• Hucurât, 12.Ayet

    Ey îmân edenler! Zannın çoğundan sakının! Şübhesiz ki zannın bazısı günahtır; (birbirinizin kusûrunu inceden inceye) araştırmayın; bazınız, bazınızı gıybet etmesin! Sizden bir kimse, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?(1) İşte bundan tiksindiniz! O hâlde Allah’dan sakının! Şübhe yok ki Allah, Tevvâb (tevbeleri çok kabûl eden)dir, Rahîm (çok merhamet eden)dir.

    Ayetin tefsiri:

    1,“Gıybet (dedikodu), ehl-i adâvet ve hased ve inadın (kindâr, kıskanç ve inadçıların) en çok isti‘mâl ettikleri (kullandıkları) alçak bir silâhtır. İzzet-i nefis sâhibi, bu pis silâha tenezzül edip isti‘mâl etmez. (...) Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hâzır olsa idi ve işitse idi, kerâhet edip (hoşlanmayıp) darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftirâdır. İki katlı çirkin bir günahtır. Gıybet, mahsus (husûsî) birkaç maddede câiz olabilir: Birisi: Şekvâ (şikâyet) sûretinde bir vazîfedar adama der, tâ yardım edip o münkeri (çirkin şeyi), o kabâhati ondan izâle etsin ve hakkını ondan alsın. Birisi de: Bir adam onunla teşrîk-i mesâî etmek (berâber çalışmak) ister. Senin ile meşveret eder (danışır). Sen de sırf maslahat (faydalı olmak) için garazsız olarak (düşmanlık taşımadan), meşveretin hakkını edâ etmek için desen: ‘Onun ile teşrîk-i mesâî etme. Çünki zarar göreceksin.’ Birisi de: Maksadı, tahkir ve teşhir (i‘lân) değil; belki maksadı, ta‘rîf ve tanıttırmak için dese: ‘O topal ve serseri adam filan yere gitti.’ Birisi de: O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecâhirdir. Yani fenâlıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiâtla (günahlarla) iftihâr ediyor; zulmü ile telezzüz ediyor, sıkılmayarak âşikâre bir sûrette işliyor. İşte bu mahsus maddelerde garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet câiz olabilir. Yoksa gıybet, nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a‘mâl-i sâlihayı (sâlih amelleri) yer bitirir.”
  • 192 syf.
    ·4 günde·1/10
    Mahomet oyunu voltaire'nin hazreti muhammed hakkındaki görüşleridir.
    voltaire bir eser yazmıştı.adı muhammed olan eserde hz.muhammed kötüleniyordu. işte eserden bir paragraf;

    ''doğuştan köle arap deve tüccarı ahlaksız muhammed başmelek cebraille görüştüğünü iddia eden şizofren ve din düşmanı putperest bir köle.her gece genç kızları çırılçıplak soyup onları oynatırdı.
    ''savaşta esir düşmüş fakir ahlaksız bir barbar köle,bundan başka bir şey değil.''

    böyle iftira ve utançlarla dolu eserin goethe tarafından almancaya çevrilmesi istenmiş ancak goethe bir mektubunda duyduğu üzüntüyü şöyle ifade etmiştir;

    ''bu yalan yanlış eseri zorlukla çevirirken utandım. ama bütün herşeyi mi prense borçluyum ve ona sadakatım yüksek. bu eseri çevirmek zorundayım. ama ben her zaman muhammede ve islama karşı iyimser olmuşumdur. bu eseri çevirmek beni utandırıyor''

    goethe,bir hristiyanın bile çevirmekten utandığı bu eser fransa kralı tarafından pek sevilmiş,bütün fransada oynatılmıştı.

    abdülhamid han işte şu mektubuyla ve notasıyla fransada bu oyunu yasaklattı;

    ''fransa kralı! ekselansları zat-ı alilerinizi bertaraf edecek vaziyette bulunmuyorum amma ve lakin bu rezalet fransada gösterilmeye devam ederse ben hilafeti ve halifeliğimi kullanarak bütün arap ve müslüman ülkelerin fransayla olan bütün ilişkilerini kesecek ve fransızların sömürdüğü müslüman yerlerde ayaklanmalar ve örgütlenmeler oluşturacağım.

