• Bugün bir arkadaşımla karşılaştım. Aslında bu onu 2. görüşüm. Öyle ayak üstü nasılsın ne yapıyorsun gibisinden konuştuk. Ben elindeki telefonu gördüm sonra bi de yüzüğünü falan. Evli olduğunu ilk gördüğümde öğrenmiştim zaten. Şakayla karışık " Kocan zengin herhalde " dedim. O " Yok kız ne zengini " dedi. Sonra elindeki telefonu ve yüzüğü belirterek " Ama telefonla yüzük pırlanta " gibisinden bir şeyler söyledim. O da " Daha bunlar ne ki çok varda ben takmıyorum" dedi. Kocası uzman çavuş. Arkadaşımı tanıdığım kadarıyla, dışardan saf görünen ama çok kurnaz bir kız olduğunu söyleyebilirim. Ki yaptığı evlilikte bunun bariz bir örneği. Bir uzman çavuşla evli olmayı az çok tahmin edebiliyorum. Çünkü benimde 2 tane uzman çavuş sevgilim oldu zamanında. Ve emin olun ki çok parası olması karakterine çok yansıyor. 2 eski sevgilimde de gördüm. Sanıyorlar ki para her şeyi satın alıyor. Öyle bir dünya yok. Eski sevgilim hakkarinin dağlarında elalemin ruslariyla gününü gün gecesini gece ederken ben başına bir şey gelir mi diye korkuyordum. Ne büyük fedakarlık yapıyordum onun için... Ve tabiki de hiç değmediğini gördüm. Gördüğümde de zaten her şey bitmişti 😉
    Sonra aklıma sevdiğim adam geldi. Onunla bu bilgiyi paylaşmayı düşündüm bi an. Bana diyeceklerini de gayet iyi biliyordum. "Keşke sende zengin bir koca bulsan. Aslında sana da öyle bir koca lazım sevgilim" gibisinden şeyler söyleyecekti kesin. Ve buna karşılık içimden şunlar geçti; önemli olan gerçekten zengin bir kocayla evlenmek mi? Yoksa pırlantalar altınlar içinde yaşam sürmek mi? Benim için bunların önemi yok. İyiki de benim sevdiğim adam zengin biri değil. Parasını değilde, kalbini onu sevdiğimi böylelikle daha iyi anlar çünkü. Zengin bir kocam olmasa kaç yazar ki mesele zengin koca bulmak mı? Önemli olan birbirini bulmak değil midir hayatta? Ben sevdiğim adamla tamamlandım. Biz birbirimizin eşiyiz. Parası olmasa ne yazar. Kalbi var sevgisi var. Ve öyle de büyük ki bazen ben bile şaşıp kalıyorum beni sevişine. Öyle güzel ki öyle mükemmel ki daha ne isteyebilirim şu yalan dünyadan... Beni mükemmel bir aşkla koca bir sevgiyle seven mükemmel bir sevgilim var. Daha ne olsun. Hem öyle ki, ben şu an hayatımda neye sahipsem neye benim diyebiliyorsam; nasıl canımın istediğini yiyip içebiliyorsam bu sevdiğim adamın sayesinde. Ben hayatım boyunca 20 TL nin üzerinde para sahibi olmadım. Ta ki sevdiğim adama kadar. Hiçbir zaman da hiçbir sevgilimden özellikle de o uzman çavuş olanlardan 1 kuruş dahi para istemedim, almadım, teklifinin dahi edilmesine müsaade etmedim. İlk defa baba dışında bir erkekten para aldım ve alıyorum. O da sevdiğim adam. Çünkü aramızda hiçbir gizlilik saklılık yok. Eş gibi yaşıyoruz, karı koca gibi. Onunla öylesine mutlu huzurlu ve de rahatım işte. Belki arkadaşım mutsuz olacak belki aldatilacak bilemem ne yaşar ama paranın çok olduğu bir yerde saadet olmaz. Çünkü çok para insanı değiştirir, bozar, doğru yoldan çıkarır. Bi askerle birlikte olmak nedir iyi biliyorum. Hele de öyle uzman çavuşla. En güvenilmeyecek ve de evlenilmeyecek kişilerden uzman çavuşlar. Uzun lafın kısası, fakir diye kimseyi hor görmeyin. Emin olun ki öyle kişiler sevginin kıymetini daha iyi bilir. Çok parası olan insanlar -istisnalar hariç- sevgiden anlamaz. Eşine değer vermez. Gözleri hep dışarıda olur. O yüzden siz siz olun her şeyde 1 değil 10 kez düşünün. Her şeye sahip olmak bile insanı mutlu etmeye yetmiyor. Bazen sahip oldukları bile bir insanın verdiği mutluluğu huzuru veremiyor insana. İşte o yüzden sen sevdiğim adam iyiki varsın iyiki hayatımdasın iyiki benim sevdiğim adamsın (E.Y) 😍 Seni her şeyden çok seviyorum ❤❤❤

