ölümü en yakından tatmış biri ömrü boyunca bu izi taşır. en ufak bir sağlık sorununda dahi aklına gelen ilk şey ölümdür. paranoyak olarak adlandırabilir, belki.
bunun acısı bambaşka.
her yara iyileşir fakat yakınını toprağa vermiş birinin zihnindeki, kalbinizdeki acı geçmez. saniyeler ilerledikçe de bu acı katlanır. yıllar geçer, omuzlarınıza yük olur. hayatınıza yeni giren biri bunun hakkında konuşmaya başlayınca boğazınız düğümlenir, çeneniz kilitlenir, söyleyemezsiniz, anlatamazsınız. korkarsınız. "beni bu acımdan vurursa" diye düşünmekten kendinizi alıkoyamazsınız. bu sebepten hayatınıza birini katmaktan kaçarsınız.
sessiz kalmak zorundasınız.
kimse sizi anlamayacak.
"haya devam ediyor, seni yukarıdan izliyor" gibi aptalca cümleler ile size teselli vermeye çalışacaklar.
daha da canınız yanacak. çünkü insanlar patavatsız. kendileri bununla sınanmadığı için ne hissettirdiğini bilmeyecekler.
kendinizi eksik hissedeceksiniz. bu eksikliği giderecek bir şey yok. neyi denerseniz deneyin özünüze, acınıza döneceksiniz. bu da sizi siz yapan şey olur belki ama kim bir yara ile sonsuza kadar yaşamayı ister? hem de küçücük şeyin bile o yarayı kanatacağı, zaman geçtikçe büyüyecek bir yarayı.
özleyeceksiniz, çaresizce. kimse yok yanınızda. sana sizden başka kimse yardım edemez. buna sizin de gücünüz yetmez. karakteriniz de bu acının üzerine inşa edilir.
hele ki küçük yaşta kaybettiyseniz o kişiyi, tek kaybettiğiniz o olmaz. kendinizi de kaybetmişsinizdir. yıllar boyu çabalarsınız. kendinizi bulmayı, kendinizle barışmayı. fakat çoktan esas benliğiniz de o kişi ile birlikte toprağın altındadır.