    peygamberine hakarete ve halifenin cihadına dayanamayan müslümanlarda bu emrimi yerine getirirler. emrediyorum derhal bu rezaleti durdurunuz!''

    fransa kralı mektubu aldığı günün ertesi bu eseri bütün fransada yasaklatmıştır.
  • 385 syf.
    ·Puan vermedi
    Saramoga bir iddia ile kitabını yazıyor.
    İncil'i okuyun ve inancınızı kaybedeceksiniz” diyor.
    Saramoga İnsanlara “İncil'de tasvir edilen Tanrı'ya güvenmemelerini Tanrının sadece aklımızda var olduğunu söyleyebilir. Karşı çıkabilir, Red edebilir, Eleştirebilir.

    ANCAK;
    Saramoga İsa’ya göre İncil’i yazarken ; Bel altı bir dil kullanarak, dalga geçerek değersizleşen Tanrı algısı yaratarak aslında “tüm dinlere karşı” yazmıştır.
    Aşağıda maddeler halinde kitaptan alıntı ve yorumlarımı detaylandırıyorum ki Saramoga’ya haksızlık etmediğimi düşünün.:)
    Bu bel altı dil deyip küçümsemeyelim. İnsanlarda oluşturulan algı önemli. Bu dili kullanarak Saramoga beyinlere çakıyor. En en basitinden tıpkı İsa’nın babası kim diye sorsak kitabı okuyan herkes YUSUF der. Kafalara Saramoga YUSUF diye çaktı!!
    *****
    Google’da Mit/ Söylence :nedir diye sorduğumda; kuşaktan kuşağa yayılan, toplumun düş gücü etkisiyle zamanla biçim değiştiren, tanrılar, tanrıçalar, evrenin doğuşu vb.yle ilgili, imgesel, alegorik bir anlatımı olan halk öyküleridir.
    Mitoloji kelimesi sözlükte; Bir din veya bir halkın kültüründe tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaratılışına dair tüm sözlü ve yazılı efsane/söylencedir. Der.
    Siz hiç bugüne kadar, mitolojik (Yunan ,Mısır gibi) söylencelerin bu denli değersizleştirilmiş basitleştirilmiş, bel altı yapılmış, istediği yer alınıp istemediği yerle dalga geçilmiş,( Nobel ödülü almış bir roman demiyorum ) bir metin bir yazı okudunuz mu merak ediyorum
    Aksine ciddiyetle konuşulup, değer atfedip mitoloji yani söylence gerçek gibi değerlendirilip felsefedeki karşılığı aranmıştır.
    Örneğin Yunanlı yazar Kazancacis /Zorba romanında da kahramanımız Allah’a inanmayan ateist biri idi. Ancak romandaki dil tarz hiçbir zaman Saramoga kadar basit saldırgan düzeysiz bütünlüksüz ahlaksız bel altı değil idi. O nedenle okurken hiçbir rahatsızlık duymadan hatta keyifle okuduk.Kısaca yazarın inançlı inançsız olması önemli değildir.

    İncelediğim 4 İncil’den (Matta, Luka, Markos ve Yuhanna) Saramoga İncil Luka üzerinden Hıristiyan Teolojisinin işine geldiği yerini almış, işine gelmeyen yerinde dalga geçmiştir.
    Saramoga kısaca şunu diyorum
    Ya topyekun al.. Ya da topyekun dalga geç!
    Karşı çıkabilirsin, reddebilirsin, eleştirebilirsin ancak
    Basitleştiremezsin, Dalga geçemezsin , Bel altı yapamazsın!