    3 Nisan 2019 22.40

    A.U
  • Evet bir soru ile başlamak geldi yazıya içimden.
    Hangimiz bir kuş kadar mutluyuz ya da bir köpek kadar,
    her hangi bir hayvan kadar hangimiz özgür ve mutluyuz?
    Ne kendimizin kötülüğünü sorguluyoruz ne de başka bir şey.
    Bir şey yapmışsak muhakkak haklı sebeplerimiz var. Kime göre?
    Kendimize göre tabiki. Fakat kendimize göre haklı olduktan ve
    kötü bir eleştiriyi kabul etmedikten sonra. Toplumda yer edinmek isteği neden?
    Neden başkaları tarafından sevilmek istediği? Toplumun içinde yaşak neden?
    Mutlu değil ve istediğimiz gibi özgür değilsek. Bağlayıcılarımız; din, sistem, aile, toplum neden?
    Sistem bizi tatmin edemedikten sonra ne işe yarar. Halk olmadan sistem kim içindir?
    Halk için olan sistem halkı neden mutlu etmez?
    Neden bütün her şey dayatma bu sistemin düzenin içinde?
    Alıntı yapmak gerekirse mc donalds ya da burger king arasında seçim yapmak nasıl bir seçim olur?
    ya da bu seçimi biz mi yapmış oluruz yoksa bize bu seçim yaptırılmış mı olur.
    Çocuk istismarına bütün sistem bu ülke ve tüm dünya karşı iken dünyadaki çocuk istismarı neden azalmaz?
    Din bize iyiyi gösteriyorsa. Neden bu kadar az iyilikle yetiniyoruz? Bütün dinler dahil.
    Sistem herkes tarafından neredeyse eleştiriliyorsa neden halkın yararına bir şey düzelmiyor?
    Bilinç altı dayatması. Bir ev almak isteği neden ikinci bir ev alma isteği bu aç gözlülük neden?
    Bütün bebekler saf ve temiz peki bundan yirmi otuz yıl önce doğan çocuk nasıl katil oldu.
    Dünya savaşlarını çıkartanlar hiç çocuk olmamışmıydı?
    Bütün insanlar eşitlik ve özgürlük iyi olan şeyleri istiyorsa neden hiç bir şey değişmiyor?
    Bu gün sevgilisinden, nişanlısından, kocasından pırlanta yüzük isteyen bir kadın mutlu olsun diye
    neden Afrikada bir çocuk ölsün ya da akabinde ölsün? Afrikada neden kansız elmas çıkmaz? Bir tek taş
    yüzük isteyen bir kadın kötü bir kadınmıdır yoksa özenmiş bazı şeyleri görmemiş midir? Doğru gerçi
    pırlanta reklanlarında madende çalışan ölen öldürülen çocuklar anne babalar gösterilmiyor.
    Din ve sistem dayatmaları neden? Bazı kesim insanlar mutlu olsun diye diğer kesim insanlar acı çekmek zorunda mı?
    Dünyada çevre kirliliğinden dünyada yaşan herkes payına düşeni alıyor. Alıntı yapmak gerekirse. Dünya nüfusunun yüzde yirmisi
    dünyadaki arabalara sahip peki yüzde seksenlik kısım neden aynı dertten müzdarip?
    Neden erkekler kadınları ikinci insan türü olarak görür. Hepimiz insan değilmiyiz?
    Güçlü olan neden güçsüz olanı ezer. Kadın hakları neden en fazla ihlal edilen haklardan?
    Yalan söylemek kötü bir şey olarak kabul görülüyor sanıyorum tüm dünyada. Peki neden yalandan mutlu olabiliyoruz?
    Mutlu olacağımız şeyleri yapmak için peki neden fırsat bulamayız?
    İyi olan şeyleri istiyorsak ve hiç bir şey iyi olmuyorsa bizim isteklerimiz mi yanlış? ya da İnsan mı OLAMIYORUZ.

