• Uğruna 1188 sayfalık (Sonrası Kalır I-II) Edip Cansever külliyatı okuduğum ‘Mendilimde Kan Sesleri’ şiirini kendimce incelemek, yorumlamak, size de benim gözümle göstermek istiyorum. (Kaç kişi okur bilmem ama.) Bu cümlemden diğer şiirleri sevmedim, onun hatırına okudum gibi bir anlam çıkmasın; bahsettiğim şiir benim yıllaaar önce okuduğum ilk Edip Cansever şiiriydi. O çocukluk saflığımın verdiği sağduyuyla ve Yeşilçam filmlerinin de etkisiyle sanırım mendildeki kan, hastalanıp mendiline kan öksüren anneleri çağrıştırmıştı bana. Bir mendil niye kanar niye buna çare bulamıyoruz Ahmet abi serzenişi de, insan bunu böyle nasıl anlatabilir hayranlığı uyandırmıştı o yaşımda. Hem bu ilk etki hem de zamanla daha iyi anlamamdandır ki ben bu şiire vurgunum, tabi ki diğer şiirleri de ilgiyle okudum. Fakat kendimi bütün kitabı inceleyecek düzeyde yetkin görmüyorum, hal böyle olunca da bunu bir inceleme olarak paylaşmayı doğru bulmadım. Bağımsız bir ileti olması üzere şiirimizle başlayalım.

    Mendilimde Kan Sesleri
    Her yere yetişilir
    Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
    Çocuğum beni bağışla
    Ahmet Abi sen de bağışla
    Boynu bükük duruyorsam eğer
    İçimden öyle geldiği için değil
    Ama hiç değil
    Ah güzel Ahmet abim benim
    İnsan yaşadığı yere benzer
    O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
    Suyunda yüzen balığa
    Toprağını iten çiçeğe
    Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
    Konya’nın beyaz
    Antep’in kırmızı düzlüğüne benzer
    Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
    Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
    Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
    Öylesine benzer ki
    Ve avlularına
    (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
    Ve sözlerine
    (Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
    Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
    Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
    Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
    Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
    Minibüslerine, gecekondularına
    Hasretine, yalanına benzer
    Anısı ıssızlıktır
    Acısı bilincidir
    Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
    Gülemiyorsun ya, gülmek
    Bir halk gülüyorsa gülmektir
    Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
    Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
    Dirseğin iskemleye dayalı
    -- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
    Cıgara paketinde yazılar resimler
    Resimler: cezaevleri
    Resimler: özlem
    Resimler: eskidenberi
    Ve bir kaşın yukarı kalkık
    Sevmen acele
    Dostluğun çabuk
    Bakıyorum da simdi
    O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
    Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
    Biz eskiden seninle
    İstasyonları dolaşırdık bir bir
    O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
    Nazilli kokardı
    Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
    Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
    Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
    Kadının ütülü patiskalardan bir teni
    Upuzun boynu
    Kirpikleri
    Ve sana Ahmet Abi
    Uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
    Sofranı kurardı
    Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
    Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
    Çocuklar doğururdu
    Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
    O çocuklar büyüyecek
    O çocuklar büyüyecek
    O çocuklar...
    Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
    Umudu dürt
    Umutsuzluğu yatıştır
    Diyeceğim şu ki
    Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
    Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
    Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
    Çocuklar, kadınlar, erkekler
    Trenler tıklım tıklım
    Trenler cepheye giden trenler gibi
    İşçiler
    Almanya yolcusu işçiler
    Kadınlar
    Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
    Ellerinde bavullar, fileler
    Kolonyalar, su şişeleri, paketler
    Onlar ki, hepsi
    Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
    Ah güzel Ahmet Abim benim
    Gördün mü bak
    Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
    Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
    Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
    Gelse de
    Öyle sürekli değil
    Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
    O kadar çabuk
    O kadar kısa
    İşte o kadar.
    Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
    Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
    Mendilimde kan sesleri.

    Sanırım ilk olarak şair hangi yıllarda yaşamış ve bu şiir nasıl bir dönemde yazılmış bunu bilmeliyiz ki şartlara göre yerinde bir değerlendirme yapabilelim. Edip Cansever 1928-1986 yılları arasında yürümüş dünya yolunu. Tarihlere bakılınca anlaşılacağı üzere taşlı, dikenli bir yol olduğuna şüphe yok. Zaten bu yolun başlangıcı Hitler faşizmi, büyük Amerikan krizi, Sovyetlerde Stalin yönetimi, Uzak Doğu’da Japon militarizmiyle aynı zamanlara rastlar. Daha yerel bakacak olursak şair 60 darbesi başta olmak üzere Cumhuriyet tarihinin bütün darbelerine şahitlik etmiştir. Bu yangın yerindeki yaşam belirlemiştir şiir zihniyetini ve kaleminden de böyle dramatik şiirler dökülmüştür.