    ***********
    Saramoga’ya İncil’i dert ettiysen bir inceleme nasıl yapılır sorusuna;
    Ünlü Arkeolog Shimon Gibson’un ‘İSA’nın son günleri ‘kitabı incelemede çok iyi cevap vermiştir. Söz konusu kitaptan alıntılarla ilginizi çekmek isterim.
    ‘’…..Kudüs’te yaşayan İsa ile ilgili anlatıları desteklemek veya yalanlamak için veya bu anlatıların tarihselliğini reddetmek amacıyla kullanılmamalıdır. İncil anlatılarını ‘sınamak’ bunları tarih çalışmalarıyla karşılaştırmak ve farklılıklarını saptamak üzere kullanılan bağımsız bir araç olmalıdır.Arkeoloji İsa’nın yargılanması gibi belirli olaylar hakkında yapısal açıklamalar ve yorumlar yapabilir, ancak bu açıklama ve yorumların sonradan sınanması ve tarihsel perspektif içine yerleştirilmesi gerekir…
    ..Metinsel anlatılar gibi arkeoloji de çok katmanlıdır. Her ikisi de açımlanmaya geçmisin ‘gerçekleri’nin ortaya çıkarılması için derinlemesine incelenmeye muhtaçtır. Herkesin kabul edeceği gibi bu son derece zor ve karmaşık bir iştir…
    …İlk üç İncil (Matta, Markos ve Luka) İsa’nın ölümünden yaklaşık 40 ila 60 yıl sonra kaleme alınmıştır. Bu durumda İncil’lerin hiçbirinin görgü tanığı anlatılarına dayanmadığı, sadece Yuhanna İncili diğer üçünün erişemediği birçok tarihsel veriden yararlanmıştır. Tartışmalar sonucunda gerçekte ne olduğu konusunda belirli bir doğruluk derecesine ulaşmanın en iyi yolunun İncilleri ve olası kaynaklarını tarihsel ve edebi açıdan dikkatle incelemekten geçtiğine hükmedilmiştir….. ‘’


    ********
    Aşağıda Saramoga’dan alıntılarım ve parantez içinde yorumlarımı bulacaksınız.
    1- ...Tanrı, her zaman hazır ve nazır olduğundan, oradaydı, ama malum, kendisi saf ruhtur ve bu sebeple Yusuf’un etinin Meryem’inkine değdiğini, etin nasıl ete girdiğini, etin nasıl etle birleştiğini göremedi, ve belki o an orada değildi, Yusuf’un kutsal dölü Meryem’in kutsal rahmine düştü, hayat pınarı ve hayatın beşiği, ikisi de kutsaldı. Çünkü aslında, her şeyi bizzat kendisi yaratmış olsa da, Tanrı’nın da anlayamadığı bazı şeyler vardır. Tanrı bahçede, ne Yusuf’un boşalırken attığı çığlığı ne de Meryem’in bastıramadığı iniltiyi duyabildi. Yusuf karısının üzerinde bir dakikadan fazla kalmadı….

    ((kısaca Allah’a senin oğlunun annesini düdüklerken sen neredesin der ? ve Mahremiyeti ahlakı alaşağı yaparak kutsallığı yerle bir eder.
    İlişkilerde bile mahremiyetimiz açık edilmemeli derken iki kisi arasındaki kutsallıktır deriz. Ki bu kutsal Hz. İsa’nın kıssası ‘dır))
    2-…dilenci kardeşimiz yoksul bir evin önünde olduğunun farkına varmamış olamaz…
    ((dili tarzı çok göze sokar gibi alaycı ve saygısız))

    3-…Bir gün bir adam çıkıp gelecek ve insanı göbek bağına, düşünceyi ise kaynağına bağlayan kordonun nereden kesilmesi gerektiğini söyleyecek…
    ((bebeğin annenin memesini emmesine genetik diyen zihniyet işlerine gelince genetik diyorlar. işlerine gelmeyince göbek bağını kesmeyi nerden ögrendin sorusunu soruyor))

    4-…bir düşün, onu dünyaya getiren baba tarafından öldürülecekti,…
    ((Hikayenin bütünü üzerinden değil part part kelime kelime Allahı yok saymak icin saramoga nın tarzı))

    5-….Tanrı insana sizinle düzüşmeyi yasak etmiş, öyleyse artık korkmayın, ama sizi kırkmakta, yok saymada, kesip yemekte özgürmüşüz, çünkü Rabbin yasasıyla bunun için yaratılmışsınız,canlarınız sizlere bunun için bağışlanmış…..