    İyi olan her şey sizlerle olsun...
  • "Ne gülüyorsun deli gibi" deriz ya aslında psikolojik problemi olanların %90'ı somurtur. Aklınızda hiçbir şey yoksa gülümseyin, herkes "Ne düşünüyorsunuz" diye merak eder. Gülümsemek zeka belirtisidir.
  • 195 syf.
    ·Puan vermedi
    İnceleme kullanma klavuzu:
    Kural 1: Bu inceleme bazı karakterlere birazcık kin kusmak hayranların saçma iddialarına antitez hazırlamak ama daha çok L ile Light arasında nasıl bir ilişki var onu açıklamak için yazılmıştır ve bu incelemeyi okuyanlar kendini spoiler yağmuru altında bulacaklardır.
    Kural 2: bu incelemeyi 6 dakika 40 saniye içinde okursanız... Tamam şakaydı.
    Animeyi ikinci defa bitirdim az önce, (ilkinde Mangasını okumuştum, hemen "Hiğğğğ! Kitabı okumadan gelmiş!" demeyin.)
    Cümleye Light Yagami'ye L gibi koalamsı muhteşem bir insanı gözünü kırpmadan katlettiği için Allah belanı versin mesajlarımı ileterek başlamak istiyorum. Üstelik kendisine tek arkadaşı olduğunu söyledikten sonra... İlk okuduğumda seriden bulaşan bu kötü enerjiyi ve hırsımı atmak için siyah defterimi Death Note haline getirip simli kalemle Light'ın ölümünü yazmıştım. (Tabiki yüzünü düşünerek) Bkz: https://hizliresim.com/0RRdMV "Aslan saldırısının ardından acılı bir kalp krizi(!?) yaşasın"gibi bir şey. Ama yine de havalı bir resmini çizmişim pisliğin (bkz notlar 3)
    Şimdi asıl meseleye, Lig*t'ın çok iyi bir insan olduğu (!) iddialarına gelelim: Arkadaşım siz kendinizde misiniz? Çok mu patates cipsi yediniz? Beyninizi Light'a mı teslim ettiniz? Ne iyisi, ne adaleti? Çocuğun amacı başından beri tanrı olmaktı, dünyayı daha iyi bir yer yapmaya çalışmıyordu kendisinin tanrı olduğu bir dünya yaratmaya çalışıyordu. Seri boyunca ağzından yalan damlıyordu. İnsanlarla ilişkisindeki muhteşem samimiyet de ortada. Light'ın kötü olduğunu anlamak için bir ispata gerek yok. Kiranın kötü olduğunu kesinleştirmek için belki yardım alınabilir. Ama Light'ın kötü olduğunu anlamak için sadece; 1 lt su, 160 gr yağ, 110 gr protein, 15 şeker, 10 gr tuz gerekiyor. Yani beyin gerekiyor arkadaşlar. Bunlar beyni oluşturan malzemeler...
    Kiranın neden kötü olduğunu da sonradan açıklarım inşallah zaten incelemeleri düzenleyip düzenleyip duruyorum.
    Light'tan o kadar nefret ediyordum ki sonunda ölümünü izlerken çok zevk alacağımı düşünmüştüm ama ölümü, öldürdüğü onca insanın ölümünden daha çok hüzünlendirdi beni ... Bir insan olarak ona verilen tüm yetenekleri nefsi için harcadı. Nefsi için yaşadı, dünyada kazandı ve.. Öldü. Allah rahmet eylesin diyemeyeceğim.
    İkinci iddia: Light L'den daha zekiymiş.
    Peh! L tek başına varlığı mümkün olmayan, olağanüstü güçleri bile düşünerek oralara kadar geldi. Ama ne L ne de Light deli manyak bir ölüm meleğinin, zaten kendi rızasıyla hayatının 4'te 3'ünü çöpe atmış salak bir kız için öleceğini düşünemezdi. Zaten Rem'in L'i öldürmesi L'nin kazandığının açık bir kanıtı L kazanıyor diye L'yi öldürdü Rem. Tekrar ediyorum kazanıyor diye! Ki L'nin olağanüstü güçlere karşı koymak gibi bir imkanı olamazdı. O sövmemek için kendimi zor tuttuğum polis takımı da L'nin ölmeden önce ne yapmak üzere olduğu konusunda 2 saniye düşünselerdi adam boş yere ölmemiş olurdu. İnsan bir düşünür ya polis olsa da olmasa da düşünür! Bu adam neden 13 gün kuralını test edecekken öldü?
    3. Bir iddia da: "L aslında Light kadar kötü, adaleti falan takip ettiği yok zekasını göstermeye çalışıyor. İkisi birbirine benziyorlar."
    He ben de Kirayım zaten. L'nin sadece ilgisini çeken davalara baktığı doğru. (Aslında dünyanın en iyi 2. ve 3. Dedektifi olarak o kadar ilgi çekici olmayan davalara da bakıyor olabilir emin değiliz. Tahminimce onlarda da ilgi çekici davaları alıyordur.) bu o kadar dahi birisi için gayet doğal bir refleks. Başkalarının çözebileceği davaları çözmek için neden uğraşsın ki? Bu, yalnız kendinin çözebileceği davaların kendisine gelmesini önler.
    Light'ın babası, tankla, kasetleri almak için Sakura TV'ye girdiğinde ilk sorduğu soru kasetler değil, onun nasıl olduğuydu, Sakura TV'nin önünde ekip arkadaşı öldüğünde bacaklarını nasıl sıktığını görmediniz mi? Higuçhi gözleri aldığında, "millet araç tehlikeli sakın yaklaşmayın!" diye bağırdığındaki ciddiyetine ne demeli. Neden öyle endişelensin? Gerek anime gerek mangada yüzünde beliren o tebessümün saflığı görülmeyecek gibi mi?
    L'nin kötü olduğunu iddia etmek, neredeyse Light'ın iyi olduğunu iddia etmek kadar saçma o yüzden bunu es geçip L ile Light'ın birbirine benzemesi meselesini açıklamak istiyorum (ben de ilgimi çeken konuyu açıklamak istiyorum şu anda meğer ne kadar kötüymüşüm)
    L ile Light birbirlerine benziyorlardı evet. L Light'ı seviyordu evet. Ama hangi yönleri benziyordu? L Light'ın neresini seviyordu? Tüm kafa karışıklığı burada gizli. L ile Light; zeka, entelektüel birikim, etki-tepki, düşünme yöntemi, kararlılık yönünden birbirlerine benziyorlardı. Yani bazı doğuştan gelen reflekseler yönünden Ama kişilik ve hayat felsefesi, bakış açısı yönünden zıttılar. Yani insan iradesi kullanılarak karar verilen özellikler yönünden. İlk saydıklarım yöntem ve araç ikincisi amaç ve düzlem.
    Araçlar belli bir düzlem üzerinde durur ve yöntemler amaca hizmet eder. Peygamber efendimiz sav "düşmanın silahıyla silahlanın" derken düşmana benzemeye değil, düşmanın uygun olan yöntemlerini ona karşı kullanmaya teşvik etmiştir. L ile Light arasındaki benzerlik de böyle bir benzerlik. L'nin Light'ı sevmesi konusuna gelince...
    Animeyi izlerken farkettim ben de sevilecek düşmanlar arıyormuşum meğer, bir ara televizyonda Demagawa oldukça iğrenç hareketler de bulunuyordu hatırlarsınız, sonra Mikami onu öldürdü tabi. Ama o anda Demagawa'dan gerçekten iğrendim ve ondan uzaklaşmak istedim. Halbuki Light beni çekiyordu. İkisi de kötüydü ama Light'tan nefret ederken Demagawa'dan sadece iğrendim... Ve fark ettim ki ben seveceğim bir düşman arıyorum. Düşmanımı sevmem ve onu ciddiye almam gerekir. Demagawa gibi değil Light gibi bir düşmanım olsun isterim. Çünkü insanın düşmanının nasıl birisi olduğu da onun karakterinin bir göstergesidir. Yani L Light'ı kişilik olarak değil kabul edilir poyansiyelde bir düşman olarak gördüğünden seviyordu, en azından onu Kira olarak gördüğü anlarda. Light'ın hayatı oscar'a layık bir oyunculuktan ibaret olduğu için ilk başta "tek arkadaşının" o olduğunu söylemişti L, Light'a. Çünkü Kira değilse Light gibi bir arkadaşının olmasını isterdi ve onu arkadaş olarak sevmeyi isterdi. İnsan kendisine yöntem olarak bu kadar benzeyen birinin ruhi olarak da benzemesini ister.(bkz not) Düşmanı sevmekten daha önemli bu. Belki de L'nin seri boyunca Light'ın kira olma olasılığı şu bu demesinin sebebi buydu. Kira olmama olasılığını istiyordu o. (hatta ölürken gözlerine baktığında "Haklıymışım" dedi. "Biliyordum!" değil) Halbuki Near gelir gelmez, "Light Yagami=Kira" denklemini kurdu ve bastırdı. Belirsizlik, yaklaşıklık değil, eşitlikle oluşturulan bir denklem... Animedeki yağmur sahnesine gelirsek, yağmur sahnesi bence mangada da olmalıydı ama ayak masajı sahnesini ben hiçbir şekilde kabul etmiyorum mangada yok zaten. Ve mangayla uyumlu da değil. (Mangada Higuchi'nin ölümünden sonra L Light'a daha bir şüpheyle ve güvensiz bakıyor. Ayak kurulama sahnesinin aksine...) L Kira olduğunu düşündüğü birinin (o anda öyle düşünüyordu.) dostluğuna o kadar muhtaç olacak kadar özgüvensiz değil. Hem Kira'dan, onun Kira olduğunu ispatlayacağı için neden özür dilesin? Kira'yı bu kadar iyi anladığını, onun kendi ailesini bile öldürebileceğini söylemesine rağmen ondan arkadaşlık mı umuyor, merhamet mi bekliyor? Dediğim gibi L öyle muhtaç birisi değil salak da değil. Az önceki anlattığım sebeplerden dolayı da bu sahne çok saçma kaçıyor. İlk başta Aa ne güzel duygusal falan, hafif güzel gelen bir sahne ta ki üzerinde düşünene kadar. Bu sahne üzerinde derin düşünürsem L'yi sevemem. O zaman onu da, zekaya tapan ve insaniyete önem vermeyen (Near'ın deyimiyle aklını kullanmayan) insanlar grubuna dahil etmem gerekir. Ki ben böyle bir şey istemiyorum. Zaten L'nin de öyle kötü biri olmadığı ortada. Siz istediğinizi düşünebilirsiniz. L benim için kibirli olmayan tek zeki karakter olarak kalbimde yer edinmiş olarak kalacak...
    Ve ders çalışırken ara ara onun gibi oturmaya devam edeceğim...