    İnsan yaşadığı yere benzer diyor. Vatanının taşına, toprağına, balığına, ağacına, denizine… Zaten şöyle bir bakınca bir insanın hangi yöreden olduğunu az çok kestirmez miyiz? Her insan memleketinden izler taşımaz mı? Bu topraklar kendi acısını da sevincini de insanın yüzüne yansıtmıyor mu bir biçimde? Bu yansımanın umutsuzluğuyla, karamsarlığıyla başlar şiir, insanların birbirine hasretiyle, söylemek zorunda kaldığı yalanlarla. Bu coğrafyanın ‘anısı ıssızlıktır acısı bilincidir’. Halkın kendini yaralayan bıçağı kuruyan gözyaşlarıdır. Gülemiyorsun, çünkü gülmek birlikte güldüğünde gülmektir Ahmet abi. Peki ya sen kimsin Ahmet abi? Edip Cansever’in Ahmet abisi TKP’den tanıdığı Ahmet Gayretli’dir. Şair Ahmet abisi nezdinde bütün bir memlekete seslenmektedir, çünkü Ahmet abiyi de Türkiye’ye benzetmektedir.

    Cezaevleri anlamına gelen, özlemin el kadarcık kağıda yansıması olan resimlerden bahsedilir. Sevgiye olan açlıktan ileri gelen acele sevmeler, başını koyacak bir omuz arayışından kaynaklanan çabuk kurulan dostluklar vardır. Zaten doya doya sevmelere, uzun uzun dostluklara da vakit yoktur. Hep bir yerlere yetişmek, bir şeylerden kaçmak, birilerinden saklanmak gereklidir. Zamanın nasıl da değiştiğinden şikayet edilir. Ve bir kadının hayali kurulur. Doğuracağı çocuklarla karanlıkları aydınlıklara çıkaracak biricik umudumuza sahip bir kadının. Şiirde hakim olan umutsuzluk burada artık bir umuda dönüşmektedir. Şair Ahmet abinin, halkın içindeki umudu dürtmektedir.

    Trenler, işsizlikten, yoksulluktan mütevellit Almanya’ya çalışmaya giden işçileri de alıp yok olan trenler... Yanlış yerlerde büyüyen tutsak ağaçlar der şair, kendi toprağında büyüyemeyip başka bahçelerde büyümek zorunda kalan tutsak ağaçlara benzetir gurbetçi işçilerini, onların yollarını gözleyen eşlerini, sokaklarda olması gerekirken darağacında olan fidanları, evlerinde olması gerekirken hapishanelerde olan gençleri. Bu böyledir çünkü memleket de toplandıktan sonra çöplerin, artıkların, çürük meyve sebze atıklarının etrafa saçıldığı bir pazar yeri gibidir. O dönemin insanları karmaşaya, yıkıma, hüsrana o kadar alışmıştır ki hüzünlenmek bile gelmez içlerinden. Gelse bile bu hüzün bir caz müziği kadar geçicidir zira yerini hemen bir yenisi almaktadır.
    Ve can alıcı soruyla kapanış yapılır, şair sorar diş kanar, tırnak kanar ama ey memleketim ya sen nasıl böyle kanıyorsun? Seni kimler, niye kanatır? Şöyle bir düşündüğümüzde zaman ve mekan fark etmeksizin kadın cinayetleri, töre cinayetleri, terör katliamları, siyasi cinayetler ve suikastlar, intiharlara verilen sebebiyetler, açlık, imkansızlıktan tedavi edilemeyen hastalılar, öfke cinayetleri, hayvanları keyif için öldürmek gibi birçok yolla sürekli kan akıtılmıyor mu bu topraklarda?

    Mendildeki kan ayrıca veremi de simgelemektedir. 1940’tan sonra yükselen bir verem grafiği vardır memlekette. İnce hastalık denilen verem de ince ince kanatmıştır mendilleri.

    Erdal Öz “Her dizesi kanıma işledi. Kaç kez okudum, kaç kez düşündüm üzerinde. (…) Darmadağın edilen gencecik insanlar adına yazılmış müthiş bir ağıt bu şiir. (…) Bu şiir kadar güzel bir öykü yazmak isterdim.” demiştir. Bildiğim kadarıyla Gülün Solduğu Akşam kitabında da bir bölüme şiirin adını vermiştir.