    ((Saramoga hangi düzdüğü hayvanı yiyor merak ettim. Sadece inançlı insanı değil inançsız insan içinde hakarettir. Saramoga sadece insanların zihnini bulandırıyor. ))

    6-…Bunlar İsa’nın, çobanı imansızlığı, ve hatırlatmamı mazur görün ama cinsel meselelerdeki zayıflığı sebebiyle azarladığı o ilk tartışmalarına yakın bir zamanda olmuştu. İsa bu dünyada, terk edip unuttuğu ailesiyle bu çobandan başka kimsesi olmadığını anlamıştı. Ama herkesi unutsa da ona can veren anasını unutamazdı, dünyaya geldiğine pişmandı ama yine de unutamazdı, aslında kız kardeşi Lisya’yı da unutamamıştı,neden, o da bilmiyor, hafıza böyledir, olayları ve insanları deftere işlemesinin veya defterden silmesinin kendince sebepleri vardır…..

    ((önce karpuz kabuğunu aklına sok sonra arkadan kardeşini annesini konuş ,cinsel meselelerin zayıflığndan bahsedip anne ve kızkardeş lisa’dan bahsediyor. arkadan neden hatırladı bilmiyoruz ama kendince bizim bilmedigimiz sebebi vardır-- direk ensest algısı yaratmak))

    7-….Meryem, dönüp yanı başında yatan Lisya’ya baktığında kızın çıplak olduğunu gördü ve dehşete düştü, tuniği göğüslerini açıkta bırakacak şekilde yukarı sıyrılmıştı ve yüzü gülüyordu, nemli alnı ve üst dudağı öpücüklerden kızarmış parlıyordu. Meryem eve bir tek meleğin girdiğinden emin olmasaydı, konuşmaya daldığı sırada, uyuyan kızların ırzına geçmekle ünlü inkubilerden birinin fırsattan istifade genç kıza yanaştığını düşünecekti. Biz fark etmeyiz ama
    bu her zaman her yerde olur, bu melekler çoğunlukla çiftler halinde gönüllerince gezer ve biri peri masalları anlatıp dikkat dağıtırken diğeri kötü emellerine ulaşır, Lisya’yı baştan çıkaran melek geri döndü mü dönmedi mi kimse
    asla öğrenemedi…..
    ((Melekler İsa’nın kız kardeşi ile …))

    8- …Bu duyu ne görme duyuşuydu ne koku ne de tat duyusu, Tanrı yardımcısı olsun, bir şekilde bütün duyuların bir arada bulunduğu başka bir duyunun uyandırdığı bu heyecanı her şeyiyle hissediyordu. Kadın onu avluya götürdü ve oturttu…..
    ((Saramoga elinde…geziyor..başka bir şey diyemeyecegim.))

    9-… bir duman bulutu gördü diye vakit tamamlandığında Tanrı’yla olmanın
    neye benzeyeceğini hayal edebiliyorsa, çıplak bir kadını da,söylediği şarkıyı dinleyerek hayalinde canlandırabilir.İsa irkildi, böyle anlarda her
    insanda ve hayvanda olduğu gibi, kan bacaklarının arasına hücum etti ve orası şişerken, acıları diniverdi. Tanrım, bu beden çok güçlü, yine de İsa gidip kadını aramadı, elleri etin vahşi arzularına direndi, Kendini sevmediğin sürece hiç kimse değilsin, bedenini sevmediğin sürece Tanrı’ya ulaşamazsın,…..
    /((Saramoga elinde…geziyor..başka bir şey diyemeyecegim.))

    10-..…bir kadının ifadesine benziyordu, iyi dinleyin sözümü, kadının,özellikle de masum görüneninin ikiyüzlülüğü sınır tanımaz….
    ((meryem kimin torunu iffetsizlik yapılması mümkün değil . O dönemde dedesi zekeriya peygamber ..mümkün mü yapması))

    11-…Zakay cevap verdi, kâse buraya gömülsün ama önce kâsenin üzeri örtülsün, o toprak gerçek toprakla bir araya gelmesin, zira Tanrı’nın lütfü, gömülse de kaybedilmiş sayılmaz,ama şeytanın gücü toprağın altında, gözden uzakta azalacaktır….