    Bkz not: (akıllı ve zeki(a.z) dost>a.z düşman> salak düşman >salak dost)
    İkinci son not yazara gelsin: "Eşitlik adalet değildir kardeşim."

    3.not: göz atmak isterseniz çizimlerim buyrun: https://hizliresim.com/QLLqjG https://hizliresim.com/RrrM5Z
    https://hizliresim.com/3660OA
    Bu benim çizimim değil ama çok anlamlı bir resim: https://hizliresim.com/nQQn35
    https://youtu.be/QI68giYtnXs bu da Detah Note'tan güzel bir şarkı.
    Söz bu son not: keşke death note izledikten sonra cips yerine elma yeme isteğinde bulunacak insanlardan olsaydım. Neyse çok şükür Lig*tçılardan değilim.
  • 520 syf.
    ·5/10
    Merhabalar.İşte yine bir bir kitapla daha birlikteliğimizi noktaladık.Sevgili Yılmaz ÖZDİL'in yazmış olduğu ve 35 senelik Gazetecilik Kariyerinin 10 senelik uzunca bir kısmının yoğun araştırmalarının meyvesi olan kitap M.Kemal...


    Arkadaşlar öncelikle şunu önemle belirtmek istiyorum:Bu kitaba yazacağım İnceleme/Yorum yazısı sadece benim düşüncemdir,ne Sayın ÖZDİL'e ne de kitaba hakaret değildir,sadece kendimce eleştiridir.Bu İnceleme/Yorum hakkında kesinlikle tartışmak (kavga,hakaret v.b) durumlar yaşamak istemiyorum.Şimdiden söyleyeyim :SİZ HAKLISINIZ ve SAYGI DUYUYORUM...


    Bu kitabı ilk çıktığı gün bir arkadaşımın elinden alıp tam 100 sayfasını okumuş ve sonrada okunmaz deyip bırakmıştım,neden derseniz eğer bu kitap 35 senelik Gazetecilik Kariyerinin 10 Senelik yoğun araştırmaları sonucu yazıldı diye lanse ediliyorsa boş bir kitap olarak düşünmemdi.Ha!Şu da önemli bir detay kitaptan hiç birşey alınmıyormu?Tabiki alınıyor,dünyaları alıyorsunuz.Ama...Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü tanımıyorsanız,onun hakkında yeterli bilginiz yoksa,yeterli eser ve kaynaktan yeterli okuma yapmamışsanız...


    Kitap gruplarında faal olarak okuyup inceleme yazıları yazan üç arkadaşımın ısrarı sonucu tekrar baştan başlayarak okudum ve bu kez bırakmadım.

    Öncelikle kitabın güzelliklerinden bahsedelim:Kitap çok güzel,ATA'nın bilinmeyen,daha önce duyulmamış (öyle birşey yok tabi) yönlerini,anılarını,''bilinmeyen'' hayatından kesitleri çok güzel anlatmış.12-17 yaş arası gençlerimiz için bulunmaz lezzette,duygusal bir kitap.Çocuklarımıza ve gençlerimize okutulmalı...

    Gelelim biz yetişkin okurlar için kitaba:
    Sayın ÖZDİL'in her zaman ki tarzı olan köşe yazısı formatında yazılmış,tek bir dipnot,referans,kaynakça kullanılmamış,bazı bilgilerin daha önce belgeleri ile çürütüldüğü halde yine de kitaba sokulmuş ve tarihe mal olmuş ATA'nın hayatında çok çok önemli yer tutan üç kadına ön isimleri ile hitap şeklini son derece itici buldum.

    Bu kitap tarih arkadaşlar!Referanssız,kaynaksız tarih olmaz!Olamaz!
    Nereden aldın bunları?
    Hangi arşivden çıkardın?
    Kimin anılarından derledin?
    Bu şekilde bu kitabı yazmak için o insanla bizzat tanışıp ondan dinlemen gerek,bunumu yaptın?
    Bunları yazarken 10 sene düşünme ve araştırma payın vardı madem,neden daha önce belgeleri ile çürütülen olayları kitapda kullandın?

    -- Abdulhamit'in hatıratlarını kullanmışsın,nerden aldın?Kaynak neresi?Yoksa Süleyman Nazif'in kafadan yazdığı hatıratlarmı kaynak?

    -- Bilmediğiniz,hiç duymadığınız M.Kemal dedin,dedinde abicim ben bu kitabın her yerini parça parça her yerde okudum.

    -- Nutuk'un TBMM kürsüsünden okunduğunu belirtmişsin,doğrudur ama eksiktir,keşke tam belirtseydin.

    -- Kitabın ilk 100 sayfasında ATA'nın resmen kadın meraklısı gibi gösterilip,sadece o kadar kısa bir zaman da dört kadın tanıyıp bunlara duygusal bağ (aşk gibi) atfetmek ne kadar doğru?

    -- Latife Hanım'ın anlatıldığı bölüm de boşanmadan bahsederken kullandığın cümleler ATA'ya saygısızlık değilmidir?Latife Hanım'a bu kadar sahip çıkıp saygı duyarken,korurken,Kız kardeşi Makbule Hanım'ın adeta mal mülk sevdalısı,sinsi,kıskanç biri olarak gösterilmesi hangi vicdana sığar ve yine referansı kaynağı neresidir?