    Sıradanlığın böylesine içten ve sade anlatımıdır bu şiirin başarısı. Umarım ben de kendimi ifade edebilme konusunda başarılı olmuşumdur. Sonuna kadar okuyan herkese teşekkürü bir borç bilirim. Çıkıştaki stantlardan Ahmet abi talep formu doldurmayı unutmayınız. Hepimizin bir Ahmet abiyle karşılaşması dileklerimle.
  • (Bedrettin Cömert'e)
    *
    Bak Bedri dinle beni,
    Dinle beni ikigözüm kardeşim
    Yücel diyor ki Bedri
    (kapı çaldı bi dakka
    ...................)
    Hayır Zeki değilmiş,
    Akın'mış gelen.
    Akın diyor ki Bedri,
    'Haltetmesin gelsin' diyor.
    'Gelsin de söyleşelim,
    dadılık bitsin' diyor.
    Kabarmış müzik damarı yine bizim Gürler'in.
    Dalgaların,durakların dumanını attırıyor
    Bağırıyor minör minör, barok dedikçe
    Ve gülüyor majör majör,
    dokundukça tellerine enformasyonun.
    *
    Bırak şimdi çalışmayı, Hacettepe'yi
    Kemal'i de yatır artik be kuzum,
    Yatsın kerata.
    Sen dünyanın en iyi,
    Sen dünyanın en doçent,
    Sen dünyanın en baba
    babasısın be Bedri.
    Bilmez miyim ben seni.!
    Bak şimdi dinle beni,
    Agostina kızmaz bana boş lafı bırak
    Hem kızacak ne var bunda be Bedri,
    Kadın değil, kumar değil be gözüm
    Biraz müzik,
    Biraz sanat,
    Biraz da laklak
    Hepsi bu.
    Geleceksin değil mi.?
    Geliyorsun değil mi.?
    Gelmelisin mutlaka.
    Bırak şimdi gülmeyi de 'evet' de.
    Hadi Bedri 'evet' de.
    Çok da güzel çay demledim tam senlik,
    vallahi çiçek gibi.
    Bir de güzel peynir var ki, harika.
    Bilmiyorum, ablan bulmuş,
    Kaçtan almış sormadım.
    Sormak neyi kurtarır ki be Bedri.!
    Sele gitmiş değirmenin,
    şakşağı mı aranır ki.!
    Ekonomi filan değil bu bizimkisi,
    Çürük yangın merdiveni be Bedri.
    Geliyorsun değil mi.?
    Geleceksin değil mi.?
    Gelmelisin mutlaka.!
    *
    Domates, yeşil biber, maydanoz,
    diri diri, kütür kütür
    tam senlik.
    Ekmek de taze Bedri,
    Ekmek de be kardeşim ekmek de.!
    Biz rakıya vuracağız besbelli.
    Sen çaya yumulursun.
    Ne yaparsın be Bedri,
    Arada bir çekmeden de olmuyor.
    Olmuyor be kardeşim olmuyor.!
    Şu dinine yandığımın dünyası,
    baka baka içine gözlerimizin,
    ediyorlar içine günlerimizin.
    Hidrojen sallasan gıkı çıkmıyor.
    Sabır kayası da, sabır kayası..
    *
    Hadi, hadi atla gel, bekletme bizi.
    Yücel'i bilmez misin be Bedri,
    Doktor değil mübarek,
    gecikmiş tanrı.
    Çay devirir bardak bardak, üstüne rakı.!
    Anlatırken sanırsın ki incesazdan Hüseyni,
    Ak gömleği geçirmesin sırtına, 'Hipokrat Andı'.
    Bir de bahar bahar gülmez mi sana,
    Al başını çık dağlara.
    Yücel'i bilmez misin be Bedri,
    safi tümör celladı.
    'Kızdırmasın, gelsin' diyor,
    'Bin kelleyi bir cidaya dizerim
    kızarsa beynim' diyor.
    Gürler'se çoktan yerleşti enformasyon füzesine,
    yıldızlar arasında mekik dokuyor.
    Yüreğimi çıkartmış koymuş masaya,
    beynimi çıkartmış koymuş masaya,
    insan denen karmaşığın dibini kurcalıyor.
    hayır hayır,
    buz koymuyor rakısına filozof doktor,
    DNA kullanıyor.
    Bana öyle geliyor ki azizim,
    DNA da az gelecek böyle giderse,
    bizimkinin hızına..
    Gürler'i bilmez misin be Bedri,
    alıyor da yüreğini insanın,
    yerine bülbül yerleştiriyor.
    Bu hekimsel coşkunluğa gülüyor Akın,
    'Allah be' diyor.
    Akın'ı bilmez misin be Bedri,
    simyacılık uzmanı,
    lokman çömezi.
