüyorlar, yalan! Hiçbir şeyin içi dışına benzemez, Walter. Kağıttan Noel ağacı,
    sabun parçalarından kar yapılıyor. İçimizde Ruh denen bir şey var; ölüyoruz, ama aslında ölmüyoruz; evet, yaşarken de yaşayan biz değiliz. Seni sevip sevmediğimi öğrenmek istiyorsun, değil mi? Saçmalama, Walter, bize arkadaş bile denmez ... "