    ((Bütün dinlerde şeytanın insana herhangi bir eylem gücü yoktur. sadece insana fısıldar yoldan çıkarır. Bunuda gerçek papazlar zaten bilir. şeytan kaseyi veremez. Gerçek papaz şeytanın insana müdahalesini bilir. Ancak sistemde ki ayakta kalmak için din otoriterileri şeytan argumanına ihtiyaçları vardır ve bunu kullanırlar.))

    12-….Çok şey beklememek gerek, ne de olsa Tanrı’nın gücünün bir sınırı olduğu gibi meleğin gücünün de bir sınırı var Yusuf uzun uzun düşündükten sonra şöyle bir sonuca varırdı, Mağarada görünen melek şeytanın uşağı olmalı, daha önce çoban kılığına girmiş olan iblis, bunlar en fazla kadının zaafını ve safdilliğini
    kanıtlayan deliller olabilir, düşmüş bir meleğin kadını kolayca baştan çıkardığının delilleri…..

    ((Meleği Allah ile denkliğini eşliğini kurup, Allahın kulu ile aynı değere indirip melekle Allah’ı eşleştirdikten sonra iblis şeytan kadını baştan çıkaran gibi cümlelerle Allah’ı basit diliyle aşağılıyor.) )
    13-...Rab lejyonların Tanrı’sıdır…
    ((Rab iaşe eden doyuran demektir. Çocugun Rabbı annesi babasıdır. Allahı ihtiyaç üzerinden tanımlıyor. o nedenle insanın çıkarları üzerinden Allahı değerlendirmek insanlaştırmak bizi yanlış sorulara götürür.
    Biz KULUZ. Bunu kabul edip ordan başlarsak Allahı anlatabiliiriz. Biz insanı sorgularlarla onu aşağı cekip yanlış yorumlarız.))

    14-….Rab neden seçilmiş halkıyla yüzleşip cezamızı kendisi vermiyor da Roma ordusunu üzerimize salıyor…..
    ((Kuranda Allah belayı bela ile def eder. Roma’da Allahın kulu Allah sahaya inmesine gerek yoktur))

    15-..…biz sonsuz ruhlarının huzuru demeyeceğiz, ruhlarının huzuru demekle yetineceğiz…..
    (insan için sonsuzluk yoktur. Allahtan gayri hiçbir şey ebedi değildir. Allah için ezeli ve ebedi değil der Kuran-ı Kerim.. yani başlangıç ve sonu yoktur)
    16-….Tanrı’nın aksine şeytan, erkek ve kadına hiçbir şeyi yasak etmemiş, bu sebeple de şeytanın dünyasında ilk günah diye bir şey asla olmamıştı…..

    ((Saramoga İncilinde şeytanı kabul ediyor)
    şeytanı kabul ediyorsan Allah’ıda kabul ediyor anlamına gelir ))

    17-..…Öyleyse Tanrı her şeyi sahiplenip bacaklarının arasındakini inkâr edecek değildir….
    ((saramoga edep yok ahlak yok diyor.Allah edebide ahlakıda öğretti. Allah edebi ve örtünmeyi de o gösterdi . Yasak elma adem ile hava birleşince safiyet bozuldu. ve incir yaprağı ile edebi örtüldü) )

    18-…Bu Rabbin sözüdür, Hayvanla cima eden adam ölümle cezalandırılacak, hayvan da kesilecektir, ve Rab dedi ki,Hayvanla günaha giren adamın vay haline, o artık lanetlidir.Bunların hepsini Rabbin mi dedi……

    ((bütün evrenin bütünlüğünü ayırıp dogayı evrimi insan için bozuyor. Bütün bu kurallar doğum ölüm enerjı ahlak bunları insan için bozuyor sırf Allahı yok saymak için))