    Yeni dönmüş dağlardan güneş kokuyor.
    Bol bol ot toplamış, keyfi yerinde
    'lokmancılık oynuyoruz aman be abi'
    deyip deyip emiyor aslan sütünü,
    anasonla koklaşıyor kadehinde.
    Of be, of be.!
    Amma da sakızlattık sözü be.!
    Pavez de senin olsun,
    Maronetti de..
    Hadi artık, bırak artık, bırak şu çalışmayı.
    Kant da kalsın bu gecelik,
    Sasür de,
    Della volpe de..
    Yahu bırak Kroçe' yi Bedri be
    Çaydanlıkta su kalmadı kardeşim,
    Bitirdi rakıları bu Doktor Gürler.
    *
    Alooo.!
    Sesin gelmiyor Bedri.!
    Kemal sen mi oynadın bu telefonla.?
    Banyoda mı baban yavrum,
    Dönmedi mi dedin daha,
    Dönmedi mi Beytepe'den.!
    Kemal yavrum, babanı istiyorum.
    Baban yavrum baban yok mu.?
    Baban Kemal,
    Baban yavrum,
    nerde babacan.?
    *
    bak Bedri dinle beni
    Akın diyor ki bedri
    alooo.?
    Yücel diyor ki
    aloooo.?
    Gürler diyor ki bedri
    aloo.?
    Sesin gelmiyor bedri
    Bedri sesin gelmiyor
    sustur şu gürültüyü
    sustur şu asansörü
    şu radyoyu, şu müziği
    şu kenti sustur Bedri.!
    *
    Alooooo.!
    Alooooo.!
    Kemal sen çık aradan.!
    Ergun oğlum baban nerede.?
    Ben Hüseyin, Agostina
    Agostina, ben Hüseyin.!
    Kuzum neden yoksunuz,
    Neden kimse konuşmuyor bu telefona.
    *
    Sıfırbirr dinle beni,
    Sıfırüç dinle beni,
    Heey ptt nerdesin.?
    Sıfıriki nerdesin,
    Bozukluk var nerdesin,
    Konuşmuyor nerdesin.?
    Sıfırsekiz, sıfırdokuz
    Ahmet, Mehmet, Roma, Berlin, Moskova,
    Ses vermiyor Ankara
    Ses vermiyor nerdesin.!
    Sen bakıver Gürler şuna,
    Sen bakıver Yücel şuna,
    Akın, şuna sen bakıver kardeşim,
    Ses vermiyor bütün dünya,
    Ses vermiyor nerdesin.!
    *
    Yoruldum be çocuklar.!
    Bunaldım bağırmaktan
    Kocaldım be çocuklar.!
    Unuttum neresiydi,
    Bilmiyorum nerdedir,
    Nasıldır bilmiyorum.
    Bir yerler vardır elbet,
    bildirin bir yerlere çocuklar.
    'Geceler bozuk' deyin,
    'Gündüzler bozuk' deyin,
    Yaşamak be çocuklar
    'yaşamak bozuk' deyin.
    Bildirin bir yerlere çocuklar,
    Aylara, yıldızlara, mars'lara, merih'lere
    bir bilen yok mu sorun,
    bir gören yok mu sorun,
    sorun Bedri kardeşi.!
    *
    Ne de güzel çay yapmıştım,
    Ne de güzel peynir vardı,
    Ekmek de taptazeydi..
    *
    (11.07.1979 - Ankara)
    *
    O akşam beş kişiydik orada / Biri Gürler İliçin'di biri O /Biri Yücel Kanpolat'tı, biri O / Biri Akın Çubukçu'ydu, biri O / Biri bendim, biri O.
    O akşam dört kişiydik orada / beşinci yoktu / Bedrettin yatıyordu
    Karşıyaka'da / Kurşun yemiş,karnı toktu.
  • KİTAP TAVSİYEM
    "SIR BENDE"
    "ÖZLEM BİNEL"
    ALINTILAR
    Onu sevmeyi ben seçtim.O ne olursa,nerede olursa,kiminle olursa olsun...Ben onu severek kendime hayalden bir hayat kurdum...
    Beni sırlamışlar.Ben bu Dünyaya seni bulmaya gelmişim.Ötesi yok...
    Âşıklar birbirini ezelden kokusundan tanırmış...
    Elif neydi vav neydi...Ha ve zal neydi...Tefsirin dışındaki anlamları,alfabenin sırları neydi...
    Allah affedicidir...Rahimdir Rahmandır...O sizi seviyor.Sadece O'nu ve sevdiklerini sevin istiyor.Allah,içinizde...
    Nerede mutlu olacaksan,orada ol...