    -- Koca bir tarih yazıyorsun,tarihe altın harflerle geçmiş,dünyanın saygı duyduğu ve bırak yazmayı düşünürken bile dikkat ettiği bir kişilik hakkında biyografi yazıyorsun,10 senelik çalışmanın ürünü diyorsun ve köşe yazısı formatı kullanıyorsun.O nedir yaa?

    --Bazı bölümlerde ATA'ya haksız yere saldıran,onun hakkında yalan yanlış bilgiler veren,iftiralar barındıran bazı kitaplardan alıntılar yapıp bu kitapların isimlerini paylaşıyorsun.Nasıl düşündün bunu?O alıntıları bu değerli kitabın içinde nasıl paylaşabildin?

    --ATA'nın imzası hakkında yazdığın bölüm.İyi de Abicim Cengiz ÖZAKINCI bu yazdığın bölümü belgeleri ile zaten çürüttü.Hiçmi okumadın,araştırmadın? (10 sene bu yaa!)

    -- Kitabın başında izinsiz paylaşılamaz,alıntı ve kopyalama yapılamaz diyeceksin ama sen referans,kaynak,açıklama,dipnot kullanmayacaksın!Ahahaha lükse bak!

    -- Tarih,Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK gibi bir tarihi yazıyorsun,bunun için 10 sene yoğun bir şekilde uğraşıyorsun ve kronolojik bir sıralama takip etmek aklına gelmiyor.Tarih yazarken referans ve kaynak ne kadar önemli ise,kronolojik sıralama da o kadar önemlidir.(yoksa bir yazarın bu kitap hakkında dediği gibi ''Deli kızın bohçası gibi'' lafını duymazdan gelemezsin ;)

    -- Velhasılı kelam Sayın ÖZDİL kitapda hem eksiğin,hem fazlan (yanlış bazda) çok!Açık konuşayım merak ettim ben,sen bu kitabı bitirdiğinde koştura koştura yayınevinemi gittin,yoksa önce sakin kafa ile oturup bir hatta bir kaç kez kitabını kendin okudunmu?

    -- Bu bir tarih kitabı değil,Biyografi değil:köşe yazısı formatında,referans kaynak belirtilmeden,kronolojik sıralama takip edilmeden,hiçbir Metadolojiye uyulmadan,bilgilerin doğruluğu şüpheli olan ve ATA'yı rencide edici,artı isteyenler tarafından kolayca suistimal edilmeye son derece müsait cümleleri yanyana getirip tarih kitabı,heleki ATA'yı anlatan bir tarih kitabı yazılmaz!

    Kusura bakmayın arkadaşlar,dedim ya bunlar benim düşüncelerim ve yazmadığım bir kaç madde daha var aslında ama YAZMAYACAĞIM!Yazının başında demiştim ya şu yaş aralığı için iyidir okutulmalı,ondan da VAZGEÇTİM!Bu kitap hiçbir yaş aralığına hitap etmiyor.Yanlışlar var,eksikler var,olmayanlar var,yanlış fazlalar var.Tamam diyelimki okuruz Kaynakçalarla,dipnotlarla,açıklamalarla doldurulmuş bir ATA biyografisini okumak sıkıcı gelebilir,okumak zor olabilir,bu kitap bu değerlendirmede doğru yazılmış olabilirmi?OLAMAZ!!

    Sayın Yılmaz ÖZDİL düşünüyorum da bizim belki de M.Kemal'i tanımaya değil,Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü tanımaya,onu içselleştirmeye,öğrenmeye ve öğretmeye ihtiyacımız vardır.Muhtemelen çocuklarımızında buna ihtiyacı olacak çünkü Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK hiçbir şekil de ayrılamaz,ayrı incelenemez,ayrı görülemez,ayrı düşünülemez.hayal kırıklığı ve rahatsızlık yaratır bu.Kaynak referans göstermeden ve bölünen bir ATA biyografisi ne kadar samimi olabilir?Doğruluğuna ne kadar güvenilebilir?Ne kadar hoşgörü gösterilebilir?Ne kadar kabul edilebilir?

    Eksikleriniz var Sayın ÖZDİL!İstiklal Mahkemeleri hakkındaZübeyde Ana hakkında,
    Latife Hanım hakkında,Makbule Hanım hakkında,Cemal Granada hakkında,Topal Osman hakkında hatta ve hatta Köpeği Foks hakkında bile EKSİKLERİNİZ VAR!!Bence ne yapman gerekirdi biliyormusun?Referans ve kaynak koyup bu eksiklikleri bizim tamamlamamıza izin vermen gerekiyordu.
    Gelelim Darüşşafaka'ya ilk duyuru 'Kitabın geliri Darüşşafaka'ya bağışlanacak'
    sonra,'Kitabın gelirinin büyük kısmı (oda ne demekse) Darişşafaka'ya bağışlanacak'
    sonra,'Kitabın gelirinin %10'u Darüşşafaka'ya bağışlanacak'
    şimdi : Sesde yok,açıklama yapılmalıydı...


    Bugün itibarı ile kitabın tam satış rakamını bilmemekle birlikte bir hafta kadar önce 2.000.000 (İki Milyon) civarları olduğunu okumuştum (gelirini hesaplayınız)Güzel bir zamanlama da Güzel bir emeklilik ikramiyesi.Kitap hakkında yazılan çizilenler,yapılan reklam kampanyalarında kullanılan cümleler ve Sayın ÖZDİL'in söylemleri nedense uğraşsamda bana samimi gelmiyor bir türlü...ÖNYARGI mı?Tabi ki önyargılıyım!Bu kitabın düzeltilmesi,ekleme ve çıkarımlar yapılması,referans ve kaynak kullanılması ve bu kitabın okurlarına bir özür yazısı ile tekrar sunulması gerektiğini düşünüyorum.

    Bu kitaba yazılacak o kadar çok şey var ki,inanın bu yazı yazmak istediğimin 1/4'ü bile değil.Tekrar söylüyorum:Bu İnceleme/Yorumdaki bütün fikirler benim,bana özel,her nasıl ben sizin yorumlarınıza saygı ile yaklaştıysam aynı saygıyı beklemek hakkımdır diye düşünüyorum.Bu platformlar bunun için var.Fikir ve bilgi paylaşımı için.hepimizde aynı düşünce de olmak zorunda değiliz.

