• 512 syf.
    ·5 günde·Beğendi
    Zafer 35 yaşında, çok yakışıklı ve başarılı bir beyin cerrahı. Ortağı Cengiz ile bir hastanenin sahibi. Buz gibi, suratsız, huysuz ve çekilmez bir adam. 

    Zeynep 23 yaşında, çok güzel ve eğlenceli iç mimarlık okuyan pırıl pırıl, hayat dolu bir kız. 

    Zafer ortağı Cengiz'in kızının düğününe katılır ve mecbur olmasa bir dakika bile orada durmak istemez. Takıyı taktığı gibi düğünden ayrılır. Önünde uzun bir yol vardır, evine dönmek için. Yolda aracı arıza uyarısı verdiği için inip kontrol eder ve araca binerken bir karaltı görür. Önce bu karaltının bir erkek olduğunu düşünür ama yaklaştıkça genç bir kız olduğunu görür. 

    Zeynep okuldaki hocasına aşık olup onunla birlikte olur ve hamile kalır. Bebeğin babası ikisine de sahip çıkmaz ve bebekten kurtulmasını ister. Zeynep'in de başka çaresi olmadığı için ailesinin yanına gelir ve evde biriktirdiği paraları alıp, bebekten kurtulmak ister ama ailesi Zeynep'in hamile olduğunu öğrenir. 

    Zeynep ailesi tarafından dövülüp, evden yalın ayak kovulur. Çaresizce yolda yürürken bir araç görür ve ondan yardım ister. Bu aracın onu istediği yere kadar götürebileceğini düşünür. 

    Zafer kızı önce dilenci sandığı için aracına almak istemez ve para uzatır. Zeynep dilenci olmadığını sadece anayola kadar kendisini bırakmasını ister ama Zafer kabul etmez ve yoluna devam eder. İleride bir benzinlik  görür ve aracın arızasını tekrar kontrol etmek ister. Aracıyla ilgilenirken aynı kızın çıplak ayak yürüdüğünü fark eder.

    Normalde kimseyi umursamayan Zafer, yalnız başına, gece yarısı tenha bir yolda yürüyen bu kızı o halde bırakmak istemez. Bu yolda başına bir iş geleceğini bilir. Arızayı hallettikten sonra yolda kızı aracına alır. Zafer kızı istediği yerde indirip yoluna devam etmek ister ama olaylar hiç istediği gibi ilerlemez. Kız resmen başına kalır. Vicdanına yenilip onu ailesi gibi yarı yolda bırakmak istemez ve Zeynep'e sahip çıkar. Peki bu iki zıt karakter birbirine iyi gelecek midir?


    Yine harika bir FMArsal kitabı daha biter. Her çıkan kitabını okurum diyenlerdenseniz bu kitaba da bayılacaksınız. 
    Ben her ne kadar suratsız bir adam olsada Zafer'in vicdanına ve Zeynep'e sahip çıkmasına, onun için yaptıklarına bayıldım. Zeynep'in,  Zafer'in tek düze hayatına renk getirmesi ve hayatındaki tüm zorluklara rağmen neşe saçabilmesi çok güzeldi. Yine masal tadında ve göz açıp kapayana kadar biten bir kitap oldu. 

    Ve bu kitapta eski kitap karakterlerini görmek çok hoşuma gitti. Hepsini özlemişim resmen ve lütfen Karmen karakteri de kitap olsun diyorum. Hep başarılı ve tehlikeli erkek karakterler görüyorduk ve Karmen çok güçlü bir kadın karakter olarak çıktı bu kitapta karşımıza.

    Sizin en sevdiğiniz Fatih Murat Arsal kitabı hangisi? 

    Ben hala Yalnız Gözlerin İçin favorim diyorum...

    Bir başka kitapta görüşmek üzere.

    Herkese keyifli okumalar. 
  • "Ben de gitmeli ve kendi kadınımı bulmalıyım! Yoksa tüm ömrümü boşuna geçirmiş olacağım!"diye düşünüyordu.
    Rabindranath Tagore
    Sayfa 543 - Dorlion yayınları
  • Gülüşümüz gözyaşımızdan daha acıdır; tam ıstırap içindeki büyük Ruh'a güldüğümüz anda, yalnız küçük hesap düşkünlerini yücelten, bonkör maceraperestlerin yolda kaldığı bu hayatın ne kadar çekilmez olduğunu derinden anlarız...
    Nikos Kazancakis
    Sayfa 41 - Can Modern Yayınları
  • Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu
    O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
    Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
    Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
    Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer.
    Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
    O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
    Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
    Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer.
    Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
    Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
    O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
    Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
    Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
    Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
    Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
    Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
    Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
    Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse...
    Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

    Can Yücel
  • O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
    arkalarında doldurulması
    mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

    Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
    en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

    Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
    yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

    Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
    çalınan birinin kalbiyse eğer.

    Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
    insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

    O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
    hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

    Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
    kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

    Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
    öylesine delice bakmasalardı eğer.

    Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
    kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

    Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
    son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

    Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
    meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

    Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
    beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

    Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
    tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

    O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
    yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

    O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
    son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

    Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
    her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

    Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
    dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

    Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
    namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

    Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
    dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

    Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
    sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

    Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
    kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

    İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
    kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

    Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
    ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

    Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
    Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

    Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
    Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
    ya canım ellerini tutmak isterse...

    Evet Sevgili,
    Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
    kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
    mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!