    _Allah nerede?
    _Avuç içinde,baktığın her yerde,bende,sende,kuruyan dalda,yeşeren çimende,göklerde,arzın merkezinde.Ama herşeyden önce göğüskafesinin üstünde...
    Esvabın süsü,gönlünü kirletir...
    İnsan_ı Kamile varabilmek için önce hırs,haset ve şehvetten uzak durun...
    Bir bakış,bir insana nasıl bu kadar tesir eder?
    Nasıl saklar insan gözüyle kalbini?
    Beden hamken,yürek olmaz...
    Aşk,ateştir...
    Açılsa bahtımın kara kapıları,sahipsiz kalbimi sıcak bir bahar sabahı,kahkaha sesleri karşılaşa...
    _Esma_ül Hüsna nedir?
    _Doksandokuz ismi var Allah'ın.Her bir adında ayrı bir vasfı...Hangi adını çekersen,o özelliği sana gelir...
    Abası yamalı dervişler,hırkalarının helal maldan olmasına özen gösterirler.Bu yüzden mallarının helal olduklarına inandıkları sûfilerden kumaş parçaları toplar,bunları ekleyip dikerek kendilerine aba yaparlar...
    "ALLAH" diyene aşk olsun...
    Vedud çek.Hangi kapıyı çalarsan o açılır...
    Hiçbir şeyden korkma.Bu dünyada sadece kötü insanlar var.Onlardan kork...
    Zaman hırçınlaştırır insanı,değiştirir.Her zaman iyiye götürmez;her zaman yaraları sarmaz.Kim demişse yalan demiş...
    En kuvvetli ateş,için için yanar...Yükselen alevler söner,harlanan ateş hayır etmez...
    Zikirlerinizi sessizce çekin. Sadece sizin kulağınızın duyacağı kadar...
    Mutsuzluk,gözle görülür birşey aslında...
    İçim damar damar,içim katmer katmer.Gözlerini gördüğüm geceden beri,içimdeki aşk tek ona...
    Tesadüf yoktur.Tevafuk vardır.Ne yaşadıysan,yaşaman gerektiğindendi...
    Aşka methiyeler yazıp yanmakla,aşkla yanmak başkadır...
    Gidişim vazgeciş değil
    Ömürlük emanetin bende
    Yasak cemalin bana...
    Bu hayat gerçek değil.Oyun sahnesi.Ve hepimizin sınavları var.Benim de,senin de.Bunlardan nasıl geçeceğimiz önemli...
    Başka acıları görürsem,durur mu kanamam?
    Unutsam unutsam çok uzaklara kaçsam...unutur muyum hiç?
    Umutmak ihanet değil mi sana?
    Daha çok sevmeliyim hatta.Daha çok,daha...
    Ben,başka kimseyi sevemeyecek kadar seni sevdim.Tanrı beni neden böyle ağır cezalandırdı?Nerede hata yaptım...
    Seni özlemekten,seni düşünmekten başka yapacak hiçbir şeyim yok bugün.Keşkeler ve eğerlerden başka hiçbir şey yok...
    Acılar büyütür,olgunlaştırır,pişirir insanı...
    Öyle bir baksan ki gözlerime,gözlerin dolsa.Saçının bir teline dünyayı yakarım desen.İnansam.İyi ki varsın deyip başımı göğsüne koysam.Okşasan usul usul.Dünyam sen olsan.Sarsılsam sendeki denizi koklasam.Sensiz zindanlardayım,çok özledim,desen...Sende aşıkmışsın gibi...sever gibi...sevmeyi bilenlerden gibi...
    Kız kulesinde saklasan beni,ya da göğüs kafesinde bir yer açsan.Sende kaybolsam.Adım adın olsa...
    Bu sensiz kaçıncı pazar?bu güneş niye var?ne yaptın ruhuma böyle?Ben sana deliler gibi aşıkmışım da haberim yokmuş...
    İyiyim ben çok iyiyim soran olursa.
    Nefes alamıyorum,boğazımda koca bir yumru var.Güneş aydınlatmıyor sabahları.Ama olsun,iyiyim ben...
    Gönlümün cananı,son nefese kadar...Uzağım artık,ama uzaklaştıkça daha çok sevebilirim seni...
    Cennet de cehennem de bu dünyada.Şu gökler,şu yer Tanrı'nın ta kendisi.Cezayı da ödülü de burada tatmadan ölmez insan...
    Allah'ı çalışarak seveceksiniz.Sadece namazla tesbihle olmaz...Emekle, çabayla ,kendinden başkasına hayırla...