    19-….Tapınaktan çıkan duman bulutu, tapınağa kurban kesmeye gelen herkesin uzaktan ya da yakından, sürünün ilk doğanlarını ve onların yağlarını Rabbe sunan, Âdem ve Havva’dan olma Habil’le bir akrabalığı olduğunu kanıtlıyor, Rab bu adağı memnuniyetle kabul etmiş, öte yandan yapabileceği tek şey toprağın semeresinden takdimde bulunmak olan Kabil, çabasının Rabbi memnun etmediğini görmüştü. Kabil, Habil’i bu sebeple öldürdüyse, rahat bir nefes alabiliriz, çünkü öyleyse, hepsi aynı adaktan takdimde bulunan bu imanlıların birbirlerini öldürmeleri için bir sebep yok, şişlere dizilen taze etin yağı mangallarda yanarken çıkan koku tapınaktan çıkan dumana karışıp göğe yükselirken, yüce gökte bunları soluyan Tanrı memnun oluyor. Kuzuyu göğsüne bastıran İsa, Tanrı’nın neden, sunağa dökülen bir tas sütle, ya da bir avuç buğdayla tatmin olmadığını anlayamıyor, bir canlıdan diğerine aktarılan özsuyunun ya da ebedi ekmeğin ham maddesi olan buğdayın neden değersiz olduğuna akıl erdiremiyor. Cömert ihtiyarın ona hediye ettiği, kısa bir süre için onun kurusu olan ve bugün güneşin battığını örmeyecek olan kurbanlığından çok yakında ayrılmak zorunda kalacak, çünkü tapınağın merdivenlerini tırmanmanın, zavallı küçük kuzuyu sanki artık var olmaya hakkı yokmuş, hayat pınarından içtiği için masallarla efsanelerin ebedi gardiyanı tarafından cezalandırılıyormuş gibi bıçağa ve ateşe teslim etmenin vakti
    geldi. Sonra İsa sinagogun yasasını ve Tanrı’nın sözünü karşısına alarak, bu kuzuyu kesmemeye, tapınağa adaması için ona verilen bu canı bağışlamaya, dolayısıyla aklanmaya geldiği Kudüs’ü, daha günahkâr bir kimse olarak terk etmeye karar verdi. Önceki günahları yetmezmiş gibi, bir de bu günahı işliyordu, ama vakti gelince günahlarının cezasını çekecekti, çünkü Tanrı asla unutmaz…..

    ((saramoga Habil ile Kabil meselesinde de yanıltıyor.
    Habil kendi yetiştirdigi sürünün icindeki en iyisini Allah’a sunuyor.
    Kabil ise kendi yetiştirdiğinin ortancalarını Alllah’a sunuyor.Büyüğünü kendine saklıyor. Allah Kabilin verdigini kabul etmeyince Kabil kıskanıyor. ve Habili öldürüyor.Kıssas bu.
    Saramoga sunulanın iyi ve kötü olan değil sanki nevi için yani Allah kuzu yu seviyorda bugdayı sevmiyor gibi yanlış yorum var))

    20-…Anam, ben tapınağa gitmiyorum. Neden, hak kuzunu bile almışsın. Kuzu da tapınağa gitmiyor. Bir sakatlığı mı var.Hayır, ama vakti gelince, eceliyle ölecek. Oğlum, anlamıyorum. Anlaman gerekmiyor, ben bu kuzuyu kurtarıyorsam, biri de beni Kurtaracaktır..
    ((saramoga sen kuzuyu kurtariyorsunda senin tanrın seni niye kurtarmadı. sorgulamasını alttan veriyor.))

    SARAMOGA’YA SONSÖZ;

    Kutsal kitap ile dini hikayeler arasındaki uyumsuzlukları yaparak bir tür Şatiye yaparak insanların gerçek dini aramasına yardımcı oluyor. Burada da Saramogo’ya gerçekten teşekur ediyorum.
    Tarih söylencesine göre Allah’a varılmaz insanın girdiği her yerde yalan vardır .
  • Şimdi düşün ey insan! Asla yalan söylemeyen ve bulunduğu toplumlardaki herkesin doğruluğuna şehâdet ettiği yüz yirmi dört bin kişi muhtelif zamanlarda gelip dese: “Şu dağın arkasında bir ateş var!” Artık bundan hiç şüphe edilir mi? Yahut bu haber duymazdan gelinebilir mi?
  • aydınlık neyin oluyor senin
    gökyüzü akraban filan mı
    beni bulur bulmaz gözlerin
    şimşek çakıyorum yalan mı
    ...