    Okuyan arkadaşlar hepinize çok çok teşekkür ederim.Yorumlarınızada şimdiden beğeni bırakıp yorumla cevap veremezsem kusuruma bakmayın.Bu yazı ile kitap hakkındaki görüş ve düşüncelerimi bildirip konuyu kapatıyorum.

    Bu İnceleme/Yorum yazısı net destekli okunan kitap için yine net destekli yazıldı.Bahse konu olan bir çok şeyi okurken bende kaçırırdım ancak bu kitap için özel bir zaman ayrıldı emin olun.

    Arkadaşlar ATA'nın kendisinin tuttuğu 32 Not defteri var ancak bunların sadece 12 tanesi halka açık ve yayınlandı,diğerleri arşivlerde bekliyor.O not defterlerinin tamamı açıklanmadan hiç ama hiç kimse ''Bilmediğiniz ATA'yı her yönüyle anlatıyorum'' cümlesini kullanamaz!Kimsenin böyle bir lüksü yok!Hele ki ATA'yı tam da bu kitapda olduğu gibi desteksiz,kaynaksız,açıklamasız,doğruluğu şüphe götürür ve istismara açık bir şekli de lanse etmeye hiç kimsenin hakkı yok!

    OKUDUM!ÖZDİLSEN'DEN MASALLARI OKUDUM!ELLERİNE SAĞLIK...

    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK bütünüyle ele alınmalı,bir masal olmamalı,hakettiği şekilde ve ciddiyetle anlatılmalı.BİR TARİH YAZILMALI!Sayın Yılmaz ÖZDİL'in bu kitabı bu şekilde yazıp,o sözlerle lanse etmeye hakkı olmadığı kadar,bu kitabın okurununda ''O kadar güzel yazılmış ki,her satırını duygu yoğunluğu içinde,gözlerim dolarak okudum.Bu yüzden hiçbir eksikliği ve yanlışlığı gözüm görmedi,dikkat etmeyi önesemedim'' deme hakkıda yoktur.

    SAYGILAR...(Hem Yılmaz ÖZDİL'e,hem de bu kitabın okurlarına)
    SON SÖZ:
    ---------------------------------------
    Rahmetli Turgut ÖZAKMAN'ın Mustafa ( Can DÜNDAR) filmi için söylemiş olduğu sözleri hatırlatma gereğini duyuyorum.Lütfen araştırınız....
    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Günler Dilerim.Teşekkür Ederim...
  • 262 syf.
    ·Puan vermedi
    Daha önce bu yazımda #36743054 Katalonta'ya Selamı okurken aklıma Malraux'un Umutu gelecek ve Orwell'i küçümseyeceğim gibi bir laf etmiştim.Lafımı geri alıyorum,saygılar Orwell ya da Blair.Umut'un yeri çok ayrı o başka ama iç savaşta siyasi çekişmeleri anlamam bu kitap sayesinde oldu.Şimdi yazacaklarım çok sıkıcı şeyler önerim hiç okunmaması yönünde,tamamen kendimi aydınlatmak için yazacağım.
    Ortak düşman Franco mu? Görünürde öyle fakat uygulamada bir düşman daha var "Devrim" Franco karşıtı grupların en güçlüsü P.S.U.C.yani koministler,ayrıca yanlarına esnaf,memur zengin köylüleride alarak önemli olanın savaşı kazanmak olduğunu savunuyorlar,devrim savaşı kazandıktan sonra konuşulacak bir şey.Ki bu daha sonra lafı tüm daha sonralarda olduğu gibi kandırmacadır,devrim işlerine gelmiyor çünkü.
    P.O.U.M
    Devrime inanan İşçilerin dahil olduğu grup,hiyerarşi yok,generalle er aynı seviyede,aynı yemeği yeyip aynı yerde yatıyorlar.Devrimle savaşı ayıramazsınızı savunuyorlar ki bence haklılar.işçiler ve anarşistler bu grubun başlıca güçleri.Zamanla iki güçlü grup çatışmaya başlıyor, p.s.u.c ve p.o.u.m yani,güçlü olan psuc mevki,toprak vb.şeylerin ağırlığıyla taraftarlarını arttırıyor,anarşistler neredeyse silahsızlandırılıyor,o kadar ki Franco şunları kesip biçsede bir kaç ağıt yakıp işimize baksak der gibiler.Rusya koministlerden yana çünkü Fransayla müttefik Fransanın son isteyeceği şey Devrimci bir komşu,Fas'da devrim dışı bir cumhuriyetin kurulmasından yana,İngiltere'nin epeyi bir parası var İspanyada,devrime yedirmek istemiyor bu paralarını,dolayısıyla ingilterede devrime karşı.Franco ise bu durumdan mutlu tabiki ,Madridi ayaklarının altına almak için gün sayıyor.