    Ağlamaktan utanma
    Aşktan da utanma.Herkes aşık olamaz.Aşk Allah'ın bir lütfudur.Latif makamıdır.Ve her aşk temiz doğar.Sen kirletmezsen hiçbir aşk günahkar değildir.Senin içindeki aşk masum.Sakın ondan korkma...
    Kul aşkı ile başlar hakiki yangın.Kula yanmayan Hakk'a yanamaz...Hallacı Mansur En El Hakk dedi ya, En el yar da sensin.Sen aşkın kensisisin...
    Neden ölmedim diye sormuyorum.Çünkü belli ki bu acıyı çekmem gerekiyor.Sınavım yeni başlıyor.Dayanma gücü ver Rabbim...
    Erenler dergahında aşkın hangi kapıda açılacağı söylenmez.Aşk gelecek denir,aşk gelir...
    Allahım yardım et.Beni kendime mahçup etme.En büyük cehennem vicdanındır...
    Sınavım bu benim biliyorum.Bilmeyen için değilse de bilen için doğruyu yapmak farzdır.Bir ömürlük emeğim var,bir yanlış ile ziyan olacak.Uzun yaşamak da zor biliyor musun?
    Yaşadıkça neler görüyor insan.Büyük lafima tövbe...
    Hayal ettiğimiz kadar varız işte.Hayal ettiğimiz yerde olabilsek,hayal ettiğimiz zamana gelebilsek ne güzel olurdu...
    Vedud çek
    Seven,sevilmeye layık olan demek...
    Sadece din öğrenmek için okula gidilmez.Okulda ilim irfan öğrenilir...
    Iraktan aşk olmaz....(yalan)
    Kimin günahı daha çok?
    Her vakit namaz kılıp,az tartan manavın mı?
    Oruç tutup,can alan insanın mı?
    İyilik,hangi kefede tartılacak?
    Cennet sadece bu din için mi?
    Kalbimin bana açtığı yara,bir ömür geçmedi.Ne zaman kapandı desem,bir yerden kan sızıyor...
    Nefret ettim insanlardan.Mutsuz,güvensiz,yüzü gülmez biri oldum...
    Göğüs kafesimin içinde ne var?Avucumun büyüklüğündeki kalbim mi?
    Haram,biliyorum.Kaçıyorum.Uzaklaşıyorum.Ama gölgem gibi bu sevda.Her yerde benimle.Hele de gün akşama dönerken.Nasıl da büyüyor...
    Âlem "ol" emri ile yaratıldı.Öncesi;Levh_i mahfûz' da korumaktaydı.Varlık âlemi,kaynağını aldığı Allah'ta sonlanacaktır.Her "şey" tekrar O'na dönecektir.Yani varlık,aslında yokluktur...(Hiç'lik...)
    Âdem kimdir?
    Allâme'l Esmâdır.Yani tüm isimler öğretilerek yaratılmış olandır...
    Yaşamdan yaşlandım be...
    Tefekkürde saklı cennet de cehennem de.
    Suksun akşamüstüne ay doğar mı?
    Hep aynı saatte ve aynı yerde mi batar güneş?
    Hediye bu aşk,bir lütuf içimdeki güç.Biliyorum hissediyorum...
    Beklemek kaç yıl sürer?
    Kavuşmak kaç yıl?
    Aynaya gözüyle bakan yüzünü görür.Gönlüyle bakan,neler neler görür...Sırlar herkese açılmaz.Ya Fettah de...
    Mucizeler bekleme.İçinde, ne ararsan.Ve hiçbir şeye üzülme,ne olur anlayış göster.Olan daima olması gerekendir.Allaha emanet et bırak...
    İnsanlar ölür,ruhlar değil.Ruh ölümsüzdür,özgürdür,bedenle giydirilip sınavlardan geçirilir.Kıymet gör,kıymet ver,kıymet bilenlerden ol.Ya aziz de...
    KİTAP HAKKINDA
    Kitap mı okudum?
    Bir şeyh'den hayat dersi mi dinledim?
    Aşkın ne olduğunu mu sorguladım?
    Farklı hayatların ortak noktalarına şahit mi oldum anlayamadım.
    Her kitaptan bir parça ben ararken,bu kitapta parça parça benlere mi rastladım.
    Bir kez daha tesadüf yoktur,tevafuk vardır sözünü mü teyit ettim bilemiyorum.
    Etkilendim mi?Evet çok
    Okurken sıkıldım mı?asla
    Aksine elimden hiç birakmadan başlayıp bitirdim...
    Başarabilirsem eğer,biraz sizlere de bahsetmek istiyorum...
    Çerkez kızı güzeller güzeli Feride'nin hikâyesi okuduğum.Geçmiş tarihlerde 24 bin Çerkez'in Osmanlıya göç ettirilmesine karar verildikten sonra,sülaleleri tamamen dağıtılıp birbirlerinden hiç haber alınamayacak yerlere göç ettirilen ve Kafkasya dan gelirken Ruslar tarafından her şeylerine el koyulan Feride'nin ailesi,yanlarına sadece taşıyabilecekleri kadar eşya alıp,ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlar.Ve ağır bir semaver aile yadigarı olarak gezmiş hep onlarla.
    Ülkesinden kaçıp İstanbul'a gelene kadar yolda birçok sevdiğini kaybeden Feride'nin annesi son olarak oğlunun da ölü bedenini elleriyle suya bırakıp,tek evladı olan Feride'ye sarılmış sımsıkı.
    4 yaşına vardığında,annesi de ölen Feride,teyzesi Zişan'a emanet edilmiş ve hasta iken kızını götürdüğü falcı ne derse onu yapmasını vasiyet etmiş.Yıllar acımasızca geçmiş ve tek istediği teyzesinden sefkat görmek olan Feride bu eksiklikle genç bir kız olmuş ve tek arkadaşım dediği komşularının çaldığı müziği dinleyerek huzur bulmuştu.Ta ki,vasiyetin günü gelip 1905 yılının sıcak bir akşamüstü,Kadiri Tarikatının,huzurunda tüm şehrin el pençe divan durduğu Şeyh Nafiz Bey'in eşi olana kadar...
    Sırlarla ve efsunlarla dolu koca konakta tek başına olan Leman,annesinden kalma sandığı ile arkadaşken,kızı Leman'ın doğmasıyla onu kendine yoldaş bilerek yaşıyordu konakta.Dergah a gelip giden misafirler,kocasının eteğini öpen insanlar hep garip geldi ona.Ancak kendinden yaşca büyük Nafiz bey hep anlayış gösterdi kendisine.Namaz kılmayı bilmiyorum dedi vakti gelmemiştir cevabını aldı.Dua etmeyi bilmiyorum dedi,Sen niyet et namaza Allah ile konuş,her cümlen duadır dedi.Ne yaptıysa eşine güldü,sevecen davrandı.Ta ki görüp hissettiği bir şeyden ötürü yataklara düşene kadar...
    Şeyh Nafiz efendinin yataklara düşmesiyle nikâhına bile gelmeyen teyzesi birgün çıkıp geliverdi.Ve sırlar sorulan sorulan sorular ile aydınlanmaya başladı.Duyan duyduğuna,gören gördüğüne inanamaz oldu.Şeyhin kızı Leman,erenlerle evliyalarla konuşmaya başladı.Kehribar tesbih,kuyuya düşen ayna,kandilleri kendi yanan evliya mezarlığı Feride'nin hayatının dönüm noktası oldu.Ve on ay sonra iyileşen Şeyh Nafiz,konakta aşkı dileyen zevcesine bazı gerçekleri anlatıp,aşkı bulmasını istedi.Tüm yaşananlara ortak olan.Eşref ve Emine ablanın da varlığı ile işler düğümünden kurtulmaya çalıştıkça mı düğümlendi,yoksa düğümlendi dedikçe mi çözüldü orası okuyana kalsın...
    Peki ya aşk neydi?
    Aşk ile yanmak mı zordu?
    Aşka yanmak mı?
    Kimine aşk Allah...
    Kimine evlat...
    Kimine aşk erkek...
    Kimine kadın...
    Size göre aşk ne?
    Aşk kim?
    Aşk ile yanan mı daha çok acı çeker?
    Aşka yanan mı?
    Şeyh'in Feride'ye emanet ettiği sır bende 'nin içinde ne vardı?
    Yirmi yaşındaki Feride,65 yaşındaki şeyh'e niçin zevce edildi?
    Dipsiz kuyuya düşen ayna'yı kim nasıl bulup Feride'ye verdi?
    Feride aşk'ı dileyerek başına nasıl bir iş açtı?
    Bunca zenginlik içinde,Feride neyin fakirliğini yaşıyordu?
    Konaktaki hangi derviş ile göz göze gelen Feride aşkı tanıdı?
    Derviş hırkasını bırakıp,helallik isteyip dergahı niçin terk etti?
    Kızı Leman'ın,Emir Sultan'a gidelim anne,orada sana bir emanet var dediği emanet ne idi?
    Leman,bahçede oynarken salıncağının ipini kesen Recep kimdi?
    Recep ismini duyan Feride niçin korktu?

    Ağır semaverin sırrı neydi?Feride öğrenince ne tepki verdi?