    Aragon (yine mi Aragon bu Louis olanı değil ,neyse)bölgesinde onbin kişilik milis grubu şans eseri hemen hemen aynı kafaya sahip adamlardan kurulu,Orwell de onlardan biri.Yerel bir sosyalizm içinde yaşıyorlar,belki açlar,açıktalar,fareler tarafından kemiriliyorlar ama eşitler...Belki her gün uyandıkları yeni güne lanet ediyorlar ama bu guruptan sağ kalanlar yıllar sonra hayatlarının en güzel anlarını bu cephede geçirdiklerini söyleyeceklerdir,hiyerarşisiz bir topluluk,para hırsı yok,patron yok,komutan yok,yemek az ama eşit,sigara bile eşit,tiryakilik seviyesine göre değil herkese eşit dağıtılıyor ,ah bu sigara ne zaman bir savaş romanı okusam sigaraya yeniden başlıyorum.Orwell de yırtik postallarıyla çorapsız olarak cephede dolaşırken,gecenin bir vakti üç beş tane patates için metrelerce sürünürken lanet etmiş ama yaklaşık 4 ay süren cephe kariyeri onun için unutulmaz bir tecrübe olmuş.Sosyalizmin varolabileceğini-herkes karşı çıksada profösörler bir takım çok bilmişler ne kadar karşı çıksada ,sosyalizmin de bir çeşit kapitalizm olduğunu savunsalarda- bu cephede görmüş ve ömrü boyunca etkisinden kurtulamamış.
    Kendi askerlik dönemim geliyor aklıma, komutanlardan it gibi korkardık orası ayrı ama eşittik sanki,ne kadar eşit olabiliyorsak o kadar eşittik işte,disiplin sınırsızdı ama belimize kadar karın içindeyken hep beraber üşürdük,Merzifonlu Devran borazan gibi sesiyle günaydın lan derken hepimiz küfrederdik,Devran küfürü yemezse işini tam yapmıyor demekti.Her gece başka bir koğuş nöbetçisi olurdu ama bizi hep Devran uyandırırdı,nedenini hala bilemem.Uyanmazdık ,hep birlikte ısrarla uyurduk, hayatımız kaymıştı nasıl olsa,kahvaltı etmesekde olur,kahvaltı dediğin demir tasa yapışmış donmus patatesle taş gibi ekmek değil mi sonuçta.Hayvan adam Ramazan palaskayla suratımıza suratimiza vurmayı şaka olarak tanımlamıştı,en manyağımız dahil hepimize vururdu ama kimse laf etmezdi şakaydı sonuçta ve istisnası yoktu, adam Hayvan Adamdı ve hepimize eşit sayıda vururdu sonuçta. Palaska darbesi çok acıtır ama eşitse o kadar da acıtmaz demek istiyorum.Ölmek acıtır ama ölüm şartlarımız aynıysa çok da acıtmaz demenin acemi askercesi yani.Ne demek istiyorum, bizim zamanımızdaki askerlik eşitlik üzerine mi kuruluydu? Korkunç bir ast üst ilişkisi vardı,vardı ama rahatsız olmazdık,geberip gidecektik hepimiz sonuçta bu ölüm duygusu hepimizin içindeydi ve hepimiz,komutanlar dahil bu buz cehenneminden paçayı kurtaracağımız konusunda umutlu değildik,bu umutsuzluk bizi kardeşliğe yaklaştırmıştı,teğmen ve binbaşı dahil hepimiz kardeşe yakın bir şey olmuştuk,şartlara küfredip dururduk elbette,dünyanın en şanssız insanları bizdik sanki ve hepimizin hayali aynıydı,sıcak bir oda,temiziz,bembeyaz bir yatak ve yastık sonrası derin bir uyku.Askerden sonra ,yıllar sonra bir şeyler dank eder kafamıza,hemen hemen hepsiyle konuştum,biz aslında hayatımızın en mutlu günlerini askerdeyken geçirmiştik ama haberimiz yoktu bundan,kendimizi cehennemde sanan cennetliklerdik biz.Askerde kimse kimseyi küçümsemez,küçümser derse yalan söyler,kimse kimsenin aklını geliştirmez ,cahil cühela adamları etkiledim ,düşünce yapısını değiştirdim diyen yalanın kuyruklusunu söyler,yalan söylemiyorsa askerlik filan yapmamıştır zaten.Askerde sadece bir şey öğrenilir ya da öğretilir; kardeş olmak! Gerisi yalan dolandır.Kardeş edinmeden terhis olanlarsa farkında değillerdir ama çok şey kaybetmişlerdir.Onbeşbin TL karşılığında olası kardeşlerini satanlaraysa lafım yok.Sami kardeşim, bu kardeşin seni düşünüyor,ölene kadarda bir telefon uzağında olacak.Hayvan Adam,ne zaman iki metrelik bir kar yığını görsem üstüne çıkar Hayvan Adam yazarım,nereden baksan görürsün o kadar kocaman yazarım.Kardeşlik sayesinde gelen ölümler ve kardeşlik sayesinde gelen kurtuluşlar.Ölen askerleri kardeşlik öldürdü kalanlarıysa kardeşlik kurtardı.En güzel ölüm ve en güzel kurtuluşla.Selamlar hepsine.