    Tamburi Cemil bey kim?Ferideyi niçin heyecanlandırdı?
    Kim gidecek diye içi yandı Feride'nin?
    10 ay sonra uyanan Şeyh Nafiz bey'in ilk sözü ne oldu?
    Yakut yüzük,takımı olan küpeler kimin elinden çıkmıştı?
    Yıllar önce bu yüzüğün sahibi senin kaderin denen Eşref,yüzüğün sahibini öğrenince ne yaptı?
    Eşref teki yüzüğü gören Şeyh Niçin ağladı?
    Eşref ile Feride'nin teyzesi Zişan'ın aralarındaki bağ kim?
    Bir mektup ve broşa ulaşan Zişan neler yaşadı?
    Kim karnındaki çocuğunu öldürüp ağacın altına gömdü?
    Kim engelli çocuğunun ölümü ile hayattan nefret etti?
    Gözleriyle kucaklaşıp vedalaşanlar kimdi?
    Dokunmadan aşk olur muydu?
    Camide ayağına Feride'nin küpesi batan kim?
    Gece yarısı tel helva isteyen kimdi?
    Ney sesi,neyin sesi aşık eder insanı?
    Tılsımlı gömleğin sırrı neydi?
    Mektup yazıp
    Evliyim ben,dilersen ikinci eşim ol diyen adamda kim?
    Seven sevdiği tarafından sevilmiyorsa
    Sevdiğini sevdiği ile kavuşturur muydu?

    Ne kadar garip sorular diyorsunuz değil mi?Daha nelerden bahsetmedim,bir ipucu vermemeye çalıştım bir bilseniz...
    Bu kitapla aşk ı tanıyacaksınız
    Bu kitapla sizin için aşk ne,onu bulacaksınız
    Kiminiz Ferideye hak verecek
    Kiminiz Şeyh Nafiz e hayran kalacaksınız
    Kiminiz Eşref 'e ağlayacak
    Kiminiz Zişan a sarılmak isteyeceksiniz....
    Mutlaka kitabı okumanızı dilerim
    Bu ne güzel bir tevafuktur ki,ben kitapla buluştum.
    Buluşturana şük'r olsun...
    Emeği geçen herkese ve yazarımıza sonsuz teşekkürler

    Tavsiye Ederim
    Sevgiler
    ZeHra Gaylan

    Lütfen sevdiklerinize kitap hediye edin
  • 183 syf.
    ·5 günde·8/10
    Yeşilçamı okumak ...
    Sultan Abdülhamid'in yaverlerinden olan bir Paşanın oğludur Süleyman. Bebekliğinden itibaren sarı saçları, renkli gözleri & güzel yüzüyle herkesin de gözbebeğidir. Kendisinden sonra doğan iki kardeşi bile onun kadar asla ilgi görmemiştir. O kadar ki kardeşleri yatılı okula gönderilir, Süleyman evde eğitim görür. Eve dönen baba, kimseyi sormaz bir tek Süleyman'ı kucağına alır. Sadece babasından da değil, annesinden, akrabalardan & eve gelen her konuktan da ilgi görür.

    Süleyman ise bu ilgiden tabi ki de memnundur ama en çok da teyzesinin kızı olan Seniha'nın ilgisinden. Çok sık görüştükleri teyzesi & ailesinden-babasının politik bir iş çevirmesiyle eniştesi sürgün edilmiştir-ayrı kalır. (Burada Yeşilçam filmlerinin dram müziği başlar) Bu üzücü olayın üstünden çok da zaman geçmemiştir ki Süleyman, Seniha'yı görmek için evden kaçınca, bilet sütninesine kesilir & çok sevdiği bir diğer insandan da bu sebeple ayrılmış olur. Ama dram burada asla bitmez çünkü asıl feci olan kitaba da ismini veren olay gerçekleşir. Evde yangın çıkar & kimse Süleyman'ı evden çıkarmaz. Ay parçası yüzlü, güzel çocuk daha 12 yaşında yüzünün yarısı yanık şekilde, hayatının geri kalanını geçirmek zorunda kalır...

    Sanırım buraya kadar okuduklarınızdan anladığınız üzere neden Yeşilçam dediğim anlaşılıyor. Sadece bu hikayede en az 3 zirve noktası daha mevcut, bu sebeple spoilerdan öte kısa bir özet geçip olabildiğince en merak uyandırıcı yerde bırakmaya da gayret ettim.
    İyi okumalar -.-
  • Postmodern yardımlaşma; komşular ellerinde müteahhit, marangoz, tesisatçı ve boyacı adları ve telefonlarıyla gelirler.