    Nereye bağlayacağım konuyu,pek bağlayacak halim kalmasada bir yerlere bağlamalıyım.Her şey hakkında çok atıp tuttuk her şeyi bildik herkesi etkilemeye çalıştık ,sinir bozucu şeyler yazdık ve okuduk,sinir bozucu olduğunu bilmeyerek,bazı şeyleri çok kolay söyledik(benim Orwell i küçümseyeceğim demem gibi) biz kim oluyoruz da bu kadar kolay atıp tutabiliyoruz,üç beş kitap okuduk mu felsefenin içinden geçtiğimizi sanıyoruz,basit insanlar olduğumuzu,bir halta yaramadığımızı,esasen kendimize bile bir faydamız yokken büyük büyük laflar ettiğimizi görmüyoruz,"çok bilmiş" olmayı erdem sayıyoruz ama bunun aslında korkunç bir kusur olduğunu bilmiyoruz,aynı tastan yemek yediğimiz arkadaşımızı engin düşüncelerimizle "adam etmeyi" övünerek anlatırken iğrençleştiğimizi görmüyor muyuz? Askerlik denilen şeyi "çalışacak adamı,en verimli çağında salakça bir göreve çağırmaya" indirgeyerek neyi amaçlıyoruz,askerliğini doğru düzgün yapan bir genç,bu kısacık zamanda kendini olağanüstü bir şekilde keşfeder,neleri yapabileceğini görür,bu paha biçilmezdir,çok değil sadece bir tane bile kardeş kazansa bu ömrünün 20 yıllık çalışmasına bedeldir.Kitabımızla ne ilgisi var şimdi bu dediklerimin,askerliği şiddet olarak görmek,ne bileyim en basiti bir tüfeği söküp yeniden takmasını bilmemek olası bir savaşta ölüm demektir,sadece kendi ölümü değil tüm ailesinin ölümü,silah söküp takmak için kaybedecek zamanı olmayanlara sözüm,ne yapmaya vaktiniz var,yarın öbürgün mecbur kalırsan bu nasıl çalışıyor diye sorduğunda öldün demektir ,askerlikle oynamayalım,bedellisi bedelsizi uzunu kısası...Mayamızda askerlik varken ,bu ülke evlatlarının yaptığı en iyi şeyi hemde tüm dünyadaki herkesten daha iyi yapabildiği belkide tek şeyi ellerinden almakla neyi amaçlıyor olabiliriz.Yine kitabı bağlayamadım,tekrar deneyeceğim.Sen kalk İngiltereden gel İspanya'ya hemde kendi ülken içten içe karşı tarafı desteklerken yap bunu,niye yaparsın böyle bir şeyi,Katalonya'ya selamı neden çakarsın,tahmin etmek zor değil,kardeşlik için tabiki,4 ay aç susuz ,kir pas içinde ne zaman öleceğini bilmeden sıcak yatağından kalkıp geliyorsan kardeşlik için yaparsın bunu başka bir şey için değil,savaşlar ve asker olmak insana nasıl kardeş olunur onu öğretir,hayatta kalmayı filan geçin.Barselona savaştan biraz uzak kalması sebebiyle,savaşın,yoldaşlığın etkisi yavaş yavaş etkisini kaybedince,isçi tulumları görünmez olur,şık giyimli insanlar caddelerde dolaşmaya başlar,lüks otellerde parası olan herkese sınırsız yiyecek vardır,Madridte çocuklar yiyecek ekmek bulamazken Bardelonada şişko şişko adamlar bıldırcın yerler,bu nedendir.Savaşın olduğu Madrid te insanlar daha gerçektir daha eşittir ve daha kardeştir.Tepenizde sürekli uçan kurşunlar görüyorsanız paraya olan ihtiyaç pek akla gelmez.Malraux İspanya'da sigara ikramı paket uzatılarak yapılmaz demişti,pek anlam verememiştim,şimdi anlıyorum.Tütün Faroe Adalarinda üretiluyor oda Franconun elinde,dışardan tütün getirtmekse yasak,paralar yiyecek ve cephane için kullanilmali,tütüne verilecek para yok.Sigara kıtlığibda elbette paketle ikram edilmez bir tane çıkarılır verilir o kadar.Biri paket uzatıyorsa onun devrim karşıtı olduğundan şüphe etmek komik bir düşünce olmasa gerek,Malraux bunu anlatmak istemiş galiba.Diyeceğim şu,iki saattir kıvranıyorum,gurbet,sıla özlemi,can korkusu,iki nöbetçiye güvenerek çekilen tatlı uykular,konserve kutular.Bir erkek,en güzel uykusunu askerdeyken uyumuştur,en lezzetli gelen yemeğini askerde yemiştir,en güzel çayını askerde içmiştir,özlemin en derinini oradayken tatmıştır,en anlamlı telefon görüşmesini oradayken yapmıştır.Askerlik bitincede aynı çocuk değildir artık,ömür boyu sürecek kardeşlikler edinmiştir.Bu fırsatı üstüne birde para vererek tepmek garibime gidiyor yeri gelmişken söyleyeyim dedim,söyleyeceklerim bu kadar,kitaba geri dönersek,aslında kitaptan hiç çıkmadık desem yalan söylemiş olmam.Orwell savaş karşıtı bir roman yazmamış,onu destekliyor mu,bunu söyleyemem,çare arıyor ve bunu savaşta buluyor; kardeş olabilmenin çaresi...
  • 100 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Hayat
    Ölüm
    Başarılar
    Acı, Sevinç
    Mutluluk
    Sevgi
    Yalan.....
    Liste bu şekilde uzayıp gidebilir. Hayatımız cok başarılı bir şekilde yolunda giderken, adım adım zirveye ulaşırken karnımızın sol tarafında bir ağrı duyarız ve doktora başvururuz. Onlar sordukları sorularla bizi bunaltırlarken tek istediğimiz hemen ağrımızı geçirtecek bir tedavi vermeleridir. Bunlar olup biterken ağrımız devam ettiği için çevremizdeki hiçbir şey umrumuzda olmaz.

    Çevremizi gözden geçirmeye başlarız. Hayatı doğru mu yaşadık, her şeyin böyle mi olması gerekiyordu? Etrafımızdakiler bize gerçekten acıdıkları için mi böyle davranıyor, yoksa acıları da mı yalandan? Neden sadece çektiğimiz fiziksel acıya odaklanıyorlar? Neden ruhsal acımızı da ciddiye almıyorlar? Neden sadece doktorların ne düşündüğü önemli bir hasta için? Hastaya sorması gerekmez mi acısını dindirmek için başka ne yapabiliriz diye? Tedaviyi reddettiğimizde niye ısrarla ilaç vermeye çalışıyorlar? Rahatça ölemecek miyiz?
    ........
    Bu listede böyle uzuyor gidiyor kitabı okurken. Tolstoy kitabında baş karakterin gözünden bu soruları sormanıza vesile oluyor. Cevapları kişiden kişiye değişir tabiki. Biz İvan İlyiç' e gelelim..

    İvan İlyiç Hukuk Fakültesi'ni bitirmiş ve mesleğe başladığı günden beri çok iyi bir şekilde başarının merdivenlerini tırmanır. Bu sırada evlenir ve çocukları da olur. Her şey yolunda giderken kariyerinde çok iyi bir yerdeyken karnının sol tarafında bir ağrıyla doktora başvurur. Doktor doktor gezer bir nevi ağrısına çare bulsunlar diye. Ama ne koydukları teşhis ne de verdikleri tedavi onu tatmin etmez. Tedaviye uysa ve iyileşeceğine inansa bile bir türlü ağrıları geçmez. Eşinin, çocuğunun etrafındaki diger tüm insanların onlara gösterdikleri acı yalan gelir. Bir tek Gerasim' in ona acıması onu mutlu eder.

    Birinin bize acıması bizi neden mutlu etsin ki diyebiliriz hepimiz. Ama İvan İlyic gibi çevremizdeki insanların acıları yalandan olduğunda bir kişinin gerçekten acıdığı için ona iyilik yapıyor olması onu mutlu eder. Tek istediği şey ağrılarının dinmesi olan bir adamın bundan mutlu olmasına kitabı okurken hak veriyorsunuz zaten. Sayfa 75-77 arasında bunu çok güzel açıklıyor. Ölüm eşiğindeyken bir adamın ruh halini, neler hissettiğini çok güzel anlatmış Tolstoy. Ya da öyle bir durumda biz ne isteriz hepsini sorguluyorsunuz. Çok yoğun bir edebi dili olmasa da konusu açısından bir çırpıda okunabilecek ama sizi etkisinde bırakalabilecek bir kitap. Mutlaka okuyun derim!!


    Sağlıkca kalın sevgili kitap severler :))